Tarihten güncelliğe: Kürt Sorunu
asimoz@timeturk.com
25.07.2009




 

 

Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunlar zincirinin en önemli halkalarından birini kuşkusuz Kürt sorunu oluşturmaktadır. Osmanlı’nın son yıllarından devralınan merkeziyetçi anlayış bir yana bırakıldığında Cumhuriyetle yaşıt olan bu sorunun çözülemeyişinin oluşturduğu sosyal, ekonomik, siyasi ve insani açıdan pek çok kayıp dikkate alındığında, bu sorunun ne denli yakıcı ve derin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

 

Yalnızca son yirmi yıl içinde bölgede yaşanan olayların bilançosu dahi, sorunun  yakıcılığını ortaya koymada yeterli bir veri oluşturmaktadır. Gerçekten de bu dönem içinde yaşanan "düşük yoğunluklu savaş” binlerce insanın ölümüne, binlerce köyün yakılıp yıkılmasına; yüz binlerce insanın zorunlu göçe tabi tutulmasına; zorunlu göç mağdurlarının her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde büyük kentlerin varoşlarında yaşamaya terk edilmesine; binlerce insanın işkence ve kötü muamele görmesine vb pek çok olumsuzluğun yaşanmasına  yol açmıştır.

 

Aradan geçen yılların ağırlığı ve yorgunluğunun da etkisiyle bu gün toplumun hemen tüm kesimlerinde Kürt sorununu Kürtleri asimile etmeye dönük kibirli ulusçu/devletçi yaklaşımların ötesinde barışçıl bir çözüme kavuşturmanın gerekliliği noktasında ortak bir aklın oluşmakta olduğu görülmektedir. Bunun son örneklerinden birini TRT 6 oluşturmaktadır. YÖK’ün de iki üniversitede Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açılmasına dönük çalışmalar yaptığı da burada anımsanmalıdır. Söylenen onlarca sözün ardından atılan kararsız bazı adımların yeterli irade gösterilemediği için yarım kalan çabalardan sonra bu gelişmeler oldukça önemli. Kaldı ki, Kürt sorununu çözmeden, etnik ayrışma temelinde baş gösteren bir dizi sorunu ortadan kaldırmak mümkün değildir. Öte yandan gelinen noktada Kürt sorunu artık sadece Kürtler’i ya da Türkiye’yi ilgilen­diren bir iç sorun olmaktan çıkmış, bölgesel ve hatta uluslararası bir boyut kazanmış durumdadır. Kürt sorununun çok yönlülüğü (siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik), tarihsel derinliği dikkate alındığında, bu sorunun tek başına siyasi iktidarlarca çözülebilecek bir sorun olmadığı da görülmektedir. İşte bu noktada soruna kimi zaman araçsallaştırılan ve sûistimal edilen ve yer yer devletin birlik beraberlik odaklı tek tipçi söylemi ile özdeşleşen kardeşlik eksenindeki çözüm önerileri gündeme gelmektedir.

 

Araçsallaştırılmamış Kardeşlik

 

Düşünce ve siyaset dünyasının aşina olduğu isimlerden Altan Tan Kürt Sorunu(Timaş Yayınları, 2009) adlı kitabında bir yandan Kürt sorununu tarihi arka planı içinde ele alıyor diğer yandan kalıcı ve gerçekçi çözüm noktasında araçsallaştırılmamış kardeşliğin   gerekliliğine vurgu yapıyor. “Türkiye’de Kürt sorunun çözümünde en gerçekçi yol, “birlik­te yaşama projesi”ne hayatiyet kazandırmaktır. Bunun dışındaki yaklaşımlar meseleyi çözmekten ziyade daha içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve bugüne kadar yaşananlardan daha büyük acılara sebebiyet verecektir.”(s. 558)  600 sayfayı aşkın bir kaynak kitap hüviyetindeki çalışma Türkler ve Kürtler arasındaki ilk ilişkilerden Osmanlı dönemindeki özerk yapılanmaya, Kürt edebiyat ve folklorundan isyanlarına, II. Abdulhamit ve II. Meşrutiyet’in Kürtler üzerindeki etkilerinden İttihat ve Terakki yönetimine, Cumhuriyet dönemi olaylarına, Kürtlerin Türkiye’deki sağ ve sol düşünce içinde siyaset yapma biçimlerinden İslami bir Kürt hareketinin mecra bulma imkânına, “federasyon mu, bağımsızlık mı, yoksa demokratik Cumhuriyet’te entegrasyon mu?” tartışmalarına uzanan kuşatıcı bir inceleme sunuyor. Tarihsel verilerle güncel kimi siyasi söylemler arasında gezinen Altan Tan yaptığı bu çalışmada “Kürt sorununu dünü, bugünü ve ya­rını ile ele almaya çalış” tığını ifade etmektedir. Yazar “Bir tarihçi, etnograf, dil bilimci veya antropolog olma iddiasında değilim. Bu konular hakkında aktar­dıklarım sorunun daha rahat anlaşılması için özet ve ön bilgiler olarak kabul edilmelidir”(s.14) diyerek kitabının Kürt edebiyatı ve folkloru tarihine ilişkin bölümü başta olmak üzere (s. 35-45-47)  bazı bölümlerinin niçin kısa  tutulduğunu  ve özet bilgilerle yetinildiğini de   yazar sorumluluğu çerçevesinde açıklama gereği duymaktadır.

 

Bölgenin hemen her karışını bilen Altan Tan  kitabında yılların birikimini kaleme almış. Zaten son zamanlarda kabaran milliyetçi retorik/ler içinde soruna ilişkin  farklı bir anlam ufkunu ortaya koyan Tan gazete yazıları ve söyleşilerinde de bu bakışını yansıtmıştı.Yaklaşımları hem Türk ulusçularını hem de Kürt ulusçularını kızdırmış hatta tedirgin etmişti. Kitabını 12 Eylül sonrasında insanlık dışı muamelelerin adeta karargâhı durumuna gelen Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde gördüğü işkence sonrasında hayatını kaybeden babası Bedii Tan’a ithaf etmiş. 

 

 

Kürt Siyasetindeki Ana Damarlar

 

 

Geç kalmış Kürt ulusalcılığına mesafeli duran Tan, bir yüzyıl öncesinin gözde kavramlarının bugünkü koşullara uygulanmasını gereksiz ve Kürt halkını geriye götürecek bir çaba olarak görüyor. Bununla birlikte Kürt ulusalcılığının kapsamlı bir tarihçesini vermekten de geri durmuyor; bunu yaparken  de İslamcı bir bakış açısını ortaya koyuyor.Kürt siyasetinde  İslamcı ve ulusçu olmak üzere iki ana damarın olduğu kanaatindedir Altan Tan: “Kürt meselesinin yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandığı 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar devam eden yaklaşık yüz­yıllık dönemde Kürt siyasetinde iki ana çizgi süregelmektedir. Bu iki siyasetin temsilcileri olan laik-ulusalcı Kürtler ile İslamcı Kürtler birçok kez birlikte, iç içe çalışmış, birçok kez de birbirle­riyle ihtilafa düşerek ayrışmışlardır.”(s.578) Türkiye’deki muhafazakâr ve dindar hareketlerin Kürt sorununa ısrarla uzaktan ve resmi görüş çizgisinden bakmaları Altan Tan’a göre sorunun kangren hale gelmesinin en önemli sebeplerinden biri. Nitekim liberal-sol ve liberal-milliyetçi aydınlarla, İslamcı aydınların yer aldıkları, 4-5-6 Haziran 2008 tarihleri arasın­da Kürt sorununu ele alan Abant Platformu yö­neticilerinden Cemal Uşak, Abant Platformu’nun Kürt sorununu ele aldığı, üç gün süren toplantının 6 Haziran 2008 tarihli oturu­munda “Kürt sorununa eğilmede geç kaldıklarını, geçmişte bu soruna yanlış yaklaştıklarını ve kendi adına Kürtlerden özür dile­diğini” ifade etmiştir.(s. 586)  Öncelikle belirtmek gerekir ki, İslami kesim olarak adlandırılan toplumsal küme tekil ve yekpare bir yapıya sahip değildir. Tıpkı diğer toplumsal kümeler gibi İslami kesim de kendi içinde farklılıklar içermektedir. Bu yapılar ve öbeklenmeler içinde sağcılıktan ayrışabilen grupların sorunun tespiti ve çözümü noktasında önemli aktiviteler içinde bulunduklarını burada anımsamak gerekir. Mazlum-Der'in Kürt Sorunuyla ilgili 28-29 Kasım 1992 tarihin­de Ankara'da düzenlediği "Kürd Sorunu Formu"  ile Özgür-Der tarafından "Kürt Sorunu ve Müslümanlar" başlığı altında 2006 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen iki aktiviteyi burada anımsamak gerekecektir. Dolayısıyla, İslami kesimlerin Kürt sorununa yaklaşımı değerlendirilirken yapılacak genelleme, ister istemez kendi içinde eksiklikler, yanlışlıklar ve hatalar içerecektir. Küçük ama önemli bu forumlara rağmen genel eğilimi anlamak bakımından gerçekten de önemli bir tespittir Altan Tan’ın tespitleri. Kürt sorununun, Türkiye'nin en önemli toplumsal sorunlarından biri olarak görülebilmesi ve kalıcı/gerçekçi bir çözüme kavuşturabilmesi için dindar/muhafazakâr kesimlerin soruna ilişkin suskunluklarını, milliyetçi ve devletçi bakış açılarını terk etmeleri büyük önem taşımaktadır. Tan bu noktada şunları ifade ediyor: “Türkiye’deki İslami grup ve cemaatlerin geç­mişteki hatalarından arınarak Kürt sorununa samimi bir şekilde yaklaşmaları ve destek vermeleri halinde İslamcı Kürtler Kürt si­yasetinde en etkin belirleyici olma konumuna geleceklerdir.

 

Ulusalcı-seküler anlayışların bu etkinlikte İslamcıların önüne geçme şansı bulunmamaktadır. Ancak Ortadoğu’yu dizayn etme­ye çalışan dünyaya egemen güçler, Müslüman Kürtlerin güçlen­mesinden rahatsızlık duymakta ve onların önünü kesici politika­lar geliştirmektedir. Bu konuda Türkiye içinde hâkim olan ‘derin güçler’ ile birlikte İsrail de benzer politikalar izlemektedir.”(s. 586)Elbette bu yargılarda tartışmaya açık pek çok yön bulunmaktadır. Buna karşın,  kardeşlik bir tür araçsallık olarak değil sorunun mahiyetine dönük tümel bir algıdan hareketle gerçekçi kılınabilir.

                       

 

Ortak Aklın Somutlaşması

 

Kürt sorunu, hayati öneme sahip toplumsal sorunlardan birini oluş­turmaktadır. Diğer toplumsal sorunların çözümünde olduğu gibi, bu sorununun çözümünde de müzakere yöntemine başvurularak suskunlaşmış bilinçlerden ve suskunlaştırılmış dillerden kurtulmak gerekmektedir. Toplumun bütün kesimlerinin dahil olacağı böylesi bir süreç, ortak aklın ürünü olan makul çözümü üretecektir. TRT 6’nın Kürtçe yayına başlamasıyla hem bu makul çözüme dönük adımlardan biri atılmış hem de Altan Tan’ın Kürt sorununun çözümüne dönük olarak ifade ettiği “Radyo ve televizyonlarda süre ile sınırlı tutulan Kürtçe ya­yınlar özel kanallarda süresiz olarak serbest bırakılmalı, TRT bir kanalında sürekli olarak Kurmanci ve Zazaca yayın yapılmalıdır”(s.560) siyasi kararlardan biri gerçekleşmiş durumda.  Üniversitelerde Kürdoloji enstitüleri ve filolojileri açılması yönündeki çalışmalar ise devam etmekte.“İsimleri değiştirilen tüm coğrafi birimlerin köy, nehir, ır­mak, dere, kasaba, şehir, dağ, ova ve yaylaların eski, orijinal isim­lerinin iade edilmesi” ile “Kürtçe anadille eğitimin önü açılmalı” şeklindeki taleplerin siyasi olarak tartışılması ve makul bir çözüme kavuşması için ne kadar bekleneceği ya da böyle bir adımın atılıp atılmayacağı ise hala meçhûliyetini korumaktadır.

   

O yüzden  Ortadoğu’nun  tarihinin layık olduğu büyük kardeşlik çözümünü bir temenni ya da romantik bir beklenti olmaktan çıkarmak için,  öncelikle herkesin bilincine, benliğine musallat olan yabancılaştırıcı ulusalcılıklara ve o bilincin alkışladığı her tavır ve tutuma insanî değerlerimiz adına açıkça karşı durarak oluşturulacak bir bilincin inşası için Tan’ın kitabını noktaladığı ifadeler son derece önemli: “ ‘YAN BRATİ, YAN KÖLETİ!’ /‘YA KARDEŞLİK, YA KÖLELİK!’(. . )Barış ve kardeşliğin kazanması dileğiyle…”(s. 596)

 

Şimdi, her bakımdan önemli olan bu dileği daha da somutlaştıracak sorumluluklarla yüz yüzeyiz.

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3280
Dolar 1,7650
Altın 97,4209
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz