![]() |
Her an borçlandırılan ülkemizin, yabancı yatırım miktarının milyar dolarların altında kalacak kadar düşük olması, kaynakları yeterince kullanılmayan ülkemizde, yetersizliklerle bizleri, karşı karşıya bırakmaktadır.
Kısa zamanda ülkemizin dünyada adını duyurabilecek bir konuyu gündemleştirerek sahada varlığını, rekabet edebilir güçlü bir ülke adayı olduğunu ortaya koymak durumundadır. Rekabet gücünün gelişme hızı açısından değerlendirilmesinin küresel rekabet raporlarında alt sıralarda bulunması, önemli bir eksi göstergedir.
Bankacılık sektörünün, ideolojik tabanlı düşük nitelikli kamu personel yapımızın,
Yanlış politikalar sebebi ile kayıt dışı ücretlendirmenin, yolsuzlukların, üretim girdi maliyetlerinin vergi ve masraf tabanlı olarak yüksek tutulmasının ortaya çıkardığı sorun, rekabet gücünün düşük olması olarak, ülkemize fatura çıkartmaktadır.
Bütün bunların iyileştirilmesi için de AR-GE çalışmalarının yetersizliğinin bu seviyelerde olması da gelişmemiz, rekabet ortamının sağlanabileceği bir altyapıyı oluşturabilmemizin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır.
Rekabet gücümüzü bireysel menfaatlerin toplumsal menfaatlerle çelişmesini önleyerek arttırılması mümkündür. Bunun için bir zihin devrimin gerçekleşmesi ile, büyük aile modelinin; kaynakta,istihdamda,üretimde,pazarlamada verimlilik anlayışı ile yeni bir yapılanmanın güncelleştirilmesi gerekmektedir.
Yaşanan global krizin gerçek sarsıntısını hissedenlerle, artçılarını hissedenler arasında tabi ki farlılık olacak; artçıları hissedenler daha çok panik halinde olmalarına rağmen en az etkilenenler olacaktır.
Ancak bir de ne depremin büyük sarsıntısını ne de artçıları yaşamadan sadece ekrandan bir film izler gibi izleyenlerin varlığını da inkâr etmek mümkün değildir. Kâğıtların yeniden karılması için sıralarını bekleyen bu izleyiciler için ekonomik tetikçiler görevlerini yerine getirmiş, onlar da sahadaki toz bulutunun dağılmasını beklemektedirler.
Birileri varsa biz de olabiliriz.
Bu yaklaşımla, krizin etkilerinden çok,toz bulutunun dağılması sonrasına odaklanarak,rekabeti arttıracak önlemleri bu günden nasıl almamız gerektiği konusunda öngörülerle kafamızı yormalıyız.
Yerelden üretimin hızlandırılması ile, markaların hayata geçirilmesi için, yerel yönetimlerin yani devlet desteğinin, halkın üretime katılması adına, bireysel menfaatlerle toplumsal menfaatlerin çakışması adına, acil ve gerekli ve zorunludur.
Verimliliği, birlikteliği, üretimi, şeffaflığı bir zorunluluk haline getirmek, halkın da bundan pay almasını sağlamak,ona rağmen devleti üretimden uzak tutmak, güçlü bir menfaat birlikteliğini oluşturarak dünya ile rekabet noktasında kapıları aralayacaktır.
AB"nin bölge planlamalı üretim merkezi Türkiye
Avrupa biriliği ülkelerinin genç nüfusa sahip olmaması, üretim maliyetlerini etkileyen; enerji, istihdam, gibi konularda çok şanslı olmaması ülkemizi bir fırsatın eşiğine götürebilecektir.
Ülkemizin yasalarla belirlenecek kolay yatırım fırsatları ve üretimi baltalayacak unsurların törpülenmesi yolu ile, öncelikle yabancı sermaye ortaklığında bir montaj sanayinin kapılarını açabilecektir.
Ülkemizin üretim planlamaları yapılarak bölgelere ayrılıp, konularına göre üretim devlet tarafından bir süre sübvanse edilebilecektir.
Vergi destekleri ile bölgelerin kendi aralarında da, ticaret ve hizmet merkezi olarak ayrılarak, cazip hale getirilmesi, bölgesel anlamda birbirleri ile, el ele tutuşma zorunluluğunda, menfaatlerde birleşebilen bir halkı da, meydana getirebilecektir.
Böylece hazırlanan ortamlara göre, teknolojiden bilişime, turizmden imalata, tarımdan enerjiye…Hangi sektörün, hangi bölgede gelişmesini istiyorsak,yerli yabancı yatırımcıları, (o bölgeyi çok ama çok cazip hale getirerek, bir çok destek hizmetini de, devlet ve halk şirketleri (HD) birlikteliği ile, güven vererek) ikna edebiliriz.
Çünkü herkes kazanmak ister..
Marka imajdır. İmaj küresel rekabet gücünün artmasıdır.Rekabet gücü gelişme ve etkinlik demektir. Kültürel zenginlik, tarihsel kazanımlar eklenince bu bir bölgede lider olmanın kapılarının açılması anlamını taşıyacaktır.
Dünya medeniyetinin gelişme noktası... tarihin sinir uçlarının ülkemizde bulunması... Neredeyse, bilinen tüm kültürlerin ana kaynağının ülkemiz olması... Bu sentezlerin oluşturdukları farklılıkların bir hoşgörü ortamına dönüşebilmesi... Yaşanabilir, farklı iklimlere sahip olması gibi zenginlikleri ile ülkemiz, sadece bir fırsat aramaktadır .
Bu fırsat da Türkiye için vardır.
Türk milleti tarafından kullanılmayı beklemektedir.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3075 | ![]() |
| Dolar | 1,8435 | ![]() |
| Altın | 92,7679 | ![]() |






























Vatikan gizli arşivleri
80 yaşındaki kadın havada dehşet saçtı
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon