![]() |
Rüzgâra karşı icraat
Hürriyet'in "çakma Bekir'i " hükümete vurmak için resmen rüzgâra karşı işeyip duruyor.
İcraatın hayrına şerrine bakmadan çakma peşinde. Yerli olmuş, yersiz olmuş umurunda değil.
Doğru, yanlış kaygısı zaten yok.
Ortada hayırlı bir icraat var.
Vur.
Uluslararası, milli bir sıkıntı çözülüyor.
Yine vur.
Hele yanlış bir adım söz konusuysa.
Vur Allah vur.
Teşvik paketi açıklandı, primler bir yıllığına kaldırıldı.
Yine vur.
Hükümetle aralarındaki husumetin ölçüsü iyice kaçmış.
Adamlar siyah dese vuruyor, beyaz dese yine vuruyor.
Onun dediği gibi yapsalar bile 'Hah işte, dediğimi yaptılar. Şimdi oldu.' katiyen demiyor.
Hababam vur.
Bir yazarın olaylara bakışı önyargıdan ve husumetten ibaret olunca, ne yazacağı da üç aşağı beş yukarı tahmin ediliyor.
Köşelerinin böyle yeknesak ve ezber tepkilerle dolduranları 'yapacak bir şey yok' diyip kendi haline bırakmak en iyisi aslında.
Bende çoğu zaman öyle yapıyorum.
Ama ara sıra, bir değişme var mı yok mu, öldü mü kaldı mı diye, uzaktan bakarım.
Ne ölüyor, ne kalıyor. Hep aynı yerde, aynı 'nokta ve virgül' hassasiyetiyle bakıyor önünde akıp giden yaşama.
Parametreleriyle milim oynansa buharlaşacakmışçasına tedirgin.
Bir tek rüzgâra karşı cesur.
Dikkatinizi çekerim; asla rüzgâra karşı yürümek gibi bir iddiası yok.
Öyle bir şey yapsa, saygı biriktirmeye bile başlayabilir.
Yürümek bir yana, rüzgâra karşı durduğu da yok.
Yalnızca, malum riskli işi başarmaya çalışıyor ama what fayda.
Önceleri 'cami duvarı' benzetmesi uygun gibi görünüyordu ama 'rüzgâra karşı işeme' benzetmesi daha iyi oturdu.
Ya da şöyle diyeyim.
Cami duvarı benzetmesinde olağanüstü ileri gidip 'fena' bulduğundan, yenisine geçtik.
Derekesi arttı yani.
Onun için biraz zorunlu ve acele bir değişiklik oldu.
Son 'Mavi Marmara' olayından sonra yapacak bir şey kalmadı zaten.
Tam cephesinden esen sert rüzgâra doğru, ısrarla su dökünmeye çalıştı günlerce.
Sonuç yüzde yüz belli olduğu halde, yaptığı işi marifet diye satmaya da kalkıyor.
'İğne deliğinden Hindistan'ı gören' marifet sahibi edasıyla hava basıyor her pislediği köşede.
Hükümetin, son olaylarda ortaya koyduğu performansı eleştiriyor.
Eleştirebilir elbette; bunda bir şey yok.
Ama her şeyin bir usulü, adabı yok mu?
İş de onlar yok arkadaşta.
Usul yok, adap yok. Hakkaniyet, dürüstlük yok. Aslında ortada eleştiri de yok.
Sade suya tirit husumet, öfke ve saldırı var.
Başbakanın, Genelkurmay Başkanı ve diğer askeri erkânla görüşmesini ti ye alıyor aklınca.
Yazı boyunca kâh açıktan, kâh örtülü 'Hepsi Ergenekoncu neden görüştün.' diye avaz avaz bağırıyor.
Adamda ki belagat bu. Tarafsızlık, hakkaniyet bu.
İsrail'i ıhtırmışsın, BM'ye istediğini yaptırmışsın umurunda değil.
İşi gücü ironi!
Askerlerle niye görüştün?
İşte rüzgâr, işte sayın yazarın yaptığı iş.
Alışmış bir ere.
Hayrını görsün.
Götü, başı ayrı oynayan yazılar
Birde nehir kenarını mesken tutmuş olan zat var.
Yazının ortasından itibaren, baş tarafta yazdıklarının tekmilini yalanlamak, övdüklerine sövmek için yazıyı, 'ama'lara boğan gazeteci.
Denebilir ki en meşhur alamet-i farikası budur.
Yazının başında sûret-i haktan görünüp, sonlara doğru işi lay lay loma çevirmek.
Gazze olayları içinde, yukarıdan ki bilgileri doğrulayan tipik bir yazı yazmış.
Yazının başında itidalli.
Satır aralarında, ifrata varan 'Dış politika olursa bu kadar mükemmel olur' dedirten yaklaşımlar bile var.
Lakin sonlara doğru resmen, rakip bir parti temsilcisi gibi olur olmaz eleştirilere, uygunsuz teşbihlerle salmış kendini.
Yazının başı Tayyip Erdoğan ise, sonu Netenyahu.
Nehir kenarı iyice bozmuş anlaşılan.
Allah şifa versin.
Sonra da hayırlı olsun.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3330 | ![]() |
| Dolar | 1,7560 | ![]() |
| Altın | 98,3360 | ![]() |


















PKK, Suriyeli muhaliflere saldırıyor
Suriyeli doktorun feryatları
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon