İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Zafer Üskül Hemen İstifa Etmeli
cyranodebergerac@timeturk.com
25.10.2010




Natalie BRACHT

Alman asıllı bir İngiliz vatandaşı…

Yahudi asıllı eşinden boşanmasıyla başlıyor her şey.

Önce İngiliz hükümeti ardından da Alman hükümetinin baskıları sonucunda 5 çocuğundan ayırılıyor.

Annenin her nedense Müslüman olduktan sonra psikolojik rahatsızlıkları olduğunu keşfediyor eski eşi. Çocukların eşinden ayrı tutulmasını istiyor.

Çocuklar bir Alman yetimhanesine alınıyor. Günlerce anneye çocuklarının nerede olduğu söylenmiyor.

Daha sonra çocuklarının yerini buluyor Natalie. Çocukların Anneleriyle Haftada bir defa, kızlarından her biriyle sadece beş dakika süreyle ve bir görevlinin denetimi altında görüşmesine; her 4–7 haftada bir kere, kızlarından biriyle sadece 20 dakika, iki gardiyanın refakati altında görüşmesine izin veriliyor. Tipik nazi terörü!

Uzun ve acıklı bir hikayesi var Natalie’nin..

 

Soner ERÇİM

ODTÜ güvenlik görevlisi…

2008’in Mart ayı…

AK Parti ve MHP başörtüsü konusunda uzlaşmış, meclisten yasal bir düzenleme geçmiş ve üniversitelerde başörtüsü yasağı kaldırılmış.

Soner ERÇİM ertesi gün ODTÜ kapılarını başörtülülere açıyor.

Hemen ardından da üniversite yönetimi tarafından önce başka bir bölgeye sürgün ediliyor, ardından güvenlik görevlisi olmasına rağmen başka bir işle görevlendiriliyor.

Yetmiyor, attığı her adımdan dolayı soruşturma geçiriyor…

Bu da yetmiyor, bir sabah 5 dakika geç kalması bahane edilerek işine son veriliyor.

 “Yüce yargıcılar” Soner Erçim’in görev yerine geç gelme bahanesiyle memuriyetten atılmasını haklı buluyor ve ERÇİM işsiz ve çocuklu bir şekilde sefalete terk ediliyor.

 

ECENUR

Daha YÖK yazısı ortalıkta yokken, daha seçime çok varken! Ecenur diye bir kız ilkokula başörtüsü ile girmeyi deniyor Diyarbakır’da.

2009’dan bahsediyorum, daha referandumdan söz edilmezken, Kılıçdaroğlu daha teşrif etmemişken hayatımıza…

Sencer hocam bilim kurulu başkanı olmadan mesela…

Babası ne olursa olsun başörtüsüyle girecek diyor. O Okuldan diğerine, oradan bir diğerine sürgün ediliyor, Küçük Ecenur.

Hakkında soruşturmalar açılıyor, cezalar alıyor ama ailesi vazgeçmiyor kararlılığından.

Bir gün bir yerde yeter artık diyor Eğitim Bakanlığının memurları.

Ne haliniz varsa görün…

Ecenur aylar sonra verdiği mücadele için provakatörlükle suçlanacağından habersizdir henüz…

 

Nimet ÇUBUKÇU

Baştan söyleyelim eğitimin milli’si, milsiz’i olmaz. O yüzden Eğitim Bakanı!

Torna tornadır. Milli torna, Milsiz torna diye ayrılmaz tornacılar.

Neyse topa ilk giren o oldu.

Ecenur dışında Adana ve Mersin’de de başörtülü ilkokula girme talepleri yansıdı kamuoyuna.

Zamanlamaya dikkat çekti Eğitim Bakanı.

“Tam üniversitede başörtüsü sorununu çözüyorduk ki…” diye devam etti.

Pası alan medya bir anda ailelerin ‘hizbullah’la bağlantısını deşifre etti!

Hizbullah davasından ceza almış, hüküm giymiş veli haberleri doldurdu gazete sayfalarını.

Oysa JİTEM gibi bir yapılanmaydı ‘hizbullah’.

Made in T.C.

İster derin devlet deyin adına, ister başka bir şey.

Hepimiz biliyoruz ki ‘hizbullah’ PKK’ya karşı bir antigüç olarak kullanıldı.

Operasyonlar bu örgüt üzerinden yapıldı.

Önce desteklendi örgüt, beslendi, sonra da sağıldı.

Sadece PKK ile değil İslami unsurlarla da çatıştırıldı. Kimi cemaat liderleri, mensupları, imamlar… Bu örgüt eliyle öldürüldü…

Sonra ömrü biten her eşya gibi raftan tavan arasına kaldırıldı.

Hepsi bu…

 

Zafer ÜSKÜL

AKparti milletvekili.

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu başkanı.

Pası en iyi o değerlendirdi. Hem CHP tribünleri de arkasındaydı.

“Çocuğuna zorla başörtüsü takıp eğitim hakkını engelleyen velinin velayetini elinden alır devlet” dedi.

Sosyal demokrasiden, faşizme uzanan ince uzun bir çizgi işte…

CHP bile faşizmde bu noktaya ulaşamamıştı daha.

İster Natalie’nin çocuklarını elinden alsın nazi Almanyası, ister çocukların velayetini almakla tehdit etsin TC!

Zafer ÜSKÜL’ün insan Hakları Komisyonu başkanı olması facianın büyüklüğünü ortaya koyması açısından önemli.

Ulusal ve uluslar arası sözleşmelerde çocuğun velayetinin, her türlü haklarının, eğitiminin, tercihlerinin ebeveynleri üzerinde olduğunu bilemeyecek kadar yoksun olabilir mi hukuk bilgisinden?

Ailelerin dini ve felsefi görüşlerine göre çocuklarını biçimlendirebileceklerinden gerçekten habersiz mi?

 

 * *

Soner ERÇİM memuriyetten atılıp hayat karşısında çırılçıplak bırakılırken ne Zafer Üskül ne de Nimet Çubukçu yoktu yanında.

Üniversiteli kızlar başörtülü oldukları için kapılar yüzlerine kapanırken Eğitim bakanını hiç göremedik aramızda.

Çözüldü çözülecek dediği sorunun Ankara üniversitelerinde ne halde olduğundan bile habersiz Çubukçu.

Çocukların her sabah üniversite güve’leriyle nasıl çatıştıklarından, üstelik her sabah bu sinir harbini yaşamanın nasıl bir duygu olduğundan da habersiz.

Ecenur okuldan okula sürgün edilirken, soruşturmalar geçirip, cezalar alırken, suratsız öğretmenler, idareciler karşısında titrerken Eğitim Bakanı yine yoktu ortalıkta.

Çünkü konjenktür Üskül’e de, Çubukçu’ya da tehlikeden uzak durmayı söylüyordu. “Arızalı” tiplerle yan yana gelmek, onları haksızlığa uğrasalar da müdafaa etmek siyasi hayatları için tehlikeli olabilirdi.

 

Her türlü siyasi beklenti bir şekilde izole edilebilir belki.

Bakan Çubukçu’nun oportünist gerekçeleri olabilir.

Aynı şeyi, aynı derecede hissetmeyebiliriz mesela onlarla.

Başörtülü kızların yaşadıkları anlamlı gelmeyebilir. Açsınlar başlarını girsinler ne var bunda diyebilir.

Ama zafer Üskül’ün durumu hiçbir şekilde tevil edilemez.

Zira başkanı olduğu komisyon buna izin vermez.

Yurttaşla devlet arasında tercih yaparken devletten yana tavır koyan bir insan hakları komisyonu başkanı olamaz.

Olursa bu bir utanç vesikası olur.

Zafer ÜSKÜL bu utanca izin vermeyecektir sanırım. İstifa ederek insan hakları komisyonunun saygınlığını kurtaracaktır. Çok lafı eğmeden, bükmeden doğrudan hata yaptığını itiraf ederek, özür dileyerek olmalı bu istifa.


Hizbullah meselesine gelince…

Bu aile içi bir durum!

Devlet kendi arşivlerine dönerse, hizbullah’ın kim olduğuyla devlet kayıtlarında nasıl yer aldığıyla ilgilenirse mesele kalmaz.

Ama yok, kol kırılır yen içinde kalır derse o başka!






aydın doğrugören
muhammed,isimlerle değil fikirlerle uğraş.adının ahmet mehmet olması o kadar önemli mi?
09.03.2012 10:47:04
aydın doğrugören
kendi elleriyle yaptığı putlara bile doğru dürüst tapamıyorlar.bari kendi elinizle yaptığınız putları yemeyin.
09.03.2012 10:44:07
aydın doğrugören
bıktık bu kemalit kafaların başörtüsü zülümünden.odtü gibiher türlü radikal grubun 'özgürlüğün' savunan,eşcinselliği bile kendi eliyle teşvik eden bu okulun, başörtüsü konusunda böyle davranması,liberalizmin hangi kitabında yazıyor.özgürlükse herkese sunulduğunda özgürlük olur...
09.03.2012 10:42:51
Emin A
Haddim değil yazarın avukatıda değilim. ama iyi tanıyan biri olarak kendisine kefilim. Ha burada kendisine olmadık yakıştırmalar yapıp kendini kaf dağının ardında gören sözüm ona elit-aydın geçinen yorumcular. El insaf diyorum. Şahsı tanımıyorsunzubile. Çektiklerini ve Uğraşılarını, üniversitede birileri rahat rahat otlarken mesaisini nerede yaptığını biliyormusunuz da yargıluıyorsunuz. Esas sizlere yazıklar olsun. Zafer Üskül denen kutsal devletçi adamın sözlediği saçmalığı kabul ediyorsunuz da yazarın dediklerini neden kabul etmiyorsunuz.
31.10.2010 15:29:03
Muhammed
Sn. Yazar, İslama dair yazı yazmadan önce, avatarına koyduğun deccalvari resmi kaldır bi zahmet..!
29.10.2010 15:41:03
AHMEDCAN
BİR İFTİRAYA BU KADAR KÖRÜ KÖRÜNE İNANMIŞ OLMAK SİZE YAKIŞMADI
28.10.2010 12:12:52
İzz b. Abdüsselam
Çok iddialı şeyler söylüyorsun.
Dezenformasyondan hiç mi haberin yok?
'Hepimiz biliyoruz ki hizbullah Pkk'ye karşı bir antigüç olarak kullanıldı' diyorsun.
Hizbullah taraftarı olup da Pkk ve Devlet tarafından şehid edilen 500 kişiden haberin var mı?
ya 1993'te, 1994'te işkencede şehid edilenler...
Abdüsselam, Murat, Gaip, M. Ata, Celal, M. Nur...
Bu isimler Devlet tarafından ya işkencede ya da çatışmada şehid edildiler.
Birazcık aklın varsa devletin hem de 1993'te neden bu insanları şehid ettiğini sorgularsın.
Ama sen kolay olanı
27.10.2010 16:38:56
HUSEYIN SASMAZ
ANLATIMDAKİ BU NETLİK, İFADEDEKİ KESİNLİK, KİMİ DURUMLARDA VE KOŞULLARDA KİŞİYİ BU ŞERİATTAN -KÜÇÜK ÇAPTA DA OLSA- HERHANGİ BİR HÜKMÜ TERK ETMEYE ÖZENDİREBİLECEK ALDATICI GEREKÇELER KARŞISINDA BU DENLİ KESİN ÖNLEMLER ALINMIŞ OLMASI, İNSANI İSTER İSTEMEZ DURAKSATIYOR... BU AYETLER KARŞISINDA İNSAN ELİNDE OLMAKSIZIN OTURUP DÜŞÜNMEK ZORUNDA KALIYOR. KİMİ İNSANLAR, KOŞULLAR VE DURUMLAR BUNU GEREKTİRİYOR DİYEREK ALLAH'IN ŞERİATINI TÜMÜYLE İNKAR ETMELERİNE KARŞIN, HÂLÂ NASIL OLUYOR DA MÜSLÜMANLIK İDDİASINDA BULUNABİLİYORLAR, ŞAŞIRMAMAK ELDE DEĞİL!..
25.10.2010 16:33:57
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook