![]() |
Lafı hiç dolandırmadan söyleyelim, bahsettiğimiz kişi Seyfullah Türksoy’dan başkası değil. Bilindiği üzere bu kişi Çeçenistan’daki Kadirov hükümetinin imaj ve piar faaliyetinin Türkiye ayağını organize eden kişi.
Çeçenistan gezilerini organize ederek İslami camia içerisinde derin tartışmalara yol açan Türksoy bu gezileri eleştirenleri de suçlayan yazılar kaleme almıştı.
Birkaç bulvar ve cadde düzenlemesini bir halkın bağımsızlık savaşımına önceleyen, şekilsel değişimleri devrim olarak niteleyen, kirli ve katil bir iktidarı dini semboller aracılığıyla aklamaya çalışan bu girişim sahibinin Çeçenistan gezilerini tartışmayacağım bu yazıda.
Necip Fazıl’ın güzel bir benzetmesi vardır. Bazı insanlar için kullanılan ‘alçak’ kelimesi için şunu söyler Necip Fazıl: “Alçaklık bir seviyeyi, irtifayı ifade eder. Bazı insanlar alçak değil çukurdurlar.” Evet, gerçekten de yükselmenin bir sınırı olmadığı gibi alçalmanın da bir sınırı yok. Kimi insanlar uşak olmayı seçerken kimileri de uşakların uşaklığında kendi kişiliğini bulur. Ne diyelim herkes kendine yakışanı seçermiş…
Çeçenistan imaj gezilerinin görünen organizatörü olan bu kişi Kürt meselesi ile ilgili oldukça düşündürücü ve korkutucu görüşlerin de sahibi aynı zamanda.
Kendi adıyla anılan web sitesinde kaleme aldığı köşe yazılarında Kürt meselesinin kökeninden, arkasındaki güçlere(!), Kürt halkına yaptığı hakaretlerden ve yönelttiği tehditlerden kendince çözüm önerilerine kadar birçok hususa değinmekte.
Bugün temel haklar ve özgürlükler çerçevesinde ele alınan Kürt meselesi ile ilgili olarak bu kişinin söyleyebildiği tek şey resmi tarih tezlerinden başkası değil. Oysaki tarih dediğimiz şey (özellikle de resmi olanı) bir ideolojiden, muktedirlerin görmek istediklerinden ibaret olan bir olgudan başkası değildir. Dolayısıyla kurgudan ibaret bir metin ve geçmiş algısı üzerinden günümüzün vakıalarını değerlendirmeye kalkmak en hafifinden zamanın içerisinde donuklaşmaktan ve taşlaşmaktan başka bir anlam ifade etmez. Böylesi insanlar bedenen bu zamanda yaşasalar da zihnen yıllar öncesinde çakılıp kalmışlardır.
Türksoy, “32 Etnik unsur safsatası!” isimli yazısında aynen şöyle yazar: “Bin yıl boyunca beraber yaşadığımız, aynı kaderi paylaştığımız, akraba olduğumuz Kürtler ne yazık ki son 100 yıldır hep Batılıların kötü emellerine alet oldular.”
Bu görüşüne delil sadedinde de Şeyh Sait başkaldırısını örnek getirerek bu kıyamın arkasında İngiliz parmağı olduğu iddiasına sarılır. Bu iddia için sadece İsmet İnönü’nün hatıralarına baksa ve İnönü’nün "Şeyh Sait isyanını doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır" itirafını okusa kifayet ederdi. Lakin aklı resmi söylem çöplüğüne dönüşmüş birinden bu ufku beklemek hata olacaktır.
Batılılaşmayı kendilerine hedef ittihaz etmiş olanların başkalarını batının tesirinde kalmakla suçlamaları çok komiktir doğrusu. Batı ve Kürtler ilişkisini irdeleyecek denli cesur(!) olan Türksoy bir de Devletin ve cumhuriyetin kurucu elitlerinin öteden beri batı ile geliştirdikleri ilişkilerini irdelesin de görelim bakalım karşısına neler çıkacak. Cumhuriyet sonrasında devrim adı altında halka giydirilmeye çalışılan deli gömleğinin temelinde batıyla girişilen gayrı meşru ilişki yatmaktadır. Hâsılı bize muhayyilelerdeki ve şartlanmış zihinlerdeki hezeyanlar değil nesnel, ön yargılardan uzak ve vicdani yaklaşımlar lazım.
Türksoy birçok yazısında Kürtleri cehaletle, başkalarına alet olmakla ve kötü niyetli olmakla suçlamakta ve en sonunda da açıkça tehdit etmektedir.
Kürt halkı eğer eğitimsizse, yoksulsa ve üniter bir devlette tüm yurttaşların sahip oldukları hakları kullanamıyorlarsa bunun tek sebebi Türksoy’un idealindeki ebed müddet olan devlettir. Onlarca katliamdan geçirilmiş ve sürekli tehcire zorlanmış ve bunların neticesinde travmatik bir ruh halini kuşaklarca yaşamış bir halktan bahsediyoruz. Sadece zorunlu göç denilen facianın göçe maruz bırakılmış kişilerin psikolojisinde yarattığı tahribat bile yeterince derindir. Kürt halkının yaşadığı acıları ve maruz bırakıldığı trajedileri görmezden gelerek yapılan her yorum akim kalmaya mahkûmdur.
Kürt toplumu tarih içerisinde çok büyük filozoflar, siyasetçiler, din âlimleri ortaya çıkarmış münevver bir halktır. Bu halk zaman içerisinde istiz’afa uğratılmışsa bilin ki bu sizin ve sizin gibi düşünenlerin sayesindedir.
Türksoy, yazılarının birinde (Bölücü Kürtler Kuzey Irak’a Gönderilsin) Kürtleri,
“çok ağır bedeller ödeyerek aldığı ve şehit kanıyla suladığı bu toprakları gasp etmek istemektedirler” suçlamasıyla itham etmektedir.
Yukarıdaki cümle iki iddiayı içermektedir. İlki, ağır bedeller ödenerek ve şehit kanlarıyla alınan kısmı, ikincisi ise gasp etme iddiası. Biz ikinci iddiayı istihza ile geçerek birinci iddiaya bakalım.
Kürtler yaşadıkları coğrafyaya uzaydan gelmediler sayın Türksoy. Kürtler Mezopotamya’nın kadim halklarındandırlar ve bu toprakların asli sahipleridirler. Sadece birazcık tarih okuması size bu gerçeği çok açık bir biçimde gösterirdi. Siz zaten sahibi oldukları toprakları gasp etmekle mi suçluyorsunuz Kürtleri? Gülerler size sayın Türksoy, sadece gülerler.
Türksoy’un bütün yazıları boyunca dilinden düşürmediği iki sihirli cümlesi var. Birincisi “Kürt asıllı” cümlesi. Bu terkip oldukça ucube bir cümle. Sadece Kürt diyebilme namusluluğunu gösteremeyenlerin başvurdukları iğreti bir formül. Bir insan ya Kürt’tür, Türk’tür veya değildir. Dolayısıyla bir kabullenememe ve hazmedememenin ifadesidir “asıllı” demek.
İlkel milliyetçi zihinler kendilerince karşıtlarını böyle filolojik aldatmacalarla tesmiye ederler. Bu durum Kürdistan Bölgesel hükümetine “Kuzey Irak Bölgesel Hükümeti” demenin diğer versiyonudur. Dolayısıyla sayın Türksoy, bu ülkede nasıl ki Türkler varsa aynı şekilde Kürtler de vardır. Hem de asıllı falan değil öz be öz ve sadece Kürt.
Türksoy’un dilden düşürmediği ikinci cümlesi ise “bölücü olmayan Kürtler”. Bütün art niyetler bu cümle ile gizlenmeye çalışılmakta. Yazar kendince söver, sayar, tehdit eder, itham eder ama hemen akabinde “efendim sözüm bölücü olanlaradır, olmayanlar da muhakkak vardır” der.
Türksoy gibilerine göre bir Kürt, haklarından bahsediyorsa, tarihini ve egemenlerin tarihini sorguluyorsa, otoritenin zulümlerinden dem vuruyorsa ve talepleri var ise o Kürt “bölücü bir Kürt”tür. Bunların kıstaslarına göre en muteber Kürt, algıda, düşüncede, tavırda ve eylemde Türk gibi olan, Türk gibi düşünen, iddiası, talebi olmayan, sorgulamayan sadece itaat eden Kürt’tür.
Türksoy’un en inciten ve faşizan görüşü ise mübadele talebidir. Yeni bir nüfus yapılandırmasından bahseden Türksoy, Kürtlerin stratejik sınır illerinden sürülüp yerlerine Kafkaslardan farklı Türk boylarının yerleştirilmesi fikrini önerir. Sınır illeri hakkında hatırlanacağı gibi son belediye seçimlerinin hemen akabinde hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in DTP’nin kazandığı belediyeleri kastederek “Ermenistan sınırına dayandılar” hezeyanı ile Türksoy’un önerisi arasında ciddi benzerlikler var. Bu kafatasçı bilinçaltı aslında bir türlü tedavi edilemeyen ırkçı bir zihinsel hastalığın tezahürüdür.
Türksoy iki ayrı yazısında mübadele görüşünü dillendirir. “PKK’yla nasıl mücadele edebiliriz?” başlıklı yazısında bu görüşünü şöyle aktarır:
“Bazı kritik bölgelerde yeni bir nüfus yapılandırılması gerekir. Yıllardır vatan hasretiyle yanıp tutuşan Ahıska Türkleri, Kars, Ardahan, Iğdır, Van gibi hassas bölgelere yerleştirilmelidir. Bugün sayıları 400 bini bulan Ahıska Türklerinin en az yarısının bu uygulamaya sıcak bakacağını düşünüyorum.”
“Bölücü Kürtler Kuzey Irak’a Gönderilsin” isimli yazısında ise;
“Şahsen benim yetkim olsa şu tedbirleri hemen uygulardım:
TÜRKMENLER
“Prof.Dr. Mümtaz Soysal’ın da gündeme getirdiği gibi, Türkiye’deki Kürtlerle Irak’taki Türkmenler arasında mübadele yapılabilir. Atatürk’ün daha önce Batı Trakya için uyguladığı bu yöntemi bu defa Irak’ta uygulayabiliriz. Türkiye’de yaşamaktan memnun olmayan PKK sempatizanı ve DTP’li Kürtleri, Kuzey Irak’ta kurulan sözde Kürdistan’a hemen göndermeliyiz. Kerkük ve Musul bölgelerinde yıllardır ezilen horlanan Türkmen kardeşlerimiz de Türkiye’ye getirilmeli ve iskân edilmelidir” önerisinde bulunur. Hemen sonrasında ise Kürtlerden arındırılan bölgelere Ahıska, Karapapak ve Sürgün Karadenizlilerin yerleştirilmesini teklif eder.
Türksoy’a sormalı, kimi kimin topraklarından sürüyorsun? Bu yaklaşımın sömürgecilikle ve emperyal mantıkla ne kadar benzeşik olduğunu anlayabiliyor mu Türksoy? Emperyalizmin sadece dışsal bir çerçevesinin olmadığını aynı zamanda bir sistemin kendi toprakları içerisinde de emperyalist emeller güdebileceğini, kolonyal politikalar yürütebileceğini biliyor mu acaba? Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan şey hep bu ve benzeri politikalar değil mi? Atatürk’ün emriyle hazırlanan “Şark ıslahat planında” da Kürtlerin asimile edilebilmesi için yeni bir nüfus yapılanmasına ihtiyaç olduğu kanaatine varılmıştı. Konunun tam burasında ilgili plana atıf yaparak nüfus yapılandırılmasıyla ilgili olan yerleri aşağıya alalım.
ŞARK ISLAHAT PLANINDAN…
“5- Van şehri ile Midyat arasındaki hattın batısında Ermenilerden kalan araziye Türk göçmenler yerleştirilecektir. Bunun için sıkıyönetim bölgesindeki illerde bulunan Ermeni malları satılmayacak ve hatta Kürtlere kiraya bile verilmeyecektir.
Batıdan ve Kafkasya'dan Gelecek Türklerin Yerleştirileceği Alanlar
Yugoslavya'dan gelmekte olan Türk ve Arnavutlar ile İran ve Kafkasya'dan gelecek Türkler öncelikle Elazığ-Ergani-Diyarbakır, Elazığ-Palu-Kiğı, Palu-Muş arasındaki Murat Vadisi, Bingöl dağının doğu ve güneyi ve Hınıs, Murat vadileri, Muş Ovası, Van Gölü havzası, Diyarbakır-Garzan-Bitlis hatlarında iskân edilecektir.
Bunlardan başka Rize, Trabzon illeri ile Erzurum ilinin kuzeydoğu kazalarında yoğunlaşan halktan isteyenler, Hınıs Çayı ile Murat Vadisine ve Van Gölünün kuzeyine yerleştirileceklerdir.
Yerleşim Masrafları Devletçe karşılanacak ve bu konuda her yıl bütçeye ödenek konacaktır.
Kürtler yerleştikleri Ermeni topraklarından çıkarılacak eski yerlerine gönderilecek veya Batı'da iskân edileceklerdir.
9- Kürt isyanını yönlendiren ve yönetenlerle bunların yakınları, yandaşları ve aşiret reislerinden Hükümetin Şark'ta kalmalarını uygun görmediği kişi, aile ve gruplar Batı'da Hükümetin göstereceği yerlere gönderileceklerdir.”
(ayrıntılı bilgi için Mehmet Bayrak’ın, Şark Islahat Planı & Kürtlere Vurulan Kelepçe isimli kitabı ile Saygı Öztürk’ün İsmet Paşa’nın Kürt Raporu isimli çalışmalarına bakılabilir.)
Türksoy’un bu yazıda ele almadığımız daha birçok marjinal düşünceleri mevcut. Lakin meselenin anlaşılması açısından bu kadarıyla iktifa ediyoruz. Bu görüşler Türk ırkçılığının psikolojik yapısını ele veren unsurlar durumunda. Bizler sadece kendilerine acıyor ve böylesine ucube fikirlere sahip fazla bireylerin olmamasına da seviniyoruz.
Son olarak Çeçenistan gezilerine katılanların kimin ardından yürüdüklerine bir de bu zaviyeden bakmalarının kendileri açısından daha iyi olacağı kanaatini taşıyoruz. Bir faşistin ardınca yürümek onları hiç de hoş olmayan yerlere sürükleyebilir.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3210 | ![]() |
| Dolar | 1,8435 | ![]() |
| Altın | 93,3793 | ![]() |
































Bermuda şeytan üçgeni gerçek mi?
Çöpçüye kemer sallayan ergenin sonu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon