Narkotik köpekleri öyle uyuşturucu müptelasıdır ki, "mal"ı yerin yedi kat dibine saklasalar kaç para!
Gider burnunu hedefe kilitler; manyaklaşır; tırmalar, yırtar, parçalar ama uyuşturucuyu bulmadan oracıktan ayrılmaz.
Acayip hassas burunları var "kerataların." Bilim insanlarına sorarsanız, insandan 100 bin kat daha fazla.
Tabii ortalama insan için geçerli bu kıyaslama.
Yani, 40 kilometre öteden yemek kokusu alan çocukluğumun mahallesinden Müzeyyen abla gibilerine o kadar fark atacaklarını hiç sanmam. Neyse…
Geçenlerde çok ilginç bir haber okudum; köpeklerin koku alma yeteneklerinden kanser teşhisinde yararlanmak hakkında.
Sağlıklı insanlarla kanserli hastaların salgıladıkları kokular farklı olduğu için köpeklerin hassas burunları erken tanıda çığır açacakmış.
Kokuya en duyarlı olanları da "Av Köpekleri" ve "Labrador Retriever"lar falanmış.
Öyle böyle değil ha; kanseri yüzde 99 oranında teşhis edebiliyorlarmış.
Düşünün artık; molekülleri ölçen "kromatografi" cihazlarından yüzlerce kez daha hassas oldukları söyleniyor.
Ayrıca, hastanın köpek fobisi olsa da sorun yok. Zira köpekle hastanın yan yana gelmesi şart değil.
Mesela, akciğer kanseri teşhisi için hastanın bir balona üflemesi yeterli. Bağırsak kanseri için de neyin lazım olduğunu artık tahmin edersiniz.
Gelgelelim "her şeyin başı eğitim."
Yani, burnun hassas olması tek başına yetmez.
Burun hassas; lakin eğitimsizse, yanarım ben o buruna ki kıyamete kadar!
Çünkü böylesi burunların başı dertten kurtulmaz.
Hulasa, bir av köpeğinin "kanser köpeği" olabilmesi için eğitim şart.
İmdi, soru şudur:
Köpeklerin hassas burunlarından aşkta da yararlanmak mümkün mü?
Yani, bazı köpekler eğitilerek "aşk köpeği" haline getirilebilir mi? (Zannettiğin gibi değil Şinasi, heyecanlanma.)
Ve, mutlaka bir kokusu vardır aşkın.
Dağı delen Ferhat'ın salgıladığı kokuyla, "Aşk yaparken oğlu tarafından yakalanınca öz be öz oğlunu öldürdü…" haberinin öznesi olan "annenin" salgıladığı koku bir olmayacağına göre, köpeklerin hassas burunlarına ihtiyaç var demektir.
Böylece…
Bir kadın bir erkeğin iğvasına şappadak kanmaz; "aşk köpeğine" iyice koklattıktan sonra çıkma teklifini değerlendirir.
Köpeğin aldığı koku da teknoloji marifetiyle insanoğlunun anlayacağı dile çevrilecek tabii.
Aşk köpeği, "Ablacığım bu adamdan sana yâr olmaz. Âşığım ayaklarına yatmasına bakma; sadakat duyacak gram periferi yok bunda…" derse, yol yakınken dönülür.
Şayet…
"Bu çocuğu kaçırma sakın; insan anasından doğduğunda bile bu kadar saf olamaz. Ömür boyu bin sırtına, ekmeğini ye…" derse de, Allah ne verdiyse tam gaz yola devam edilir.
Sonuç: erken teşhis "aşk" kurtarır.
Ne düşünüyorum biliyor musunuz: İlerde kimi köşe yazarları için de "Köşe yazarı köpekleri" söz konusu olabilir mi?
Bunlar bildiğiniz dört ayaklı, kuyruklu köpekler elbette.
Demem o ki; bazıları kuyruktan, bazıları ayaktan yırtıyor olsa da, bütün köşe yazarlarını tenzih ederim.
Sonuç itibariyle, "Köşe yazarı köpeklerine" ihtiyaç var!
Mesela, yetmişine merdiven dayamış bir köşe yazarına, "Kurban Bayramı"nın ayrılmaz bir terkip olduğunu bu saatten sonra nasıl anlatacağız?
Hem kurban kesmeyi "Ortaçağ" alışkanlığı tesmiye eden, hem de kurban kesenlerin Kurban Bayramı'nı elinden aldığını söyleyerek yakınan bir kafa yapısına ne diyebiliriz ki?!
Havsalamızı iptal eden bu mantıksız mantık karşısında köpeklerin hassas burunları işe yarar mı acaba?