Malum bakan bilmeden konuştu!
Malum bakan bilmeden konuştu!
AHC'den Fener'e cemaat tavsiyesi...
AHC'den Fener'e cemaat tavsiyesi...
Ayasofya meydanında sabah namazı kıldılar
Ayasofya meydanında sabah namazı kıldılar
Gül: Annan Planı son şans
Gül: Annan Planı son şans
Öcalan derdi kadınları gerdi!
Öcalan derdi kadınları gerdi!
Vahiy ve rey
asimoz@timeturk.com
10.10.2009




M. Tayyib Okiç’le ilgili yazılanları ve onun yazdıklarını derli toplu okumaya çalışırken onun yazdığı takdim ya da kitap önsözleri de dikkatimi çekti. Elbette onun yazığı takdim ya da önsözler Ahmed Hamdi Akseki kadar yoğun yada edebiyat dünyasından Behçet Necatigil kadar ses getiren önsözlerden değil. Bu yoğunluktan ve ses getiricilikten dolayı Ahmed Hamdi Akseki’yi, Behçet Necatigil’i kolaylıkla bir önsöz yazarı olarak da anabiliriz. Ama Tayyib Okiç bir elin parmaklarını aşmayacak denli önsöz yazmıştır. Bunlardan dokuzu literatüre geçmiştir. Bir tanesi de alaylı bir yazarın kitabında olduğu için atlanmıştır. Bu ise ayrı bir bahis.  

Talat Koçyiğit ile İsmail Cerrahoğlu’nun yayınladıkları Ahmed İbn Muhammed İbn Hanbel’in Kitabu’l-llel ve Ma’rifeti’r-Ricâl(1963), Ahmed Okutan’ın Kayseri Umumi Kütüphanesi Râşid Efendi kısmı Usulü Hadis ve Hadis İlmine Ait Arapça Elyazma Eserler Katalogu(1964) Hüseyin Atay-İbrahim Atay-Mustafa Atay’ın Arapça-Türkçe Büyük Lügat(1964), Ali Arslan Aydın’ın İslam İnançları ve Felsefesi, Tevhid ve Kelâm(1964) kitaplarında yer alan önsözler onun yazmış olduğu önsözlerden bir kaçı.

 Bu çerçevede Mehmet Esad Kılıçer’in kitabına yazmış olduğu takdim yazısını da okuma olanağı buldum Tayyib Okiç’in. Mehmed Esad Kılıçer 1928 Kayseri doğumlu. Bir yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuduktan sonra A.Ü. İlâhiyat Fakültesine geçmiş. A.Ü. İlâhiyat Fakültesinin ilk mezunlarından ve aynı zamanda 1 (Bir) no’lu diplomasına sahiptir. 1956 Ocak ayında Bağdat’a giden Kılıçer iki yıla yakın bir süre orada kalır. 1957’de  yazmış olduğu İslâm Fıkhında Re’y Taraftarları adlı teziyle Türkiye’de ilk İslâm Hukuku Doktoru unvanını almıştır. Kılıçer’in  doktora tezi aynı adla  1961 yılında Kayseri’deki Selçuk Kitabevi tarafından Ankara’da yayımlanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında ise;ilk önce 1975 tarihinde daha sonra 1994 yılında yayımlanmıştır.

Muhammed Tayyib Okiç kitaba yazdığı 7 Şubat 1961 tarihli  önsözünü  şunları vurgular: “Bay Dr. Kılıçer,  eserinde serdettiği fikir ve iddiaları ayrıca bol misallerle takviye etmiştir. Re’y karşısındaki bazı imamların durumları hakkında yanlış olarak aksettirilen iddialar müellif tarafından tashih edilmiştir. Eserin tetkik ve tahlili neticesinde, müellifin mevzua tamamen hâkim durumda olduğu görülmektedir. Müellifin ifadelerindeki vuzuh ve araştırmalarında takip ettiği sistem esere ciddi bir tetkik vechesi vermiştir

Kılıçer ise eserine İbn Rüşd’ün Bidâyet’ul Müçtehid ve Nihayet’ul-Muktasıd eserinden yaptığı bir alıntıyla başlar. Bu alıntıda İbn Rüşd’ten hareketle hayat karşısında özellikle fıkhi hükümlerin dinamik bir biçimde yenilenmesi gerektiğini vurgulamak ister Kılıçer. Re’y yani  insan düşünce ve nazarının meseleler karşısında aktif hale getirilmesini dört  devirde ele alır: Hz. Peygamber devrinde re’y, Sahabe devrinde re’y, Tâbi’în zamanında re’y, Müctehit İmamlar devri. Özellikle dördüncü bölümde teolojik laiklik açısından yapılan yüceltici ama aynı zamanda çarpıtıcı okumaların odağında yer alan Ebu Hanife’ye geniş bir yer ayıran Kılıçer bununla Ebû Hanife’nin re’y usulünü de ortaya koyar. Tabi ona dönük karalamaları da.

İlk bölümde Hz. Peygamber’in içtihadına değinirken onun içtihatlarının sanki vahiy yoluyla sabit olmuş esaslar gibi olduğunu vurgulamasıyla dikkat çekici bir ayrıma da gider. Çünkü ona Vahiy demez. Onun gibidir der. Usulünü ortaya koyar. Okunmayan vahiy gibi kavramlara müracaat etmez: “İslam’ın zuhuru ve Hz. Peygamber’in yaşadığı devir tekik edilecek olursa, görülür ki, İslâm teşri’inin kaynaklarından birincisi vahye istinad etmektedir. İkinci kaynak ise;Hz. Peygamber’in re’y ve içtihadı ile ulaşmış olduğu hususlardır ki;bunları da Allah’dan ikrar etmesi bakımından vahy mesabesinde addedebiliriz. Zira bu hükümler, Hz. Peygamber’in hata üzerine ikrar da bulunamıyacağı deliline istinat ettiğinden, sanki vahy yoliyle sabit olmuş esaslar menzilesindedir”

Kitabın sonraki kısımlarında  Ebu Hureyre başta olmak üzere Avf İbn Malik, Enes İbn Malik, Cabir İbn Abdillah, İbn Ömer gibi isimlerin rivayet ettikleri re’y karşıtı ya da re’yi yasaklayan rivayetleri aktarır. Çoğu zaman re’ye bu şekilde bakılma gereği duyulması da bizim kültürel tarihimizin ilginç durumlarındandır. Böyle bakılınca içtihat ya da aklını kullanma yani akletme, tefekkür etme çoğu zaman hevasının peşinden gitmek olarak algılanır. Bu ise bize özgü kadim bir hurafedir.

Kılıçer buralarda söz konusu edilen re’y’in Kur'an ve Sünnet’teki esasları dikkate almaksızın verilen keyfi hükümler olduğu yargısına varır. Eğer bunu içtihada karşılık gelen re’y olarak algılayacak olursak yanlış bir sonuca varacağımızı belirttikten sonra Hz. Peygamber’in içtihatlarına değinir. Hayatın dinamikleri, insanın karşılaştığı sorunlar karşısında çözüm arayışı içinde olmak insanı insan kılan öz niteliklerden biri olması nedeniyle  hakkında nas bulunmayan konularda Hz. Peygamber’in de içtihatta bulunması ya da arkadaşlarından bazılarının ya da birinin görüşüne başvurmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu anlayış daha sonraki Müslümanlarca da sürdürülmüş ve karşılaşılan sorunlara ilişkin meşru çözüm yolları bulunmuştur. Tabii bazıları bu çözümlerinden dolayı anlayışı kıt insanlarca ağır hücumlara maruz kalmışlardır. Bunlardan biri de Numan Bin Sabit yani Ebu Hanife’dir. Onun aklını kullanışı karşısında bir kısım insan olur olmaz yaklaşımlara başvurarak onun düşüncelerini setlemeye çalışmıştır. Süfyan Bin Uyeyne onun hakkında “Ebu Hanife’den başka Allah’a çok cüret gösteren kimse görmedim” diyerek onun anlayışına karşı gelmiştir. Bizde bu tarz yaklaşımlar çoğu zaman var olduğu düşünülen düşünme kapısının kapanmasından kaynaklanmıştır. Elbette Ebu Hanife ve onun anlayışını paylaşanlar bu türden yaklaşımlara temelli cevaplar vermişler meydanı tümden bu anlayışsızlara bırakmamışlardır.

Müslümanların kültürel tarihinde değişen şartlara bağlı muazzam çözümler üretebilme yeteneğine sahip çoğu kişinin katlanmak zorunda oldukları bir durumdur bu tür suçlamalar.

Oysa saçmalamak yerine sorunlarımızı çözmemiz için, düşünme kültürüne ve içtihada ekmek su gibi muhtacız! Bunun için bir başlangıç olması bakımından Hayreddin Karaman’ın İslam Hukukunda İçtihad ve Metin Önal Mengüşoğlu’nun Düşünmek Farzdır kitaplarından yola çıkılabilir.

Erken çıkan erken yol alır.


Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook