Paris'in uzaklığı/yakınlığı
asimoz@timeturk.com
25.10.2009




Huda Bereket Lübnanlı bir yazar. Onu ilkin Sükut Diyarının Gümüş Kadınları adlı kitapta yer alan yazısı ile tanıma imkanı bulmuştu Türkçe okuyup yazanlar. Bir yazarı kendi eserlerinden değil başka eserlerden ya da kolektif eserlerden tanımanın eksik bir tanıma olduğu ortada. Ne var ki o yazardan yapılan bütüncül çevirilerin olmadığı durumlarda eksik tanıma ile yetinmek kaçınılmaz bir tanıma biçimi olarak başvurmak durumunda kalacağımız bir yöntemdir. Şimdilerde bu eksik tanımanın devamı mahiyetinde bir kitap yayımlandı: Doğulu Yazarlar Gözüyle İstanbul. Önce tipik bir oryantalist eser gibi gelen bu eserin aslında öyle olmadığını metinlere biraz daha yakından bakınca anlamak durumunda kalıyorsunuz.

Bereket’in bu kitapta “Kızıma İstanbul Hediyesi” adını taşıyan bir yazısı var. Aynı zamanda yazarın hayatından izler taşıyan bir yazı bu.  1952 doğumlu Huda Bereket Lübnan iç savaşının başlaması üzerine,  doktora için gittiği Paris’ten geri döner. Bir süre öğretmenlik, gazetecilik ve çevirmenlik yapar. Şehrazad adlı kadın dergisinin kurucuları arasında yer alır. Kızıma İstanbul Hediyesi adlı yazısında şöyle diyor Bereket: “Kızıma ‘Otuz yaş gününde hediyem İstanbul olacak!’ diyorum. Beyrut savaşları yüzünden çocukluğu yaralı olan, ergenliği Paris gurbetinde geçen sen, sıkıntılı zamanların endişesini taşıyan ruhun sakinleşecek ve o şehirde birbirinden uzak olan iki yakayı birleştireceksin. Orada en dar boğazda yaralarını dikmiştir dünya.” İstanbul’u bir hafıza şehir olarak kabul eden Leyla Bereket’le yapılmış  kısa bir söyleşi yayımlandı Türk Edebiyatı dergisinin 432. sayısında.

Arap kökenli yazarlar içinde bağımsız bir alan olarak çok dilli yazarlar karşımıza çıkar. Geniş mi geniş bir alanı kapsayan bu konuda karşımıza çıkan isimlerden biri Halil Cibran’dır. Onun eserlerinin tümünün Arapça olarak yazılmadığı bilinmektedir. Bereketle yapılan konuşma tam bu konudan başlıyor. Yani yazarın yazacağı dili seçme özgürlüğünü kullanışından. Mukadder Gezen’in gerçekleştirdiği bu söyleşide  Fransa’da yaşamasına, Fransızca bilmesine rağmen eserlerini Arapça yazma gerekçesini şöyle açıklıyor Huda Bereket: “Üç dil biliyorum, uzmanlığım Fransızca. Fakat Arapça yazıyorum. Arapçaya büyük bir şevk ve aşkla döndüm. Çünkü çok güzel bir dil. Dil, uzak bir geçmişten gelmesine karşın yeniden oluşabilir. Cibran ülkesinden çok küçükken ayrılmıştı. Ona göre İngilizce yazmak daha kolaydı. Fransızca yazabilmene rağmen Arapça yazmak konusunda ısrar ediyorum. Çünkü insanın yazmayı seçtiği dil tesirini de arttırır. Arapça benim dilim.” Bereket bir başka dilde yazma imkanı olmasına rağmen-üstelik bu durum yazarın kendini anlatma olanaklarını çoğaltacak bir dil olarak Fransızca -siyasal, kültürel ve etik açılardan Arapça yazmayı tercih ediyor. Kendini evinde hissettiği dil olarak Arapçayı gören Bereket açık bir deniz gibi gördüğü İstanbul’a bakışını anlatırken de bu bakışın eteklerinden konuşmayı yeğler: “Ben İstanbul’u Paris’ten göremem. Batlı bir gözle bakamam ona. Paris’te yirmi sekiz yıldır yaşıyorum; fakat ben Lübnanlıyım, Arabım, Doğuluyum. İstanbul bana Paris’ten daha yakın. Buradayım ve mutfağıyla, yemekleriyle, ışığıyla, güneşiyle, sokakta duyduğum isimleriyle-Hasan mesela-hepsiyle her şeyiyle hafızamdaki şehir. Paris benim hafızam değil. Paris güzel, Paris  bir yazar için özgürlük. Paris bana çok cömert davrandı gerçekten. Ben Batı^da çok önemli bir şey buldum. İnsan haklarının genişliği ve korunmuşluğu. . . Fakat Parisli değilim ve yüz sene de kalsam asla olmayacağım. Ama şimdi İstanbul’dayım. Ve bu şehirde anılarımın olduğunu hissediyorum. Buradaki müziği hissediyorum. Çevremdeki her şey kalbime yakın. Garip değilim. Kendimi biraz da olsa ülkemde hissediyorum.”

Göç edebiyatının bu günü hakkında konuşmayı denerken göç edebiyatının devam etmediğini, şimdilerde Fransa’daki Arap yazarlar hakkında konuşurken göç edebiyatının dışına adım atılması gerektiği vurgular Bereket.İnsanların ülkeler arasında eskiye nazaran çok hızlı hareket edebildiğini,  bu durumun da ister istemez edebiyatı da etkilediğini ve yazı dilini belirlediğini ifade ettikten sonra şöyle sürdürür sözlerini: “Evrensel bir dille yazıyoruz. Doğulu ve Batılı yazarları birlikte okuyoruz ve neticede onların üzerinden kendi üslubumuzu geliştiriyoruz. Doğu’da ve Batı’da insanoğlunun tecrübelerinden hangisi iyi ve güzelse onu alıyoruz. Bu noktadan sonra sadece Doğu diyemeyiz. Doğulu yazar kendi edebiyatını bildiği kadar Batlı yazarları da okuyor ve takip ediyor. Karşılıklı kaynaşmayı sağlayacak tercüme önemli. Ben mesela kitaplarım çevrildikçe kendimi sadece Arap ve Doğulu olarak hissetmiyorum. İnsana ait hissediyorum. Genel manada daha çok insana ulaştığımı hissediyorum. Sınırları geçiyorum,  nerede yaşarsam yaşayayım.” Bereket’in burada söyledikleri yani yazarın başka dillere çevrilmesi ve etki alanını genişletmesi Goethe’nin ünlü “dünya edebiyatı” ülküsünün bir başka açıdan itirafıdır.  

  Yazarın Türkiye’den okuduğu yazarları anarken Paris’in bu konuda ne kadar belirleyici olduğunu görmek mümkün. Fransızcaya çevrilen yazarlar arasında  Nedim Gürsel, Orhan Pamuk, Bejan Matur gibi isimleri anması Paris’in yakınlık yada uzaklık konusunu temelden etkilediğini ortaya koymaktadır. Paris’in yazın alanındaki tahtını sallamanın öyle bir çırpıda olamayacağının da kanıtlar bu sözler. Konuya çeviri açısından baktığımızda da sorunlar kendini yakın olarak hissettirmektedir. Bereket Arapçaya çevrilen yazarlar arasında da tercüme eksikliğine vurgu yaparak “Ben Türk yazarları Arapça okuyamıyorum mesela. Bu çok üzücü. Ancak Fransızcaya  çevrilmiş ise okuyabiliyorum. Hoş bir durum değil” tespiti de oldukça önemli Bereket’in.

Yazının girişinde eksik tercümeden dem vurmuştuk Huda Bereket özelinde. Ondan bir sözle bağlayalım bu eksiklik bahsini: “Ben de kitaplarımın Türkçeye çevrilmesini bekliyorum. Çünkü henüz Türkiye’de tanınmıyorum. Ülkelerimiz arasında derin ve güçlü bağlar kurmamız lazım” Böylelikle başka ilişkiler yanında edebi muhabbet ilişkimiz de artar.  

Edebiyatların durumunu bütüncül zenginliği ya da fakirliği içinde dile getirebilecek çevirilere ihtiyacımız olduğu kesin.


Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3280
Dolar 1,7650
Altın 97,4209
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz