Söylentinin gücü
asimoz@timeturk.com
27.09.2009





Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız dil oyunlarının başında gelir söylenti. Yeri ve zamanı farklı olmakla birlikte pek çok kişi tarafından söylenen ağızdan kulağa sonra ağza yayılan rivayetler kimi zaman bir efsane gibi büyür de büyür.

Söylenti,  zihni uyuşturan, mantığa set çeken, fikri sabite uygun adım yürüten afyoni dürtü.

Gündelik hayatta yaşanan her şey hemen söylenti malzemesi olabilir kolaylıkla. Kimi kitleler nezdinde kimi alt sınıflarda kimi ise sadece kapalı gruplarda dolaşan binlerce söylenti örneklerinden bir kaçına dikkat kesilelim:

Ertuğrul Özkök’ün umresiyle daha da hararetlenen “Fehmi Koru Hürriyet’in genel yayın yönetmeni olacakmış” ya da Stratejik Derinlik kitabıyla herkesi büyüleyen ve daha da büyülenmek isteyen kimi okurların “Ahmet Davutoğlu’nun İngilizce olarak kaleme aldığı eserler Türkçe’ye çevrilemiyormuş” türünden üst sınıf ya da kapalı alan söylentilerinin yanında; İstanbul’da kar taneleri düşmeye başlayınca “okullar tatil olacakmış”, üniversitelerde her yıl “ek bütünleme sınavı yapılacakmış” askerlikte her devrede “erken teskere verilecekmiş” cezaevlerinde her yıl "af çıkacakmış” gibisinden beklenti yaratan kesinliği olmayan bilgi, haber ya da rivayetleri de sıklıkla duyarız.

İçeriği tartışmalı olan ya da hemen tasdik edilemeyen mesajlardır bunlar. Ancak bir olayın söylenti(rumour)  durumuna gelerek yayılabilmesi için iki temel koşul mutlaka olmalıdır: Önemlilik ve belirsizliktir bu koşullar. Tabii bu iki koşul basit bir önemlilik ve belirsizlik toplamı olmaktan ziyade iki koşulun çarpıtıcı biçimde çarpımıdır. Herhangi bir haberde ya da rivayette önemlilik ve belirsizlik yoksa o haber ya da rivayet söylentiye dönüşemeyecektir. 

Doğru kaynaklardan yansıyan bilgilerin olmadığı ortamlarda ya da bir durumdan kurtulmanın beklenildiği ortamlarda bireylerin kendilerinin biçimlendirdiği sözellikler devreye girer ki bunlar söylenti olarak adlandırılırlar. Söylentinin söylenti olabilmesi sadece başlaması yeter. Bir kez başladı mı kendi gücüyle gider.

Tabii ekonomi ile ilgili belirsizliklerin arttığı ortamlarda üretilen söylentilerin gücüne spekülatörlerin ortada tedavül eden gücü de eklenince durum daha da kötüleşmektedir.

Dünyanın en eski medyası olarak tanımlanan söylenti ya da dedikodu hakkında önemli bir literatürde oluşmuştur.Hüseyin Al-Şevket Kamil Akar Tarih ve Toplum dergisinde yayımlanan Söylentinin Gücü: İstanbul’da Büyük Panik ve 1861 Finansal Krizi”  başlıklı yazılarında 19. yüzyıl sonunda “söylenti”nin gücünü, bir günlük süre içinde söylenti sebebiyle toplumsal hayatın ne şekle bürünebileceğini, bunun yerel nüfus ve yabancı devletler için ne ifade edebileceğini, ekonominin hayatın merkezine yerleşen yüzünü ele alarak tartışıyorlar.

Bu bozbulanık  duruma önemli bir veri demeti ile yaklaşıyor yazarlar. Yazı temelde 1861 yılı Aralık ayında patlak veren ve İstanbul’da büyük kargaşaya neden olan finansal krizin ardındaki ekonomik faktörlerin ötesinde sosyo-psikolojik faktörleri açıklamayı hedefliyor. Sınırlı/kapalı bir çevrede (Galata Borsası çevresi) etkili olması beklenen bir 1861 finansal krizi, söylentinin etkisi ile toplumun tüm kesimlerine yayılmıştır. Özellikle alışverişlerde kullandığı kaimenin piyasada geçerliliğini yitirmesi halkın fırınlara hücum etmesine ve sokaklarda ekmek kavgalarının yaşanmasına yol açmıştır. Bunların ötesinde, kriz Avrupa’daki başkentlerde İstanbul’da ihtilal olduğu yönünde endişelere neden olmuştur. Hükümetin sıkı yönetim tedbirleri sayesinde İstanbul sosyal bir kargaşadan kurtulmuştur. Gazeteler, arşiv belgeleri ya da jurnallerle takip edilen bir günün tarihteki yerini ortaya koyan yazı içinde söylentiye dair önemli açılımlar da yer almakta:

“Söylentinin yayılma süreci kişilerin söylentiye karşı aldıkları pozisyonla kesintiye uğrayabildiği gibi, önerilen şekilde nihai hedefine doğru ilerleyebilmektedir de.” Söylentinin söylenmesinden  başka bir güce gereksinim  duymadığı ortadadır.

“Söylentinin etkili olabilmesi,  üzerinde yeşereceği ortamla da yakından ilişkilidir. Hayatın oldukça durağan/sakin seyrettiği bir ortam ile insanların diken üzerinde oturduğu, her an yeni bir olayın patlak vermesinin beklendiği bir ortam, söylentinin doğuracağı etkiler açısından doğal olarak aynı koşulları sağlamaz”.

“Özellikle kriz anlarında insanlar bilgi edinebilmek için oldukça gayret sarf etmekte, ağır psikolojik koşullar altında eleştiri kabiliyetlerini yitirmekte ve söylentiyi yayan kişilerin güvenilirliklerini sorgulamamaktadırlar” Böylelikle bireyde başlayıp topluma yayılan söylenti bir mite dönüşüyor.

Kutsal kılınmış söylentiler de vardır. Ama o söylentiler başka bir yazının konusu.Üstelik oldukça da çetrefil bir konu.Özellikle de gabya taş atan söylentiler ile kişi kültünü pekiştiren söylentiler üzerine de gidilebilmelidir. Peygamberler de az uğraşmamıştır söylentilerle.

Kısaca hem modern çağlar öncesinin hem de modern zamanların bir çeşit medyası, serbest salınan haberleri olarak söylentiler her zaman insanları etkilemektedir.

Günümüz  İngiliz şairlerinden Gerard Woodward’ın “Bir kargaşa vardı 
/Yukarıda,/Bir söylenti
” dizeleri özellikle siyasi söylentiler için bir başına yeterli bir dayanak noktası oluşturuyor.

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3280
Dolar 1,7650
Altın 97,4209
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz