Politikalar değişiyor, tepkiler aynı
f.koru@zaman.com.tr
13.03.2010




Amerika'dan sonra İsveç de bizi üzenler kervanına katıldı; hükümet her iki ülkeye de aynı tepkiyle cevap verdi: Büyükelçilerimizi geri çekti. Washington Büyükelçimiz Başkan Barack Obama'nın 24 Nisan'da yazacağı mektupta uygun bir dil kullanmasına kadar merkezde kalacakmış; Stokholm Büyükelçimiz ise herhalde ortalık yatıştıktan sonra geri döner...

Şimdiye kadar sonuç verdiği görülmemiş, bazen ters sonuçlar doğurabilen alışılmış tepkiler bunlar... İnsan hayli zamandır yepyeni bir diplomasi dilini devreye sokan Ak Parti'den daha farklı ve sonuç alıcı tavırlar bekliyor...

Türkiye ile ABD şimdiye kadar hiçbir zaman yaşanmamış bir yakınlık içerisindeler. Obama'nın 'model ortaklık' dediği, uzmanların 'stratejik ortaklık' diye tanımladığı bir yakınlık bu. Anlık istihbarat paylaşımından belli-başlı uluslararası ihtilâflarda aynı bakış açısını paylaşmaya kadar uzanan hayli ileri bir yakınlık...

İyi de, anlık istihbarat paylaşan iki ülke, böylesine kritik bir ortak sorunu nasıl oluyor da ânında çözemiyor? 40 gün sonra altına imza atacağı mektupta Obama'nın ülkemizi rencide edecek sözcüğü kullanıp kullanmayacağını bugünden öğrenemiyor mu Türk diplomasisi? Komisyondan kıl payı geçen tasarının genel kurula indirilmeyeceği yolunda bir güvence almak için bir telefon yetmiyor da büyükelçimizi çekmemiz mi gerekiyor?

Kusura bakmasınlar, ama kendi hesabıma ben bu sorunun cevabını "Obama 24 Nisan'da o sözcüğü kullanacak mı?" ve "Tasarı genel kurula iner mi?" sorularının cevabından daha önemli buluyorum. ABD ile Türkiye arasındaki ilişki tasarının komisyonda kabul edilmesiyle sakatlanacak türden ise, bu ilişkiye nasıl 'model ortaklık' veya 'stratejik ortaklık' denilebilir?

Oylamayı hepimiz izledik: Komisyon başkanı 'Evet' oylarını öne geçirmek için kendini küçültmeyi bile göze aldı. Böyle bir oylamada geride kalmanın hiçbir mahzuru yok. Kaldı ki, 'Ermeni' konusunda her ülkenin politikacıları oylarıyla Türkiye'nin canını acıtabilir; Türkiye için önemli olan devletleri ve hükümetleri kendi çizgisinde tutmaktır.

ABD ve İsveç'te, bildiğim kadarıyla, Türkiye-yanlısı hükümetler iş başında...

Büyükelçileri geri çekmekle, Türkiye'nin tezlerinin daha güçlü anlatılması gereken kritik bir süreçte, o ülkedeki kadrolara liderlik etmesi beklenen kişiyi devre dışı, kadroyu da lidersiz bırakmış olmuyor mu hükümet?

Türkiye Ak Parti hükümetiyle birlikte aktif bir dış politika izliyor, ileriye doğru adımlarda fazla bir sorunla karşılaşmıyor o politik çizgi, karşılaştığında da sorunu çözmekte zorlanmıyor; ancak tepki verilmesi gereken ortamlarda klasik yöntemlerin uygulamaya konulması anlamsız kaçıyor. Büyükelçi geri çekmek yerine, büyükelçinin başında olduğu bir ekiple kararların neden yanlış olduğunun ısrarla anlatılması, bunun için yeni argümanların da kullanıma sokulması herhalde daha doğru bir tepki tarzı olurdu.

Fırsat henüz kaçırılmış değil. ABD ve İsveç'te Türkiye'yi rencide edecek biçimde oy kullanan politikacıları yaptıklarına pişman edecek bir aydınlatma kampanyası açmak, Türkiye'de Ak Parti sayesinde değişen konuya yaklaşımı doğru biçimde sergileyecek bu kampanyanın üslubunu ve içeriğini iyi belirlemek gerekiyor. Kendi içimizde yürüttüğümüz tartışmalardan daha geride bir savunma çizgisiyle hiçbir yere varamayız.

24 Nisan'da Başkan Obama'nın yazacağı mektup önemli olabilir; ama o gün bir büyük Amerikan gazetesinde çıkacak ve Türkiye'nin konuya yeni yaklaşımının ipuçlarını sergileyecek Abdullah Gül veya Tayyip Erdoğan imzalı bir makale etki açısından her şeyden daha önemlidir.

 

Yenişafak

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3290
Dolar 1,7660
Altın 97,3164
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz