Mısır'da seçime itiraz
Mısır'da seçime itiraz
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Başbakanı dinlerken...
kocak6@hotmail.com
16.04.2011





Avrupa başkentlerinin yanında gittiğim her ülkenin siyasileri ve devlet adamlarıyla bir araya gelerek, değişen dünya dengeleri ile bu ülkelerin siyasi, inanç ve kültür değerlerini araştırdım.

Üzülerek şu gerçeği belirtmeliyim ki; bulunduğum her ortamda devletini ve milletini temsil eden devlet adamlarının başarılarını ve onların karşısında uluslararası arenada Türkiye’yi temsil eden devlet adamlarının acizliklerini gördükçe kahroluyordum.

Çünkü uluslararası ortamda, farklılıklar bir kenara itilir ve herkes kendi ülkesinin milli menfaatlerini içeren milli politikalara yönelir. Bu sebeple uluslararası arenada ülkemizi temsil edenler, hangi siyasi görüşten olursa olsun, ülkemizin dolayısı ile bizim de temsilcilerimizdi. Onların doğruları ve başarıları bizi mutlu eder, yanlışları ve gafları bizi üzerdi.

Temsil kabiliyeti, bilgi birikimi ve siyaset yeteneği zayıf, Batılı diplomat ve siyasileri karşısında milli menfaatlerimizi kollamak yerine, tam bir teslimiyetçi ruh içindeki “temsilcilerimizin” muhataplarını ‘üstün ırkın ve baskın batı kültürün’ temsilcileri olarak kabullenmelerini gördükçe “Bizi bunlar mı temsil edecek?, Biz; bilgi birikimi ve temsil yeteneği gelişmiş, karizmatik ve kendinden çok emin, kimi temsil ettiğinin bilincinde olan birini ölmeden görebilecek miyiz?” şeklinde yakınan sadece ben değildim. Bulunduğum ortamlarda mesleği gereği bulunan Türk vatandaşı gazeteci, işadamı ve diplomatlarının da benimle benzer şekilde içerlendiklerine inanın çokça şahit oldum.

Bu ortamlarda kürsülerden Türk devletinin ve milletinin görüşlerini seslendirebilecek, hakkımızı savunup, yanlışları Batılı devlet temsilcilerinin yüzlerine haykıracak birilerinin olmasını nasıl arzu ettiğimi anlatamam.

Hükümet düzeyinde olduğu kadar hariciyemizdeki yetenek ve temsil yetersizliği her zaman içimi sızlatan bir yaraydı.

Bugün uluslararası ortamlarda görev yapan gazetecilerimiz meslektaşlarımız, diplomat ve işadamlarımız bizden çok daha şanslılar;

Çok şükür bugün artık bizi biz yapan değerlerin şuurunda, uluslararası arenada milli menfaatlerimizi kollayarak, doğruları dile getirip haksızlıklara karşı duruş sergileyen, tavır alabilecek birikim ve cesarete sahip hükümet ve devlet adamlarımız var.

GEL DE BU ADAMI SEVME, GEL DE TARAF OLMA...

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda konuştu. Konuşmasında; nasıl bir Ortadoğu görmek istediğine vurgu yaparak, “Yeni Afganistanlar, Iraklar olmasın” çağrısında bulundu. Petrol kokusu ile başları dönenlerle, çıkar yarışı ve rol kapma gayreti içinde olanlara uyarılarda bulunurken, Türkiye’nin ilkeli duruşunu dile getirmesi gerçekten çok etkili ve anlamlı oldu kanaatindeyim.

Sayın Başbakan konuşmasının soru cevap kısmında sorulan sorulara verdiği açık ve net cevaplarla; “Söylenmesi gerekenleri söylemiştir.” , “Bunlar Türkiye’ye de Fransız” diyerek Batılı siyasilerin Türkiye ve Türkler hakkındaki bilgi eksikliğini ve yanlışlarını hatırlatmıştır. Başbakan bu tavrıyla Davos’taki “One minute” olayı ile doğruları dile getirip haksızlıklara karşı eğilip bükülmeden sergilediği tavrını devam ettirdi.

Doğrusunu isterseniz; Başbakanın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’ndaki konuşmasını dinlerken mutluluktan gözlerim doldu.

Neden mi?

Çünkü geçmişi hatırladım;

“Allah’ım bizi gerçek manada temsil edecek ve bu kürsülerde bizi gururlandıran konuşmaları yapacak bir hükümet veya devlet adamımızı görmeyi nasip eyle” şeklindeki dua ve yalvarışlarımızın yüce katta kabul bulduğuna şahit oldum.

Birileri bu konuşmayı “diplomasi acısında sert ve nezaket kurallarını zorlayıcı” şeklinde eleştirse de bana göre tam yerinde olmuştur.

Onlara şunu sormak isterim...

Bugüne kadar hariciyemizi temsil eden “monşer”lerimizin nezaketli, teslimiyetçi ve yumuşaklıkları ne işe yaradı ki; bu tavırlarınızla Batılıların bize bakışını değiştirebildiniz mi?

Sakın unutmayın...

“Dik baş tok karın mutlu yarın” atasözü boşuna söylenmemiştir.

Batılı ülkelerin Türkiye’ye bakışını ve Müslümanlarla ilgili önyargılarını bildiğim için Başbakanın Batılı ülkelere onların anlayacağı dilden vermiş olduğu cevaplarla bir Türk vatandaşı olarak ayrıca gururlandığımı belirtmek istiyorum.

O, sadece Davos’ta veya Strasbourg’da değil aynı zamanda Arap dünyasında gittiği her yerde kükreyişini sürdürüyor. Despotçu diktatörlerin gözlerinin içine baka baka, “Bu makamlar ve bu dünya gelip geçicidir. Hepimiz faniyiz ve zamanı geldiğinde hepsini bırakıp gideceğiz. Yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Karunlaşmak ve Firavunlaşmak yerine insanlığa hizmet yolunda bu dünyada hoş bir seda bırakmanın gayreti içinde olmalıyız” uyarıları ve ikazları büyük takdir toplamıştır.

Bu tarihi başarı ve çıkışı kıskanan muhalefet liderlerinin ve taşeron kalemlerin çapsız açıklamalarına ise sadece gülüyorum...

Başbakanımızın ilkeli duruşunu ifade eden açıklamaları karşısında Davos’ta ki o müthiş heyecanı yeniden yaşadım ve inanın defalarca “Gel de taraf olma, gel de bu adamı sevme...” demekten kendimi alamadım...
aslan aygün
Eline diline,kalemine saglik,Mehmet bey,aynen katiliyorum.
21.04.2011 23:43:04
yusuf elgörmüş
Sayın
kocak elıne saglık. yurtdısnda yatırımı olan bır ışadamı olarak bunu kemıklerıme kadar hıssedıyor ve gurur duyuyorum.
16.04.2011 21:26:04
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook