Amerikan Merkez Bankası başkanı zor durumda
isik@rowan.edu
15.09.2008




Sultan Bernanke ve yeniçeri

Bu ağustos ayı küresel mali krizin yıldönümüydü. Yıldönümleri genelde mutlu anlardır; yalnız bu yıldönümü 'mutsuz' ve 'umutsuz' olarak tarihe geçti. Biz bir süredir kendi yerel ve suni krizlerimizle boğuşurken, dünya uzun zamandır eşi ve benzeri görülmeyen bu krize karşı kalelerini güçlendiriyordu.

Kimileri bu krizi, Büyük Ekonomik Buhran'dan (1929), kimileri ise 2. Dünya Savaşı (1945)'ndan sonra yaşanılan en şiddetli kriz olarak görüyor. Şiddeti tartışılır ama, bu kriz gittikçe güç depolayan amansız bir fırtınaya (perfect storm) benziyor ve ne zaman sakinleşeceğini ise hiç kimse kestiremiyor. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ve Harvard Üniversitesi profesörü ve eski IMF baş ekonomisti Kenneth Rogoff şu an yolun yarısını aldığımızı öngörürken, Financial Times baş ekonomisti Martin Wolf henüz başlangıcın bile sonuna varmadığımıza inanıyor. Tahminleri zorlaştıran, bu krizin şimdiye kadar yapılan tüm müdahalelere cevap vermediği gibi, her saldırıyla daha da azgınlaşan bir canavara benzemesidir. Bu yüzden, bazıları bu krizi Hollywood icadı canavarlar King Kong veya Godzilla'ya benzetmektedir. Bütün dünyadan mali otoritelerin bu canavarı, faiz indirimleri, likidite yardımları, banka kurtarmaları, sonsuz garanti vaatleri, vergi iadeleri gibi silahlarla bombardımana tutmalarına rağmen, o hâlâ salınarak yoluna devam etmekte ve her yeni adımda yeni kurbanlara ulaşmaktadır. Bu karamsar ortam, insanların hayal güçlerini de zorlamaktadır. San Francisco FED Başkanı Janet Yellen, dünya ekonomisini tehdit eden güçleri, gök gürültüsü ve şimşekler arasında, her biri bir tepeden ortalığa 'felaket' üfleyen üç cadıya benzetmektedir. Bu üç cadıyı da, konut piyasası, mali piyasalar ve emtia fiyatları olarak nitelemektedir. Bu platonik şartlar, henüz Amerikan ekonomisini değilse de, halkını 'mental durgunluğa' sürüklemiş gözüküyor. Maryland eyaletinden bir toplum lideri 'semavi yardım' için benzin istasyonlarında toplu dua seansları düzenlemektedir.

Küresel kriz şu an en fazla satan 'ateşli' ürünlerden birisi. Bütün dünya, Amerika merkezli bu fırtınanın çıkış sebeplerini, ulaşabileceği hızı, nereleri vuracağını ve ne zaman duracağını merak ediyor. Temmuz ayında, Ankara'ya yaptığım bir iş ziyaretinde, şehrin en merkezî binalarından birinde, bir FED mensubunun küresel kriz konusunda verdiği seminere konuk oldum. Amerikalı misafir, krizin anatomisini iki saat boyunca anlattıktan sonra, FED'in elinden gelen her şeyi yaptığına ama krizin adeta bağışıklık kazandığına değindi. FED'in bir suçunun olup olmadığı sorgulandığında, belki kurumsal bir vefayla, FED'in masumiyetini ve krizlerin hayatın bir parçası olduğunu savundu. Misafir olduğum bir toplantıda soru sormayı pek nazik bulmadım, ama kendimi de tutamadım. Ev sahibine, soru sormamın bir sakıncası olup olmadığını sorduğumda, 'ne demek hocam, siz de bizden birisi sayılırsınız' cevabını alınca cesaretlendim. 'Sayın misafir, ortada büyük bir hasar var; bunun sorumluları olması gerekir. [Dostoyevski'ye göre], bir suç gerekli cezayı çekmeden, vicdanlar sükunet bulmazmış. Krizin bir türlü dinmemesi, piyasaların daha fazla kurban istiyor olmasından kaynaklanmasın?' Sorunun toplantının ölen saniyelerine rastlaması hem konuşmacı hem de benim için talihsizlik oldu ve o üst düzey oturumdan krizin suçlusunu belirleyemeden ayrıldık. Bütün alınan önlemlere rağmen, küresel krizin yavaşlamaması, aksine hızlanması, bir yerde piyasaların birilerine çok kızgın olduğunu gösteriyor. Bu kadar kurbana rağmen, kriz canavarının hâlâ doymaması, piyasaların yüreğinin hâlâ soğumadığına delil. Bu da bana, kendi öz tarihimizden bazı acı sayfaları çağrıştırıyor.

Eski dostları Greenspan'in apoletlerini söküyor

Kimilerine göre, piyasaların şu anki dramatik durumu, tam bir Shakespeare malzemesidir. Ancak, Shakespeare, 'bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir' der. Evet, dünyada krizler yeni bir olay değildir; mesela bu topraklar birçok kriz görmüştür. Hatırlanırsa, bizde 'kazan kaldırmak' diye bir tabir vardır. Kazan kaldırmak, yeniçeri ocağının isyan etme, meydan okuma, otoritenin zayıf olduğu vakitlerde isteklerini kabul ettirme tarzı olarak tarihimizdeki yerini almış bir eylemdir. Sultanca verilen cep harçlığını (ulufeyi), aldığı altının ayarını, sistem değişikliklerini, vezirlerin yönetim tarzını ya da yemeği beğenmeyen yeniçeri derhal mutfaktan içi yemek (genelde et) dolu kazanı kapıp Meydan-ı Lahm (Et Meydanı) denen yere gider ve kazanı kaldırıp devirirmiş. Eğer saray, bu kazan eyleminden gerekli dersi çıkarmazsa, yeniçeri bu sefer ayak divanı kurulmasını salık verir ve genelde 'kelle' almadan da kışlaya dönmezmiş. Mesela, Lehistan seferindeki başarısızlığı askerin gayretsizliğine bağlayan Sultan Genç Osman, Anadolu, Mısır ve Suriye'deki Türkmenlerden oluşacak yeni bir ordu kurmak isteyince, yeniçeriler hemen kazan kaldırıp sarayın yolunu tutarlar ve Sultan 1. Mustafa'yı tahta geçirip Genç Osman'ı Yedikule Zindanları'nda boğarlar. Kabakçı Mustafa İsyanı'nda ise, Sultan 3. Selim tarafından yeni kurulan Nizam-ı Cedit ordusunu kendi varlıklarına tehdit gören yeniçeriler, sarayı basar ve yeni orduyu lağvettirirler. Bununla da kalmaz, padişaha yakın 11 devlet adamının kellesini isterler. 'Böyle isyankâr tebanın hükümdarı ve halifesi olmaktansa, olmamak daha iyidir!' diyen 3. Selim padişahlığı bırakır. Bunun üzerine, isyancılar 4. Mustafa'yı tahta geçirir ve 3. Selim'i bir yıl sarayda hapis tutarlar. Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, Selim'i kurtarmak için İstanbul'a yürür, ama saraya yetişemeden Sultan Selim katledilir. Lale Devri'nin sonunu getiren Patrona Halil İsyanı'nda ise, yeniçeri ve esnaf karışımı isyancılar, sarayın sefahatından ve yapılan israflardan sorumlu tuttukları Sadrazam Damat İbrahim Paşa ve 37 devlet adamının kellesini isterler. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan 3. Ahmet, canını kurtarır ve yeniçeriler de kışlalarına çekilirler. Tarihe 'Vaka-i Vakvakiye' olarak geçen olayda ise, paranın değer kaybetmesi, maaşların geç ödenmesi ve hakarete uğradıkları gerekçeleriyle alt yönetimden hoşnut olmayan isyancılar, devrin padişahı 4. Mehmet'e dokunmazlar ama, listesini verdikleri 30 bürokratın kellesini almadan da saraydan ayrılmazlar. Öyle anlaşılıyor ki, yüreklerinin 'yanıklık derecesine' göre, saray kapılarına dayanan yeniçerilerin 'kelle' isteği de farklı oluyormuş. Bazen bürokrat, bazen vezir, bazen de sadrazam kellesi yeniçerilerin yüreklerini soğuturken, bazen de bunların hiçbirisi yetmiyor, hoyrat elleri 'sistemin başını' almadan teskin olmuyormuş.

Ben de ruhi teskin için, Sherlock Holmes gibi bir yıldır suçluların peşindeyim. Ağustos ayında, krizin yıldönümü münasebetiyle Amerikan Türk Ticaret Odası'nın düzenlemiş olduğu 'Mortgage Krizi ve İşletmeler Üzerine Etkisi' adlı panelde laf dönüp dolaşıp 'suçlu kim?' sorusuna geldi. Uluslararası ilişkiler ve politika uzmanı Dr. Akif Kireççi'nin profesyonel yönetiminde, şahsım, borsa ve yatırım uzmanı Dr. Osman Kılıç ve emlak uzmanı Hacı Köse hep beraber iz sürdük. Fikirlerin çarpışmasından hakikat doğarmış. Tartışma şeklinde geçen panelde, ben Arşimet misali 'buldum, buldum!' diye sevinerek, nihayet 'gerçek suçluyu' teşhis etmenin ruhi hazzına erdim. Piyasaların 'gizli elinin' boğazladığı kurbanlara bakarak suçluyu kestirebiliriz. Arthur Andersen adlı asırlık denetim firmasının 2001'de devletçe 'idamı' ve denetçi firmaların elinden danışmanlık hizmetlerinin alınması büyük kayıplardır. Kredi reyting acenteleri sıkı düzenleme ve pazar kaybı tehdidi altındadır ve artık müşterilerine belki de ek danışmanlık yapamayacaktır. Bankacılık sektörü ise piyasa değerinin yarısını yitirmiş; 9 kayıp vermiş (FDIC'ye göre 117'si de yoldadır); bilançosundan toplamda 450 milyar dolar kredi silmiştir (IMF'ye göre 1 trilyona çıkabilir). Milyarlarca dolar zarar eden bankalar, Citigroup (55), Merrill Lynch (52), UBS (38), Wachovia (22) ve IKB (16), kızgın yatırımcıları teskin etmek için genel müdürlerinin 'başlarını uçurmuştur'. Halk, 1,3 milyon evi bankalara; finans sektörü de 35 bine yakın evladını işsizliğe kurban vermiştir. Anlaşılan, birçok suçlu adayı var. Bankalar kredi analizini savsakladıklarından ve aşırı kâr peşinde, halkın parasıyla çok riskli yatırımlara giriştiklerinden dolayı suçludurlar. Banka denetçileri, bu denli büyük skandalları (Northen Rock, IndyMac, Fannie&Freddie) rapor etmediklerinden dolayı suçludurlar. Öyle ki, çoğu otorite, denetçilerin denetleme sonrası verdiği görüşlerin, üzerine yazıldıkları kâğıt kadar bile değerinin olmadığına inanıyor. Konut kredilerinin %50'si 'mortgage havuzları' tarafından fonlanmaktadır. Bu havuzların mortgage kredilerine karşılık piyasaya tahvil sürebilmesi için, kredi risklerinin Standard&Poors ve Moody's gibi reyting acenteleri tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu acenteler, inşa edilmesine danışmanlık yaptıkları bu havuzlara ve nihai sahibi bankalara genelde hep iyi notlar vermişlerdir. Yatırımcıların rekor zararları, acentelerin 'not enflasyonunu' ele vermektedir. Zaten denetçiler ve reytingciler, hizmetlerinin bedelini, denetledikleri ve değerlendirdikleri müşterilerden aldığı müddetçe aksi de pek beklenemez. Banka mağduru bireyler de, 'açgözlülük', 'kolay ayartılmak' ve 'ayaklarını yorganlarına göre uzatmamaktan' dolayı suçludur.

İyi korku filmleri sürprizle doludur. Kriz canavarı King Kong ve yeniçeriler hâlâ kurban istediğine göre, baş suçlu yukarıdaki zanlıların dışında birisi. Sistem çatırdadığına göre, 'sistemin sahibini' sorgulamak lazım. Aslında, politikacılar icranın başıdır ve nihai sorumludur. Yalnız, on yılı aşkındır, mali konularda merkez bankaları birçok yerde tek (veya en önemli) otoritedir. O yüzden, tarihî teşbihimizde piyasalar yeniçerilere, FED başkanları ise, 'finans dünyasının sultanlarına' karşılık gelmektedir. Greenspan yönetimindeki FED, borsa balonunun patlamasından, 11 Eylül terör olayından ve Enron gibi dev şirketlerin şaibeli şekilde batmasından sonra, faizleri uzun süre düşük tutmuş, değil Amerika'yı, tüm dünyayı paraya boğmuştur. Piyasalar ne zaman sızlansa, 'Greenspan put' (harçlık ver) mekanizması devreye girmiştir. Dünya da kazandığı ihracat ve petro-dolarlarını sürekli Amerika'ya geri pompalamıştır. Sonuç olarak, ucuz kredi ve para bolluğu her yerde konut balonunu şişirmiş; bankaları ve bireyleri ayartmıştır. Tek sürpriz, enflasyonun azmamasıdır; o da anti-enflasyon makineleri Çin ve Hindistan yüzündendir. Zümrüdü Anka kuşu gibi, piyasalar gak dedikçe et (ucuz para), guk dedikçe su (garanti) veren FED, piyasaları 'şımartmıştır' (moral hazard). Halbuki, 'en iyi merkez bankası, parti en şiddetiyle devam ederken, içki şişesini insanların önünden alabilendir'. 18 yıl FED başkanlığı yapan ve 'Lale Devrinin' bu kadar uzun sürmesiyle adeta 'ilahlaştırılan' Greenspan'in apoletleri -kendisini zamanında alkışlayanlar tarafından- tek tek sökülmektedir.

Sırada Bernanke mi var?

reenspan'in dava arkadaşı olan ve aynı geleneği hâlâ sürdüren, şu anki FED Başkanı Bernanke de aynı tehlikeye maruzdur. Kurbana doymayan piyasaların anlaşılan canı çok yanmış ve daha büyük kurbanlar istemektedir. Bir süredir, sorunlu mortgage devleri Fannie ve Freddie'nin kamulaştırılmasını, genel müdürlerinin başlarının alınmasını ve hissedarlarının idam edilmesini diretmeye başlamışlardı. Piyasalar ortalığı 'kan gölüne çevirmeden', devlet geçen hafta bu kurumlar üzerinde kendi (kısmî) infazını yapmıştır. Harvard Profesörü Rogoff, hâlâ büyük bir bankanın batacağını öngörmektedir. Belki bunlar, piyasaların yüreğini soğutabilir.

Sistemi değiştirmek dirayet ve feraset istiyor. Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, 3. Selim'e yetişemez ama reform yanlısı 2. Mahmud'u tahta geçirir. Daha kurnaz bilinen Sultan Mahmud da, yeniçerilerden (ve ayanlardan) kurtulmak için tam 17 yıl fırsat bekler. 'Vaka-i Hayriye' denilen olayla, bir isyanı fırsat bilir ve yeniçeri ocaklarını ancak top ateşiyle söndürür. Bernanke'nin önünde de üç senaryo var. Ya, Sultan Ahmet gibi, kini dindirmek ve kendisini kurtarmak için piyasalara birkaç büyük kurban verir; ya Sultan Mahmud gibi 'müesses nizamı' (siyasi iradeyle) değiştirip tüm sistemi kurtarır; ya da başladığı reformları sonlandıramazsa Sultan Genç Osman ve Selim gibi kaderine razı olur. Krizler bir yerde reform fırsatıdır. ABD Hazine Bakanı Paulson'un masasında yeni bir 'finansal mimari proje', 31 Mart'tan beri bekliyor. Amerika'da okullarda Osmanlı tarihi dersleri verilmektedir. Bernanke böyle bir ders almış mıdır bilmiyorum. Yalnız, ben Ankara'daki seminerde, konuk FED mensubuna yeniçerilerden biraz bahsettim. Piyasaların gazabı şu an tepe noktasında. Greenspan'e linç girişimi çoktan başladığına; geçen hafta Lehman Brothers canlı canlı piyasaların insafına terk edildiğine; Fannie and Freddie'nin genel müdürleri ve hissedarları yeni idam edildiğine göre, Kabakçı Mustafa ve Patrona Halil FED duvarlarına dayanmış gözüküyor. 'Çorbacılar' buradan geri de dönebilirler; ancak eninde sonunda Sultan Bernanke'nin başına dikilmeden, inşallah Alemdar (Hank Paulson) bu kez saraya zamanında yetişebilir! Yoksa tepetaklak aşağıya yuvarlanan bu koskoca sistem, ancak bir Mustafa Kemal'in önünde durur!

 

PROF. DR. İHSAN IŞIK - ROWAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ VE ATCOM BAŞKANI

 

Zaman

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3310
Dolar 1,7705
Altın 97,2440
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz