TOKİ'den 43 bin liraya konut
TOKİ'den 43 bin liraya konut
Ayasofya'da namaz kılacaklar !
Ayasofya'da namaz kılacaklar !
Meluncanlar'ın kim oldukları bulundu !
Meluncanlar'ın kim oldukları bulundu !
Üç çocuklu ailelere müjde
Üç çocuklu ailelere müjde
Yalçın Küçük'e büyük şok
Yalçın Küçük'e büyük şok
Paralel (D)okumalar
asimoz@timeturk.com
20.09.2009




Çağdaş  İslami düşüncenin çeşitli boyutlarına ilişkin yapıtlar beni en az  düşünürlerin kendisi kadar heyecanlandırır. Eğer bu yapıtlar farklı coğrafyalardaki etkileşimlere odaklanarak yerli kalıplarının dışına çıkan düşünürlerin evrensel ortaklıklarına yönelirlerse  daha da heyecan verici olurlar. Hamid Ahmedî’nin editörlüğünde hazırlanan İran : Ulusal Kimlik İnşası sorunlu ve milliyetçi yaklaşımına karşın içinde bulunan kimi bilgiler nedeniyle bende bu heyecanı uyandırmış, bundan da öte, önümde kimi yapıtları tarihsellik için paralel metinler olarak değerlendirme sürecinde önemli bir ufuk açtı. Yapıt, İran kimliğini, bu kimliği oluşturan etmenleri özellikle de İslamiyet ile İraniyet’in (İranlılık) ilişkilerini irdeliyor. Sadece düşünsel etkileşimler - bakımından değil tüm siyasi ve sosyal  ya da olgun disiplinler arasındaki karşılıklı ilişkiler konusunda değerli bilgiler sunan, düşünmeye yönelten bir yapıt karşısındayız.

Kitabın  editörü Hamid Ahmedî’nin ‘İran’da Din ve Milliyet: Dayanışma mı! Çekişme mi!’ başlıklı makalesi milliyetçilik ve İslamcılık düşünce akımlarının birbirinin karşısında yer almasının nedenlerini irdeliyor. Yazar, İslam ile milliyetçilik arasındaki ilişkinin modern Ortadoğu’nun siyasal düşüncesindeki en eski ve en temel tartışma konularından biri olduğunun altını çiziyor. Milliyetçilikle İslam’ı uzlaştırmak, birini diğerine üstün kılmak ve birini kabul ederek diğerini reddetmek, konuyla ilgili gündeme getirilen görüşlerden bazıları. Kimileri meselenin uzun bir geçmişe sahip olduğunu ve izlerinin hicri ilk yüzyıllardan beri görülmekte olduğunu savunsa da meselenin bugünkü haliyle gündeme gelişi, Ortadoğu’da modern devletlerin meydana gelmesinden sonraki döneme ait. İslamiyet ile İraniyet (İranlılık) arasında karşıtlık bulunduğuna dair inanç da son 50 yılda gerçekleşen toplumsal ve siyasi gelişmelerin bir sonucu. İran’da İslamiyet öncesi döneme sahip çıkılmasının İran kimliği oluşumundaki katkılarına değinen yazar, İran tarihinin geçmişteki azametini vurgulayan Kadimcilik, Kadim İran algısı hakkında da bilgi veriyor. Yazar, 1960′lı yıllarda Kadim İran vurgusunun Pehlevi yönetiminin saltanat sistemini güçlendirecek şekilde nasıl kullanıldığını ve bunu yapan siyasal rejim tarafından İran kimliğinin dini boyutunun dikkate alınmamasının dinsel ve ulusalcı söylem arasındaki uçurumu derinleştirdiğini irdeliyor. Öte yandan  1979 yılında İslam Devrimi yapıldıktan sonra bu yaşananlara ters istikamette gerçekleşen olaylardan örnekler de var.

Hamid Ahmedî’nin yazısında İslamcılık akımının milliyetçilikle karşıtlık taşıdığına dair tartışmaların  İran’da başlamasının Arap dünyasına ve Türkiye’ye nazaran oldukça geç başladığını ifade edişi de önemli. Ortadoğu’da İslamcılık akımın İran’ı da etkileyecek biçimde güç kazanması ve yaygınlaşması milliyetçi yaklaşımları zor durumda bırakmıştır. Öte yandan Marksizm ve İslam arasında yaşanan karşıtlıkta bunda etkiliydi. Ortadoğu’da Marksizm’le düşünsel planda hesaplaşma cesareti gösteren literatürün önemli bir kısmı İslamcılar ve Müslüman aydınlar tarafından kaleme alınmıştı: Seyyid Kutub’un İslam’da Sosyal Adalet, Mustafa Sıbâi’nin İslam Sosyalizmi, Muhammed Bakır Sadr’ın Felsefemiz, Ekonomimiz, Murtaza Mutahhari’nin Materyalime Eğilim Nedenleri, Ali Şeriati’nin Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri bu çerçevede anılabilir. Aynı dönemlerin tüm düşünsel yaratılarında benzer tematiklerin yanı sıra, benzer kurgu, kompozisyon vb. biçimlendirme öğelerinin bulunması anlaşılır bir şeydir. Sorun bizim düşünce ortamımızda eksik olan bu tür metinlere ilişkin karşılaştırmalı yapısalcı çözümlemelerin yapılmayışıdır. Bu genel kültürel ortam içinde Seyyid Kutup başta olmak üzere milliyetçiliğe karşı olan İslamcı yazarların kitapları Farsça’ya tercüme edilmiş ve bu eserler geniş bir okuyucu kitlesi tarafından okunmuştur. Eserler, İran’daki İslamcılar üzerinde derin bir etki bırakmış bunun sonucunda İslamcılar ve milliyetçiler arasında retorik ve ideolojik bakımdan İkinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren ortaya çıkan düşünsel farklılaşmayı daha net bir biçimde ortaya çıkarmıştır. İran’da özellikle İslam Devriminden sonra İran kimliğindeki millilik boyutunun azalan etkisinde İslamcılık akımının özellikle de Seyyid Kutub’un bariz etkisi olmuştur. Hamid Ahmedî’nin pek hoşuna gitmeyen bu durum aslında Seyyid Kutub’un  evrensel bir İslam düşünürü olduğunun da göstergesidir aynı zamanda.

Hamid Ahmedî  Kutub'un , İranlı âlimler arasında kabul gören bir olgu olduğunu belirtiyor. Kuşkusuz bu sadece ona ait bir düşünce değil. Yvonne Haddad'a göre, pek az Müslüman, Seyyid Kutub gibi, çağdaş İslâmî düşüncenin yeniden kuramsallaştırılmasında bu denli önemli bir etkiye sahip olmuştur. Mehdi Fadlallah, Seyyid Kutub'u, 20. yüzyılın ikinci yarısında İslâm dünyasındaki en meşhur şahsiyet olarak tarif etmektedir. Shahrough Akhavi, Kutub'un, çağdaş İslâmî hareketler için öneminin "Ayetullah Humeynî'den bile daha büyük olduğunu" savunmaktadır. Samir Amin, Kutub'un eserinin "eşsiz olarak kaldığını" söylemektedir: "Ayetullah Humeynî'nin demeçleri, Fas'tan Körfez'e kadar uzanan Arap televizyon kanallarında onun görüşlerinin işlendiği eğitim amaçlı uzun konuşmalar, kitapçılarda, İslâmiyet etiketi altındaki raflarda yer alan sayısız kitap ve risale, aktivistlerin yürüttüğü dînî eğitim, bunların tümü üstadın düşüncesinin üzerine bir şey koyamamıştır.  

Kuşkusuz Kutup deyince akla her şeyden önce yazarın son eseri el-Me'âlim fi't-Tarîk (Yoldaki İşaretler)gelir.  Bu aynı zamanda Kutub’un en etkili kitabıdır. Kitap, Urduca, Türkçe, Farsça, Malayca ve çeşitli Avrupa dillerine çevrilmiştir.  

İran İslam Devriminden sonra enternasyonal yani ümmetçi siyasetlerin benimsenmesi ve Arap dünyasındaki İslami hareketlerin desteklenmesinde Seyyid Kutub’un düşünsel etkisi olmuştur. Evrensel İslam kardeşliğinin yerine milli çıkarların egemen olmaya başlaması ise İran’da milli dindarlığın güçlenmesine neden olmuştur. Belki her zaman bu baskındı. Ama bu baskınlıktan kurtulma imkânı da doğmuştu.  

Yazarın konuyu İran çağdaş siyaseti çerçevesinde masaya yatırırken İslamcılık ve milliyetçilik akımlarının birbirleri ile olan gerilimli ilişkinse dair yaklaşımlarının  Türkiye örneğinde de yabancısı olmadığımız konumlanışlar olduğunu da belirtmekte yarar var. Ancak bu, yeni bir araştırma konusu.

 Yeni zamanların artan güçlülüğü içinde milli çıkar söyleminin de artması tartışmayı daha da güncel kılıyor. O yüzden milli çıkarı ve  “yolların en karanlığı” milli bakışı dizginlemek ve büyük kuşku ile karşılamak gerekir. Yoksa İslamcılığı ciddi olarak düşünmek mümkün değildir.  


Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3075
Dolar 1,8435
Altın 92,7679
Röportaj
Gazeteler
Facebook