Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.22
  • EURO 2.76
  • ALTIN 85

Utanç sadece Zafer Üskül’ün mü?

Bilal Medeni

Önce Hüseyin Çelik ve Nimet Çubukçu’nun provokasyon açıklamaları düştü gündeme. Arkasından Zafer Üskül’ün “çocukları ailelerinden alma” tehdidi geldi.

Bu koca koca çözümlemeler ve devlet aklı tedbirlerinin tamamı ilköğretimi başörtüleriyle okumak isteyen kız çocuklarının girişimleri üzerine gerçekleştirildi.

Zamanlamaya dikkat çekiyorlardı. Hassas bir süreçle, provokasyona elverişli bir zeminden geçiyormuşuz. Oysa bu hassasiyetlerinin altında devasa bir manipülasyon yatıyordu. Hem sadece iktidar sözcüleri değil onlara eklemlenmiş medya da bu dezenformasyona ortak oluyorlardı. Neymiş efendim, iktidar tam da başörtüsü sorununu halledecekken bu adımları sekteye uğratacak provakatif eylemler gerçekleştiriliyormuş.

Kazın ayağının hiçte öyle olmadığını en başta iktidardaki partinin en başındaki insanlar (örneğin Bülent Arınç’a ilköğretimine başörtüsüyle devam eden Ecenur Özel’in babasının verdiği bir dosya var) daha sonrada onlara yamanmış medya biliyordu oysa. Ortada görmezden gelinen koca bir direniş halkası ve mücadele vardı uzun süreden beri.

Yıllardır onlarca merkezde başörtüsü platformlarının gerçekleştirdikleri başörtüsü eylemleri yapılıyor. İlköğretim düzeyinde başörtüsüyle öğrenimini sürdürmek için birkaç seneden beri girişimler yaşanıyor. Ecenur Özel olayı bunun en somut örneğidir. İktidar sözcüleri tüm bunları görmezden gelip yaşananları sanki yeni eylemler gibi değerlendirip şüpheli eylemler olarak nitelendiriyorlar. Yani en hafif deyimiyle yalan söylüyorlar, çarptırıyorlar.

Bu noktada iktidar-medya-STK ilişkilerinin geldiği korkunç ve tiksindirici boyutu da görebiliyoruz. İktidar, medyayı ve STK’ları öylesine dönüştürmektedir ki artık vakıayı salt iktidarın söylevleri üzerinden izah ediyorlar. Başörtülü çocukların ailelerinin aidiyetleri üzerinden bu girişimleri mahkûm edip şüpheli durumuna indirgiyorlar. Adana ve Mersin’de çocuklarını başörtüleriyle okula gönderen aile reislerinin bağlı oldukları dernek üzerinden bu eylemleri mahkûm eden bir habercilik sergiledi Cihan Haber Ajansı ve Haber7. Daha sonraları ise Star gazetesi devam etti bu çarptırmaya. Bu haberlerle iktidarın soyut açıklamaları medyaları aracılığıyla somutlaştırılıp ete kemiğe büründürüldü.

Zafer Üskül’ün “çocukların ailelerinden alınabileceği” tehdidi ise işin geldiği en iğrenç noktadır. Medya ve STK’ların bu iğrençliği büyük bir sessizlik içinde izlemeleri ise kuşkusuz ki daha iğrenç bir durumdur.

Kimdir bu Zafer Üskül? TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyon başkanı bir zat. Trajik bir durum değil mi? Bu ülke o kadar garip bir ülke ki insan haklarıyla ilgili yetiştirdiği fertleri bile bu denli hak mefhumundan uzağa düşebiliyor. Üskül’ün muhayyilesindeki “insan” kimlere tekabül etmekte? Haklarını savunacağı bu “insanlar” kimlerdir? Hak kavramından ne anlıyor bu gözü kara adam? Kafasındaki ideolojik şablona uymayan insanların hakları hakkında ne düşünüyor? Yoksa şablon dışında kalanlar ile hak kavramını yan yana düşünemiyor mu?

Ulus devletlerde zorunlu eğitimin ne anlama geldiğinin en güzel örneğidir Üskül’ün açıklamaları. Zorunlu eğitim, çocukların ideolojik ve sapkın algı doğrultusunda yetiştirilmeleri amacına matuftur. Özgürleştirici ve evrensel doğrular temelinde bir eğitim anlayışı değildir bu yaklaşım. Dolayısıyla zorunlu eğitimi ve devletin eğitim üzerindeki tekelini doğru bulmuyoruz ve bu tekelin kırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye’de cari olan devlet örgütlenmesi ve bu örgütlenmeyi ortaya çıkaran ideolojik duruşun nazarında bireyin hareket alanını hatta bireyin kendi ailesi üzerindeki haklarını bütünüyle resmi ideoloji belirler. Bireye ve hayata mutlak anlamda hükmetme iddiasındadır devlet. Özgürlüğümüz devletin tanımladığı alan içinde ve belirlenen miktarda söz konusudur ancak. Sunulan bu alana yapılacak her hangi bir itiraz bireyi düzen karşıtı bir konuma getirir. Sonrasında hem kendi yaşamlarınız hem de çocuklarınız üzerindeki tabii haklarınız elinizden alınır.

Devlet varoluşun sınırlarını belirleyemez. Oysa bu ulus devlet kurulduğundan beri insanların din, kültür, milliyet, siyasal örgütlenme gibi en temel varoluş alanlarını düzenleme gibi bir haddi aşma ameliyesi içine girmiş ve adeta kendisine Tanrı payesi biçmiştir.     

Bugün Türkiye’de tüm kesimlerin farklı semboller üzerinden yürüttükleri hak kavgası devletin bu boyunu aşan etkinliğinin kırılmasına dönük bir mücadeledir. Bedenlerimiz ve düşüncelerimiz üzerindeki otoritenin belirleyiciliğine karşıdır verilen bunca bedel. Geçmişte buna müsaade edilmediği gibi bundan sonra da bedenlerimiz ve düşüncelerimiz üzerinde hiçbir hegemonyaya müsaade etmeyeceğiz.

Bugüne dek bu devlet, insanlarına her türlü acıyı yaşatmada sınır tanımadı. Öldürdü, katliamlar yaptı, sürgünlere gönderdi, coğrafyasını tahrip etti, dinlerini yasakladı, etnik kimliklerini red etti, dillerini yok saydı ve asimile etti. Devletin hayal dünyası çok geniş… Acı çektirme skalasında daha başka yöntemler de varmış meğer bizim bilmediğimiz. Şimdi de çocukları ailelerinin ellerinden alacaklarmış. Parçalayacakmış o aileleri… Peki, ne için? Sadece devletin anlamsız uygulamalarını reddedip inançlarını yaşamak istedikleri için. Tıpkı geçmişte tek suçları Allah’a iman etmek olan insanların öldürüldüğü gibi…

Biliyoruz bunu yapabilecek hem gücünüz ve hem de kurumlarınız mevcut. O tehdit ettiğiniz ailelerin ise sadece gözyaşları, duaları ve mücadele azimleri var. Ve unutmayın, gözyaşı dua ve mücadele bilinci sizin bütün gücünüzden daha üstündür.

 

Son sözde iktidara bitişmiş, eklemlenmiş dünün illegal cemaatleri, bugünün legal STK’larına. Sizlerin ömrü iktidarın ömrü kadardır. İktidarın bitimi ile sizde biteceksiniz. Belki geniş imkânlar elde edecek, “güvenli” bir hayat yaşayacaksınız. İktidarın yanlışları karşısında susuşunuz ile elde ettiklerinizi mukayese etmiyorsunuz belli ki. Bu tavrınızın insanların geleceğini kararttığını göremiyorsunuz. Otoritenin akıl tutulmasına maruz kalmış haldesiniz. Size yarınlarda kalacak tek şey var, o da her dilde utanç. Fedi, shame, honte, ar… Sahip olduğunuz hiçbir zenginlik ve hiçbir imkân bu utancı yüreklerinizden söküp atmanıza yetmeyecek. Tabi bu utancı hissedebilecek yüreğiniz kalırsa…   

 

  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN

YORUMLAR

suleyman talha / 27.10.2010 14:22:59
İktidarın A.b ye girmek için yaptıkları ve her fırsatta A.b standartlarında anayasa diyerek tanıttıkları değişimleri sanki islami bir anayasa kuruluyormuş gibi yansıtıp referandumda evet evet çığırtkanlığı yapan müslümanlar bu aldığınız ilk hediyedir. Çocuklarınızı elinizden alırız tehdidi. Çünkü bu a.b de olan bir şey. DAha güzel hediyelerinizde arkasından gelebilir. Hiç zırlamaya gerek yok. Eden bulur. Bir kerede verdiğiniz kararları sorgulayarak verin.
mehmed / 26.10.2010 14:46:18
Sayın Medeni'yi 'kitabından ortasından' alarak yazdığı yazı için ancak tebrik edebilirim. Harika bir yazı. Görmeyen, duymayan ve görmezden gelenler okusa ne iyi olurdu!
mustafa sancak / 25.10.2010 14:52:00
muhafazakarların kimyası 28 Şubatla alaşıma uğradı. şu anki iktidarı da mağdur olan kesimde alaşımdan, yeni bir kimlik ve zemin tanımlaması yaparak, bukalemun gibi adaptasyon sağladı.

velevki provakasyon olsa bile-ki değil- çocukları alıp aileden izole etmek ile kişinin canına kastetmek aynı şey. Üniversitedeki 'ikna odalarıyla' aynı şey. elini başörtüsüne atıp çekmek aynı şey.

8 yıldır bana da bu kadar tolare ederseniz ben bile şımarır her yaptığımı hak olarak görürüm. .
rüştü hacıoğlu / 24.10.2010 21:34:39
sizi yüreğinizden öpüyorum vicdanlı adam.
Ahmet Örs / 24.10.2010 21:32:33
Kendisi ve arkadaşları ile gurur duyduğumuz Ece Nur kızımızın fotoğraflarını güya aldatılıp suça sürüklenmiş çocuklarmış gibi simalarını sansürleyerek gösterenleri Allah'a ve halkın vicdanına havale ediyoruz. Burada ve ahirette ellerimiz yakalarında olacaktır.

Muhafazakar kimlikleriyle siyaset ya da basın dünyasından utanmadan provakasyon edebiyatı yapanların 28 şubat zalimlerine nasıl da benzediklerini trajik bir şekilde gördük.

Yasakçıların, İslam düşmanlarının neredeyse bir asırdır yaptıkları insanlığa ve adalete dönük apaçık bir prov
Adil Gülmez › Halkın gerisinde kaldılar…
Aslan Balcı › Irkçı ABD ve Siyonist İsrail
Enes Baş › Strateji Çorbası
Nevzat Çiçek › Allah size iktidar şartı mı koşuyor?
Cemal Toptancı › İngiltere Büyükelçisi'nin Diyarbakır'da ne işi vardı?
Osman Atalay › Suriye'den kaç Srebrenitsa çıkacak
Furkan Azeri › Karabağ işgali
YAZARLAR