Görmez: İslam'a dışarıdan büyük baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan büyük baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
Kopenhag'da Batı yeniden doğuş arıyor
isik@rowan.edu
13.12.2009




Futbol asla sadece futbol değildir derler. Kopenhag, Türkiye için tarihî bir şehir. 2000 yılında bu şehirde Türkiye, birinci dünya ile üçüncü dünya arasındaki makasın her alanda hızla daraldığının bir diğer işaretini spor üzerinden göstermişti.

 


 

Kopenhag bugünlerde bir diğer tarihî mücadeleye tanıklık etmektedir. 7 Aralık'tan beri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı çerçevesinde birinci ve üçüncü dünyadan 15 bini aşkın üst düzey bürokrat ve politikacıya ev sahipliği yapmaktadır. Amaç, 2012'de sona erecek olan Kyoto Protokolü'nü yenilemektir. Bu konferans, basit bir çevrecilik konferansı değildir. İnsanlık tarihi için kırılma noktalarından birisidir. Bu şirin Viking şehri şimdilerde gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında iklim değişikliği üzerinden amansız bir mücadeleye sahne olmaktadır. Oyunun kurallarının yeniden belirlendiği bu toplantıda, eğer fakir ülkeler oyuna gelirse, şimdiye kadar kazandıklarının hepsini geri verme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Gelişmekte olan ülkeler son otuz yılda inanılmaz ekonomik mesafeler alarak toplamda zengin ülkeleri yakalamıştır. Örneğin Çin, çok gerilerden gelmesine rağmen, 1970'ten beri her sene ortalama % 10 civarında büyüyerek, ekonomisini her 8 senede bir ikiye katlamış, üç sene önce İngiltere'yi, geçtiğimiz sene de Almanya'yı sollayarak dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olmayı başarmıştır. Yalnız bu yarış yanlış bir zemine oturmaktadır. Batı'nın iki yüz yıllık sanayileşme geçmişi de, üçüncü dünyanın son çeyrekteki hızla yükselişi de "cehennem yakıtları" denen kömür, petrol ve doğalgaz üzerine bina edilmiştir. Karbon teknolojisine dayalı büyüme politikaları sonucu asırlardır büyük zarar gören çevre, artık alarm vermektedir. Çin, enerji fakiri bir ülkedir. Hızlı büyümesini idame ettirmek için her türlü enerjiye ihtiyacı vardır. Bugün Amerika'dan sonra en fazla petrol ithal eden ikinci ülkedir. Çin'in tek zengin olduğu yakıt kömürdür. Çin'de haftada iki tane kömürle enerji üreten bir tesis dikilmektedir. Bu kara elmas, Çin'in kükreyen ejderhasına ucuz yakıt olurken, havayı da hızla karartmaktadır.

Tabiri caizse, Çin'in ekonomik mucizesi kara bir mucizedir. Çin, Amerika'yı 2008'de sollayarak, dünyanın havaya en fazla kirli gaz salan ülkesi haline gelmiştir. Tevekkeli değil, dünyanın en kirli 5 şehri bugün Çin'dedir. Çin'de çöplerin ancak % 20'si çevreye uygun yok edilmektedir. Çin nüfusunun üçte biri kirli hava soluduğundan, senede 400 bin insan kanser olmaktadır (Pekin'de ölümcül kanser vakalarının % 70-80'i hava kirliliği ile alakalıdır). Ayrıyeten, Çin'in 7 büyük nehri sanayi atıkları yüzünden hayati fonksiyonunu yitirmiştir. Artan hava kirliliği ve beraberinde gelen ısınmayla, Çin'in nehirlerini besleyen Himalayalardaki buzullar hızla erimekte ve ülkenin büyük bir kısmı kum fırtınalarına maruz kalmaktadır. Meşhur Sarı Nehir'in suyu üçte iki azaldığından artık denize ulaşmamaktadır. Bugün, Çin'in % 25'i temiz içme suyundan yoksundur. Hava kirliliği sebebiyle, Çin topraklarının üçte birine asit yağmurları düşmektedir; son 50 yılda, Çin'de kullanılabilir arazi miktarı % 50 düşmüştür.

"ÇİNDİSTAN" DİRENİYOR

Çin hızlı kalkınmak için bırakın çevreyi, ideolojisini bile bir kenara itmiştir. 1979'da Çin'in efsanevi lideri Deng Xioping, "Beyaz kedi, siyah kedi, mühim olan fareyi yakalayıp yakalamadığıdır!" dediğinde, Çin eski "dinini" terk edip direksiyonunu kapitalizme kırmıştır. Çin otoritelerine çevre sorunları hatırlatıldığında, "Bu kaygı şimdilik çok lüks, Çin ne zaman zenginleşirse, bu sorunun çaresine o zaman bakarız" demektedirler. Dolayısıyla, Çin'in bugün tek ideolojisi GSMH'ciliktir. En büyük ideali, ne olursa olsun, her sene en az % 8 büyüyebilmektir. Asya uzmanı Nayan Chanda'ya göre Çin'in bu takıntısını anlayabilmek için 1994 yapımı "Hız/Speed" filmini seyretmek gerekiyor. İki Oscar ödülü almış bu filmde bir şantajcı (Dennis Hopper) devletten yüklü bir fidye talep etmek için Los Angeles'ta bir halk otobüsüne bomba yerleştirmiştir. Bomba öyle hince tasarlanmıştır ki, otobüs, hızı saatte 50 milin altına düştüğü an, infilak edecektir. Özel timden bir polisi oynayan Keanu Reeves helikopterle otobüse iner ve yolcular içerisinde bir bayanı oynayan Sandra Bullock'la beraber Los Angeles'ın yoğun trafiğinde hızın hiçbir zaman 50'nin altına düşmemesi için amansız mücadele verir. Nayan'a göre Çin işte o otobüstür. Ekonomisinin hızı yılda % 8'in altına düştüğü an, Çin infilak edecektir. 1,3 milyar insanın yaşadığı ve bunun üçte birinin fakirlik sınırında olduğu bu ülkede işsizlik hızla artacak, homurtular başlayacak, nihayet Çin patlayacaktır. Bu yüzden Çin'le halkı arasında gizli bir antlaşma vardır. Halk komünist partiyi sorgulamayacak, demokrasiye takılmayacak, yönetim de halkın refahını artıracaktır.

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook