Malum bakan bilmeden konuştu!
Malum bakan bilmeden konuştu!
AHC'den Fener'e cemaat tavsiyesi...
AHC'den Fener'e cemaat tavsiyesi...
Ayasofya meydanında sabah namazı kıldılar
Ayasofya meydanında sabah namazı kıldılar
Gül: Annan Planı son şans
Gül: Annan Planı son şans
Öcalan derdi kadınları gerdi!
Öcalan derdi kadınları gerdi!
Ulema ve zaviye
asimoz@timeturk.com
29.08.2009





Osmanlı araştırmalarını revaçta olan gereksiz böbürlenmelerden ve romantik özlem dünyasından çıkarıp rayına oturtma gayreti içinde olan akademik tarihçiliğin bir kanadı Osmanlı tarihçiliğini ele alırken farklı sorunsalları da tespit etti. Bu tespitlerden birini  Osmanlı kırsal toplumunun dini ve kültürel biçimlenişinin mahiyetinin ne olduğu  oluşturur. En azından genel hatları bakımından özellikle Selçuklulardan hatta daha öncesinden itibaren ne tür biçimlenmelerin olduğu noktasında Mikail Bayram, Ahmet Yaşar Ocak, Celaleddin Vatandaş, Ramazan Yazçiçek, Süreyya Su vb.  araştırmacıların kitaplarından oldukça önemli bilgiler edinildi.

   Meseleye temel yaklaşım biçimleri ve siyasi angajmanları farklı olsa da bu yazarları okuyanlar önemli bir bakış açısı edinirler. Dolayısıyla neresinden bakılırsa bakılsın şanslıdır bu yazarların kitaplarıyla bir biçimde tanışanlar. Ucuz kabullenişlerin birkaç adım dışına çıkma cesaretini gösterebilirler en azından. Ben her zaman yararlandım adını andığım yazarların sergilediği açılımlardan.

  Bu girişten sonra sözü  son yıllarda yapılan Osmanlı tarih çalışmalarını belli bir düzeye getiren Suraiya Faroqhi'nin bir çalışmasına getirmek istiyorum: Osmanlı Şehirleri ve Kırsal Hayatı adını taşıyan bu çalışma temelde dört makaleden oluşuyor. Faroqhi, tahrir defterleri, şeriyye sicilleri, mühimme defterleri vb. birincil kaynaklar ile Osmanlı tarihçilerinin eserleri ışığında -özellikle on beşinci ve on altıncı yüzyıllardaki Osmanlı şehirlerini ve kırsal toplumunu inceliyor bu kitabında. İlgilileri için ufuk açıcı yaklaşımları barındırıyor aynı zamanda.

Suraiya Faroqhi Fransız  Annales tarih okulunun benimsediği yaklaşımları, başka bir deyişle, 20. yüzyıla kadar sürüklenip gelen anlayışların dışına çıkıp, özellikle sosyoekonomik konular ve kültürel benlikler olmak üzere ekonominin, coğrafyanın, edebiyatın, antropolojinin, psikolojinin kapsayabildiği meseleleri de benimseyen bir okulun ilkelerini Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulama alanına sokmaya çalışanların başında gelen bir tarihçi. Tabii bu bütüncül kavrama ve çözümleme perspektifine yaslanarak işaret ettiği sorunlarda yok değil Suraiya Faroqhi'nin.

  İşte onlardan biri 16. yüzyıla dair kültürel hayatın ve bununla ilgili olarak da dini hayatın başkent ya da büyük bölgesel merkezler aracılığı ile okunmasının gelenek haline gelmesinin toplumsal olanı bütüncül olarak okuma ediminde oluşturduğu sıkıntılardır. Kırsal kültüre odaklanmanın getirdiği veri sıkıntısı nedeniyle ertelenişi üzerinden ulemanın kentteki etki alanı ile kırsaldaki etkisinin aynı düzeyde olmadığı tespitini bir sezgi olarak ortaya koyuyor Suraiya Faroqhi. Sadece sezgi değil bu bilgiye dayanan yanları da var ama tam olarak çerçevesi çizilememiş.

Ortaçağ’da Osmanlı İmparatorluğu’nun da diğer Ortaçağ Müslüman devletler gibi ulema ve kanun(şeriat) düzeninin bütünleşmiş bir toplum oluşturmak için üstlendiği kurucu role değiniyor ilkin Suraiya Faroqhi. Ve şu can alıcı yargıyı ortaya atıyor: “Bu şartlar altında, ulemâ ve onun kurumu olan medresenin kırsal kesime nüfuz açısından ne mesafede olduğunu bilmek kayda değer olmalıdır”(s:61) Ardından ilmek ilmek sezgilerini temellendirmeye devam eden Suraiya Faroqhi: “Ancak, böylesine bir ulemâ etkisine rağmen-en azından Anadolu kırsalında-en fazla yaygın olan dinî ve kültürel kurum, İslam’ın yayılmasında da önemli bir ağırlığı olan zâviyeler idi. Zâviyelerin  çoğu, özellikle büyük kasabaların dışında faal olan Bektaşî ve Bayramî tarikatlarından birine mensuptu. Ancak tekke ve zâviyeler, dinî ve sosyal görevleri dışında, aynı zamanda  bir sanat merkezi hizmeti de vermekteydi. Gezgin saz şairlerinin (âşık) bir tekke toplantısında çalıp söyledikleri destan ve hikâyeler, muhtemelen, köylülerin vâkıf olabildiği tek müzik ve edebiyat türüydü”(s:62) Tekke ve zâviyelerin, dinî ve sosyal görevleri yanında üstlendikleri görevlerle Halkevlerinin işlevlerindeki örtüşmeleri ortaya koyan Mustafa Kara’nın Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri kitabındaki yaklaşımlarını da anımsamak gerekiyor. Böylelikle adı değişmiş olsa da işlevsel süreklilik noktasında Kemalizm’in kendinden önceki tarihsel tecrübeden yararlanmaya çalıştığını ifade edebiliriz.

  Suraiya Faroqhi bu konuyla ilgili yaklaşımlarını ortaya koyarken Süreyya Su’nun Hurafeler ve Mitler: Halk İslamında Senkretizm kitabının belkemiğini oluşturan farklı inanç sistemlerinin etkileşime girerek karışması sonucunda yeni inanç öğelerinin yada örüntülerinin ortaya çıkması durumunu da senkretizm kavramını kullanmaksızın şöyle ifade eder: “Hristiyan ya da erken-Hristiyan halkların inanış biçimlerinin, Müslüman yaygın ibadetleri ve inanışları ne ölçüde etkilemiş olduğu uzun zamandır tartışılmakta olan bir konudur. Son dönem yazarlarının çoğu,  bu tür etkileri kabul etme hususunda ketum olma eğilimi göstermişlerdir; ve bu durum halkbilimci olmayanların ileri sürdüğü fikirler bağlamında, oldukça tehlikeli gözükmektedir”(s:62) 

Osmanlı  İmparatorluğu üstüne yapılan çalışmaların ve bu imparatorluğa ilişkin bilgi kaynaklarının dünya boyutlarında yankılanmasını  sağlayan bir tarihçi olarak Suraiya Faroqhi'nin sezgileri ile ortaya attığı bu sorunsalın izinden gidildiğinde oldukça bereketli bilgilere, tartışmalara ve yorumlara ulaşmak mümkün olacaktır.

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4266
Röportaj
Gazeteler
Facebook