![]() |
“İstemek, başarmanın yarısıdır” tadında beylik laflar etmeyeceğim. Haddizatında balonlukları ortaya çıktıktan sonra başına “kuantum” eklenen NLP ve türevlerinin “kendi kendine” çöptaplarında (çöp-kitap) bunun yeterince suyu çıkarıldı. Nietche’nin “Ey İnsanlar! Her istediğinizi yapabilirsiniz ancak önce isteyebilen kişiler olun” sözü amacımıza daha uygun gibi…
Bu sene Hicri 1433 yılın içerisindeyiz. Allah’ın son kutsalı ve Cebrail’in yeryüzünde yürüdüğünden bu yana gökler hesabına göre yaklaşık 1,5 gün geçmiş. Peygamber, “ikindi vakti” geldiyse yani neredeyse sabah olacak. Kim bilir belki, Arap Depreşmesi yerine Arap Sabahı denmesi daha uygun düşerdi.
Bugün dünyadan 7 milyar+ insan yaşıyor. Müslümanları, Hıristiyanları ve Yahudilerin toplamı en iyi ihtimalle 4 milyarı bulur. Neredeyse her 2 kişiden 1’i Allah’ı ya tanımıyor ya da eş koşuyor. Bu 4 milyar niteliksel olarak incelersek sayı kaça inerdi, onu da ancak Allah bilir.
Şu an yer küredeki savaşlara baktığımızda, savaşların ekserisinin de bu dinler arasında olduğunu görüyoruz. Hıristiyan ABD ve Yahudi İsrail, dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanlara zulmediyor. Müslümanların da birbirlerine ettiklerini de unutmamak lazım. Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, Yemen’de, Mısır’da ve diğer yerlerde Müslümanlar birbirlerinin kanını döküyor.
Peki, ne istiyoruz? Bireye indiğimizde istekler, aynı medya takip edildiği, aynı diziler seyredildiği için aşağı yukarı aynı sayılabilir. Sisteme 20 yıl borçlanarak ev, araba sahibi olmak, rahat yaşamak vs isteklerin ekserisini oluşturacaktır. Elbette “Yapacağım”dan “Yapabilirdim/Keşke Yapsaydım”a kadar olan yaş çizgisine ve sağlık gibi uç baskılara göre bu istekler çeşitlilik gösterebilir.
Aile, akraba, millet, ırk, ülke, din ve insana kadar değişen üst adlandırmalara çıktığımızda, kişinin meşrebine, ideallerine ve inançlarına göre istekler değişir. Tıpkı bireyin olmak istediğiyle, olmaktan rahatsız olduğunu kendisine eş koştuğu gibi, üst adlandırmalar da, bir tür şirki içerir. Mesela Yahudilerin seçilmiş kavim olduklarını zannetmeleri, ABD’nin dünyanın Hıristiyan polis gücü gibi davranması, bizimkilerin kendilerini Osmanlı farz edişleri, hep bu türden üst-eş koşmalara örnek verilebilir.
Bir de işin dünyevilik kısmı var. Bugün ister Allah’a inansın ister inanmasın her üst-kimlik, diğerine hâkim olmak ister. “Sezar’ın hakkını Sezar’a verin” ile açıklanabilecek dünyeviliğe, inanan kesim Allah’ı ve diğer kutsalları da katıyor. Allah adına hareket ettiğini, dünyevi amellerine ve ihtiraslarına eş koşuyor.
Arap coğrafyasında yaşanan depreşmenin hayır getirmeyeceğini bilakis Müslümanların, İslamcı hükümetler yoluyla diğer Müslümanlara Allah adına, dünya için zulmetmesine yol açarak felaket getirebileceğin önceki yazıda öne sürmüştük. Buna gerekçe olarak Müslümanların, niceliksel olarak üstünlükleri olsa da niteliksel olarak çöküntülerini göstermiştik.
Peki, Batı’dan teknoloji, bilim vs gibi dünyevi hâkimiyet getirecek araçlardan en az 2 yüzyıl geride bulunan Müslümanlar ne istiyor? Bir yorumcu dostun dediği gibi ABD’yi 10 şiddetinde bir deprem vursa hatta 12’yle vurup ortadan cart diye 2 ayrılsa koca kıta ve 100+ milyon Amerikalı ölse Müslümanlar öne mi geçecekler?
Ya da tüm Amerikalılar gece yattıklarında “Leyla ve Mecnun’daki” Aksakallı’yı görüp ense köklerine bir asa yiyip sabahına Müslüman olsalar ve ertesi gün çakma Nazi’nin katliamına kadar senelik cinayet oranı 1’den az olan Danimarka, Norveç gibi Kuzey ülkelerinden başlayıp Avrupa’ya dalsalar Müslümanlar rahata mı erecek?
Sözü açılmışken, bir süredir gözleme imkânı bulduğum Danimarka gibi kuzey ülkelerinin, dünyanın yaşam kalitesi en yüksek ülkeleri arasında olmasının nedeni de aslında yukarıda anlatmaya çalıştığım üst-eş-koşmadan beri olmaları. Bizim gibi dünyaya hâkim olacağız diye bir hırsları bulunmuyor. İşgalci ve sömürgeci geçmişleri de yok. İsmet Özel’in “kimse tarafından düşünülmeyecek kadar ve kimseyi düşünmeyecek kadar mutlu” dediği baca temizleyicileri gibi oldukları için, hayat standartları sürekli yüksek çıkıyor.
Toparlayacak olursak, Müslümanlar, dünyevi hâkimiyet koştuğu müddetçe, Batılılaşan Müslümanlar ve dolayısıyla Batı’nın zulmü altında kalmaya mahkûmdur. Nihayetinde Allah, inananlara “dünyanın hâkimiyeti” değil “miras alacakları” sözünü vermiştir. Ayrıca kuzgun bozması Hüdhüd olmasa belki Belkıs’tan haberdar olamayacak Hz. Süleyman zamanında dahi dünyanın tamamen hâkimiyeti inananların elinde olmadı. Benzer şekilde Hz. Davut’un odasına giren nizalı 2 kardeş meselindeki gibi güç eninde sonunda zulüm getirecektir. Bu noktada eğer Müslümanlar fark yaratmak istiyorlarsa Batı’nın elindeki gücün nedeni x=y ile özetlenebilecek bilgi türünün karşıtı bilgi türüne odaklanması gerekmektedir.
Twitter
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon