Mısır'da seçime itiraz
Mısır'da seçime itiraz
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İngiltere’de Osmanlı olmak
salim@ayduz.com
26.12.2010




Geçtiğimiz hafta 18 Aralık 2010 Cumartesi günü, Londra’da “Islamic Circles” grubu tarafından düzenlenen “Islamic History of the Ottomans” başlıklı bir günlük seminere konuşmacı olarak katıldım. Dört bölümden oluşan seminerin ilk bölümünde “Osmanlı Padişahları”nı, ikinci bölümde “Fatih Sultan Mehmed ve İstanbul’un Fethi”ni, öğleden sonraki bölümde ise ilk olarak “Osmanlıların bilim ve teknoloji alanında yaptığı çalışmalar”ı ele aldım. Seminerin son bölümünde genel olarak Osmanlı Devleti’nin yapısını ve sosyal hayat tarzını izleyicilerle paylaştım. Seminerin tamamında Osmanlıya ait yüzlerce görsel malzeme kullanarak dinleyicilerin konu hakkında daha fazla bilgi edinmesine imkân sağladım. Organizatörümüzün bana, yüz kişilik kontenjanın iki hafta öncesinden dolduğunu ve her dinleyicinin kayda değer bir ücret ödediğini bildirdi. Ağırlıklı olarak gençlerin ilgi gösterdiği koferansta her yaştan, her din ve milletten insanı görmek mümkündü.

Yaklaşık on senedir bulunduğum İngiltere’de ilk defa böyle bir tecrübe yaşamış oldum. Seminer sonunda gelen sorular ve değerlendirmeler, eskiden beri hissettiğim bazı düşüncelerimi bu vesiyle bir kez daha kuvvetlice yüreğimde duymama sebep oldu. Altı asır boyunca üç kıtada hâkimiyet süren Osmanlılar ile tarih boyunca çeşitli vesilelerle irtibat kurmayan millet hemen hemen yok gibidir. Zaten devletin ortadan kalkmasından sonra topraklarında altmışa yakın yeni devlet kurulmuş olması, tabii olarak Osmanlıların bu yeni devletlerle bağını da ortaya koyuyor.

Doğrudan veya vasal devlet olarak dolaylı bir şekilde Osmanlı idaresinde kalmış olan milletlerin Osmanlıyı tanımak istemeleri ve tanıyanların bakış açıları son derece dikkat çekicidir. Zira Osmanlıyı doğru kaynaklardan öğrenmeyenler pek çok yanlış bilgi ile yanıltılmaktadırlar. Nitekim Necip Fazıl Kısakürek, eğitimi vesilesiyle Paris’te (1924-25’li yıllar) bulunmaktadır. Bu esnada Cezayirli bir dostu, kendisine Osmanlıdan şikayet ederek “…Osmanlılar asırlarca bizi sömürdüler ve asimile ettiler…” der. Dostunun şikayetlerini sabırla dinleyen Kısakürek, ona şöyle cevap verir: “Aziz dostum, bana bu şikayetleri ülkenizde üç beş senedir bulunan Fransızların diliyle Fransızca olarak yapıyorsun. Eğer gerçekten Osmanlılar sizin ülkenizde senin dediklerini yapmış olsaydılar, sen bu şikayetleri bana Fransızca değil Türkçe olarak yapardın!”.

Osmanlıları tarih sahnesinden silmek için XVIII. asırda başlayan iç ve dış propagandalar, zaman içinde savunmasız insanların şuuraltına yerleşmiştir. Bu olumsuz propaganda bazı ülkelerde ciddi manada bir “Osmanlı düşmanlığı” politikasını ve düşüncesini doğurmuştur. Ancak bu asılsız propagandalar, özellikle son zamanlarda yapılan araştırmalarla yerini meraka ve doğruyu öğrenmeye bırakmaya başlamıştır. Londra’daki seminerde en çok merak edilenlerin başında “Osmanlı, gerçekten neydi?” konusu geliyordu. Diğer soruların hemen hepsi de yine Osmanlıyı anlamaya yönelik sorulardı.

Gerek benim verdiğim seminerdeki dinleyici kitlesi, gerekse bugüne kadar İngiltere’de karşılaştığımız insanların dini veya etnik “kimlikleri”, bir “Osmanlı” olarak bizlere çok farklı manalar ifade ediyor. Buraya hangi vesile ile gelmiş olursak olalım insanların bize bakışı ve bizim insanlar arasındaki konumumuz gerçekten çok farklı. Bir Cezayirli ile karşılaştığınızda, karşınızda dört asır vatandaşınız olmuş ancak Fransız ve İtalyan tasallutuna karşı koruyamadığınız mağdur bir (eski) vatandaşımız gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Bir Libyalı bir Tunuslu keza öyle. Bir Bosnalı ile karşılaştığınız zaman ise yüreğiniz bir başka burkuluyor. Avrupalıların Müslümanları Avrupa topraklarından söküp atma idealiyle asırlar boyu süren tasallutları sonucunda İstanbul’dan koparılmış öksüz evlatlar gibi Boşnaklar, Arnavutlar ve diğer Balkan milletlerimiz.

Mısırlılar ise bizden siyasi olarak daha erken koparılan, Fransızlarla İngilizlerin aç gözlülüklerine ve oyunlarına kurban giden en öz evlatlarımızdı Yavuz’dan bize miras kalan. Üstelik Türk - Mısır ilişkileri, Memluklarla, Tulunoğullarıyla çok daha eskiye gider. Ya neredeyse Ekvator çizgisine kadar asırlarca himayemiz altında kalan, daha sonra Avrupa ve Amerikalıların balık istifi halinde yük gemileriyle ülkelerine taşıyıp, ne yazık ki hayvandan daha aşağı muameleye tabi tuttukları Afrikalı kardeşlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz... Adeta gözlerimizin içine bakarak “bizi niye koruyamadınız, hani hâmimiz sizdiniz?” diyorlar. “Bu zalimler bizi adeta bir mal kutusu gibi paketleyip götürürlerken neredeydiniz?” diyen o tarihî bakışlar bize bir Osmanlı olarak çok ama çok şey ifade ediyor ve yüreğimizi buruyor. İlk geldiğim yıllarda, üniversitedeki cezayirli ofis arkadaşımın defalarca “Fransızlar bizim halkımızı katlederken, topraklarımızı işgal ederken Osmanlı neredeydi” diye acı acı soruları hala üzüntü verici bir hatıra olarak kulaklarımda çınlamaktadır.

Keza İngilizlerin kılcal damarlarına kadar asimile ettikleri ve maddi manevi bütün değerlerini sömürdükleri, hemen hergün her köşede karşımıza çıkan Pakistanlı ve Hindistanlı kardeşlerimize bir Osmanlı olarak yapacak daha fazla yardımımızın, desteğimizin olması lazımdı. Yedi düvelin üzerimize saldırdığı I. Dünya Savaşı’nda varını yoğunu bize yollayan bu kardeşlerimizin hala gözlerimizin içine bakarak “ne varsa yine sizde var!” dediklerini görmemek mümkün değil. Aynı hisleri Bangladeş’ten  Malezya’ya, Kırgızistan’dan, Doğu Türkistan’dan Kırım’a kadar bütün eski (meyen) dostlarımızın sözlerinden duymak ve gözlerinden okuymak mümkün.

Bir Osmanlı olarak, kendisi de eski bir imparatorluk olan İngiltere’nin İslam dünyasından sömürülen “âhların” üzerine kurulmuş sokaklarında dolaşırken bu hislerimizden ve sorumluluklarımızdan kaçmamız ve uzaklaşmamız mümkün değil. Tarihin üzerimize yüklediği bu misyonu ve insanların gözlerimizin içine bakarak yükledikleri bu tarihi vizyonu bugünlerde daha fazla hissediyoruz. Osmanlının çekildiği topraklarda zalimlerin tasallutuna uğrayanların “Yeni Osmanlılar” ismiyle o eski huzurlu günleri aramaları hiç de boşuna değil. “Huzur ve sulhun ebedi temsilcisi” manasındaki “Osmanlı ruhu”na ve onun beraberinde insanlığa getireceği “Pax Ottomana= Osmanlı sulhü” günlerine büyük bir coğrafya her zamankinden daha muhaç.

Hamdi İlhan
Hepimiz 'Osmanlı' idik, aramıza ırkçılık illetiyle ayrılık ve gayrılığın henüz girmediği o günlerde. Ve 'Osmanlı' sonrasının zulmünün vebali ve sorumluluğu hepimizin üstünde, sadece osmanlının Türkiye kısmında değil. 'Osmanlı', fütuhatın ve başka milletleri yönetmenin, yani emperyalizmin değil, birliğin ve kardeşliğin simgesi olduğu oranda anlamlıdır bugün.
01.01.2011 22:34:12
Şamil kurt
Bu tür yazılar bizlerin koltuklarını kabartan, onurlandıran yorumlar ama biraz Fahrettin Paşayı ve diğerlerini okumak çöllerde yitip giden Aziz Şehitlerimizi, temiz Anadolu çocuklarını hatırlamak gerek.
29.12.2010 16:48:28
arabturk
necip fazil'a ait hatirayi gozlerim dolarak okudum. osmanli barisi bu topraklara yuzlerce yil hakim oldu. Osmanli sadece turklerin degil, araplarin cerkeslerin, kürtlerin, lazlarin hatta simdi kanli bicakli oldugumuz millet-i sadika ermenilerin osmanlisiydi. guzel yaziniz icin cok tesekkurler.
27.12.2010 08:09:36
Arif
Salim bey güzel yazınız için tebrikler. Osmanlı bugün konuşuluyorsa insanların ona sevgisinden kaynaklanıyor. Yahudi İsrail Shamir bile 'Ey Osmanlı geri dön' diye bir yazı yazmıştı. Barış ve huzur için arıyor insanlar osmanlıyı. Osmanlı bölgeden ayrıldığı günden beri kan ve gözyaşı eksik değil bu coğrafyalarda...
27.12.2010 01:13:46
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook