![]() |
“Güneşin altında yeni bir şey yoktur” diyen Hz. Süleyman, “Öğreniş, sadece bir hatırlayıştır” sözüyle “yeni” kapısını sonsuza dek ölümlülere kapatır. Sigmund Freud’u hasedinden çatlatan Carl Jung da, “kolektif bilinçaltı” kavramıyla psikolojisini farklı farkındalık seviyeleriyle ortak paylaşılan arşetip üzerine kurar.
Yeninin bayraktarı olması gereken bilimde dahi “aha!” dedirtecek şeyler neredeyse bir yüzyıldır mevcut değil. Elbette her yapılan araştırma, dâhil olduğu bilim alanı içerisinde bir “yenilik” iddiası taşısa da, büyük resimdeki yok sayılabilecek etkisi ancak konuya yakın çevrelere erişebilir.
Örneğin geçen haftalarda Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Mikrobiyoloji Departmanı’ndan Dr. Erik Andülüs’ün yayınladığı “Kökenin, Evrimin ve Hayatın Teorisi” adlı çalışma, elektrondan galaksilere, DNA’dan hücreye kadar her şeyi canlı kabul ederek “evrimin” en büyük açmazına yanıt bulduğunu iddia ediyor. Büyük Patlama’daki tekilliği “gyre” adında teorik bir yapıtaşına ilave ederek, “hiç” matematik kullanmadan ölümden hayata her şeye geometriyle cevap bulduğunu öne sürüyor.
Yüzyıl önce olsaydı Stalin, Lenin ve Marks türevlerine esin kaynağı olabilecek teori evrime yol açarken aynı zamanda “Dağlarla ve taşlarla zikreden Hz. Davut’u”, “İsteyerek itaat ettik Ay ve Güneş”i de bir anlamda doğrulamış oluyor. Bilimsel çevrelerin “geyik konusu” olmaya aday 205 sayfalık teoriyi merak edenler buradan bakabilir.
Evrim demişken Ohio Üniversitesi’nden Doç. Dr. David Ahury ve arkadaşları da, neden öğrencilerin “bilimsel gerçeklere” rağmen(!) evrime inanmadığını araştırmış. Araştırmasına göre, insanların kabullenmesinde kanıtlar kadar o iddia ile ilgili içindeki hislerin de etkili olduğu sonucuna ulaşmış. Yani kabullenme, dışarıdan içeriye doğru değil içeriden dışarıya doğru olabiliyor. Sonuçta bir fikre inanmak bir his meselesi ise, yarın öbür gün “evrime inandıran haplar” çıkarsa şaşırmayın.
Arap Depreşmesi’ne “yeni” gözüyle bakanlar olabilir. Ancak Bin Ali’ler, Mübarek’ler, Kaddafi’ler ve Esed’leri o coğrafyanın ürettiği ve beslediği gerçeğini görmezden geliyoruz. Tıpkı kanserli hücreleri üreten ve koruyan beden gibi, bugün yerden yere vurulan kişiler de ona karşı çıkanların bir sonucu olduğu gerçeği yok sayılıyor. Aynı ilişki PKK ve Türkiye arasında da yıllardır mevcut.
Arap halklarına “diktatörlerine karşı antikor üretmemeleri” için verilen baskılama ilaçlarının Avrupa’nın ve ABD’nin içine düştüğü ekonomik kriz nedeniyle, bilerek ya da bilmeyerek, taklaya gelmesi yüzünden bugünkü depreşmeye tanık oluyoruz.
Suriye’ye dayanan bu depreşme, eninde sonunda Esad’ın başını da yiyecek. Çin ve Rusya, Esad’ı ancak askeri bir müdahale ile kurtarabilir. Libya’yı gördükten sonra birliklerini Ermenistan’a yığan ve Akdeniz’deki tek üssünü korumak isteyen Rusya, İsrail’in Gazze’deki katliamların kınanmasını BM’de sürekli veto eden ABD’ye rağmen, askeri ya da sivil bunu gerçekleştirebilir.
Tıpkı AKP’nin başa gelmesiyle renk spektrumunda yeşile kayan sermaye gibi TV ekranlarını dolduran İslamcı uzmanların iddia ettikleri şekilde bu Arap Depreşmesi, gerçekten bir “kıyam” ise, önümüzdeki birkaç (10) yıl içerisinde dünya küresel bir yüzleşmeyle karşı karşıya gelecektir. İkinci dünya savaşının yıkımıyla kurulabilen BM gibi, bu yüzleşme de muhtemelen yıllardır peşinden koşulan “Tek Dünya Devleti”ni ortaya çıkaracaktır.
Not: Yer değişikliği nedeniyle verdiğim ara için özür dilerim.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon