Mood: Hula'da en az 32 çocuk öldü
Mood: Hula'da en az 32 çocuk öldü
Bahçeli, Bakan Şahin'e sahip çıktı
Bahçeli, Bakan Şahin'e sahip çıktı
Bakan Şahin'den açıklama: 4 gözaltı var
Bakan Şahin'den açıklama: 4 gözaltı var
Gazze kuşatmasına son verin!
Gazze kuşatmasına son verin!
Karşı devrim bir tehdittir!
Karşı devrim bir tehdittir!
Kanlı bıçaklıların kan kardeşliği
can.dundar@e-kolay.net
27.08.2009




Bugünlerde konuşan bazı çehreler bana “Gerçek Hayatlar”ı hatırlatıyor.  Hiç kuşkusuz İngiltere ve BBC tarihinin en tartışmalı belgeseliydi o...
3 bin cana mal olan İrlanda sorununun zirveye tırmandığı 1985 yılında çekilmişti.
Çok cesur, ama aynı oranda sade bir fikre dayanıyordu.
İngiliz belgeselci Paul Hamann, İrlanda’yı bölen politik çitin iki yanında sivrilmiş iki rakip portreyi görüntülemişti.
Biri Martin McGuinness’ti.
İngiltere’yi Kuzey İrlanda’da işgalci olarak gören ve bağımsızlık mücadelesi veren Sinn Fein partisinin lideri... IRA’nın askeri kanadının başında olduğu söylenen isim...
Diğeri Gregory Campbell...
İngiltere ile birleşme yanlısı Demokratik Birlik Partisi’nin en güçlü figürü... Polisin IRA yanlılarını gördüğü yerde kurşunlaması gerektiğini savunan politikacı...
Belgesel, birbirine taban tabana zıt görüşleri savunan bu iki liderin özel hayatlarına girmiş, onlarla kendi dünyaları içinde söyleşmişti.
İkisi de Kuzey İrlanda parlamentosunun seçilmiş üyeleriydi.
İkisi de alt tabakadan, genç, yeşilaycı ve ihtiraslıydı.
İkisi de kilise müdavimi, dindar insanlardı. Tanrı’ya inanıyorlardı; tabii Tanrı’nın kendilerinin safında olduğuna da...
İkisi de ailelerine bağlılığıyla tanınıyordu; filmde çocuklarıyla oynaşırken görüntülenmişlerdi.
İkisinin yakınları da onların geleceğinden endişe ediyordu.
İkisi de koruma altında yaşıyor, silahsız gezmiyorlardı.
Dillerini bilmeyen biri, mitinglerde kızgın taraftarlarına yaptıkları ateşli konuşmaları dinlese aynı şeyleri söylediklerini sanabilirdi; aynı sertlikte ve öfkeyle konuşuyorlardı.
İkisi de şehitlerini yüceltiyor, savaşı sonunda kendilerinin kazanacağını söylüyordu.
Ölümü kutsayan sloganlar atıyorlardı. Ne kadar çok ölünürse, zafer o kadar yaklaşacakmış gibi...
Kamera, ikisini de “şehitleri”nin mezarlığında görüntülemişti. İkisi, tıpatıp aynı şeyi söylüyorlardı:
“Diyalog, şehitlerimizin kanına ihanet olur.”
* * *
Tamamen karşıt kamptalardı, birbirlerinden nefret ediyorlardı, ama belgeselcinin vizöründen bakıldığında bu ikisi adeta aynı insandı.
“Öteki”ne tahammülü olmayan...
“Karşı”dakinin silahla yok edilmesini savunan...
Muhalifini “hain”, uzlaşmayı “ihanet” sayan, diyaloğa asla yanaşmayan iki radikal...
Fazla doğuya gittikçe batıya çıkan yollar gibi, birbirini çeken zıt kutuplar gibi, aynı ekmeği bölen bıçağın keskin iki yanı gibi, iki aşırı uç, aynı çizgide düğümlenmişti sanki...
İkisi de radikal tavırlarıyla çatışmaya ve bölünmeye hizmet ediyorlardı.
İkisi de gerilimden besleniyor ve birbirlerinin varlık nedenini oluşturuyorlardı.
Birbirlerine muhtaçlardı.
Nefretin ortadan kalktığı bir ülkede ikisine de yer olmayabilirdi.
* * *
Keşke “Gerçek Hayatlar” bugünlerde “ibret için” yayınlansa bizde...
Ya da Türkiye versiyonu çekilse...
Şu “Kürt açılımı”nda mesela, en uçta yer alan “kanlı bıçaklı”ların, kan üzerinden politika yapmakta nasıl “kan kardeş” oldukları görülse...
Birbirlerine sürtündükçe keskinleşen bıçaklar gibi nasıl çatışarak birbirlerini keskinleştirdikleri ve keskinleştikçe yeni sürtüşmelere gereksindikleri belgelense...
Ancak gerilimi artırdıkça var olabildikleri, barış yaklaştıkça da panikledikleri gösterilse...
Şu ortamda çok öğretici olmaz mıydı?
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook