![]() |
Şiir dilinin anonimleşme ve bürokratikleşme gibi bir sorunu olduğu bilinir.Bundan çıkış yolları da aranır. Dilin kişiselleşmesi sorununa gelip dayanıldığında mutlaka adı anılan önemli şairlerin başında Ece Ayhan (1931-2002) gelir. Sadece başında gelmekle kalmaz sözdizimsel, imgesel ve anlatımsal açıdan genç kuşaklar üzerinde belirgin bir baskı da oluşturmuştur denebilir.
Eleştirmen-şair Ahmet Oktay onun bu baskın etkisini dikkatli okurun hemen fark edeceğini belirtir bir konuşmasında: “Dikkatli okur, Ece Ayhan'a özgü ters çevirmeleri, us dışı kullanımları, atonal dize kuruluşlarını, tarihsel düzeneğe ve alt kültür pratiklerine yapılan atıfları hemen ayırt edebilir günümüzün birçok şairinde.”
Çoğu şiiri, çoğu yazısı, her kitabı sadece yazın değil düşünce ve hatta politika dünyasında tartışmalara yol açan Ece Ayhan’ın küçük bir kitabı var: Öküz’lemeler adında. Onun atipik ve atonal halini bu kitapta yer alan kısa yazılarda da görmek mümkün.
Bir vakitlerin Öküz dergisinin kültür-sanat servisinin üç buçuk saat boyunca Ece Ayhan'la yaptığı konuşmalardan oluşuyor Öküz’lemeler. Yıllardan 1997, aylardan Ağustos. Öküz'cülerin dinlediği Ece Ayhan'ın anlattığı, Ece Ayhan'ın anlattığı, Öküz'cülerin dinlediği bu düşünceler bir gece yarısı kitabına dönüşmüş. Ece Ayhan çağrışımlarla, sıçraya sıçraya, şeylerden, durumlardan, kişilerden söz ediyor bu metinlerde. İçine, Ece Ayhan'ın yine Öküz dergisi için yaptığı 'şahıs benzetmeleri'ni de katarak oluşturulan Öküz’lemeler'de altı çizilesi üzerinde düşünülesi epey metin var.
Tanıdıklarından arkadaşlarına, dergi serüveninden sinema ilgisine, tarih anlayışından İkinci Yeni’ye değin çok fazla ve birbirine uzak gibi duran konulara değinerek kendi yaklaşımlarını çekincesiz bir biçimde ifade ediyor.
Yazısının çok kötü oluşuna ve yazısını başkalarının okuyamayışına da değiniyor açık yüreklilikle.
“Kadın hakları konusunda erkekler hep başkalarının karıları için konuşurlar” diyor örneğin. “Çok ölüm olursa tarih biraz ilerler. Kötülükle ilerliyor tarih. İyi, fazladan bir şey”
Öküz’lemeler’de “Ben şair değilim. Olsa olsa, bir parça, iş işten geçti ama ‘etikçi’ olmak isterdim” diyen etik belirleme Ayhan’daki en yalın ifadesini Şiirin Bir Altın Çağı’ndaki şu sözlerde bulur, “(...) Ben aslında şair filan değilim. Yanlış meslekte uğraşıyorum. Ben etikçiyim. İnsana yaklaşma denemeleri bakımından şiir bana yetmiyor. Benim kaynaklarımın geliştiği yer şiir değil. Şiirden gelmiyorum ben. Araç olarak kullanıyorum. Yanlış mesleği seçmişim. Şerif Mardin gibi, İsmail Beşikçi gibi, İdris Küçükömer gibi bir bilim adamı olmayı çok isterdim. Çok zor olduğunu biliyorum ama.”
Kapalı bir şair olarak anılan Mustafa Irgat’ı “tam sahici bir adam” olarak gören Ece Ayhan Can Yücel, Dıranas, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Nâzım Hikmet, Nilgün Marmara, Enis Batur, İsmet Özel gibi aklına gelen şairlerin kimisi hakkında kısa uzun kimisi hakkında ise kıpkısa değerlendirmeler yapar. Benzetmelerinde de epey şair yer alır. Sait Faik’in bütün hikâyelerini “sıkı şiir” olarak anmayı tercih eder. Şiir ve peygamber ilişkisi hakkında söyledikleri Cemal Süreya’nın söylediklerinin ötesine adımla(ya)maz. Hangi peygamber iktidara gelirken şairleri övmüş, doruğa çıkınca şairlere veryansın etmiştir, noktasında örneklemeler sun(a)maz. Genel bir yargının ardından iktidar ve şiir ilişkisine değinerek kötülüklerin kalıcı oluşuna odaklanır.
Etkilenmelerinden söz etmeyi unutmaz: “Bizi çok etkiledi Dylan Thomas. Aslan'ın çevirilerinden sonra. Aslan Ebiri çok iyi yetişmiş biriydi. Sonra Enis Batur'un bir yazısını okudum. Aslan Ebiri ile ilgili. Ölmüş.”Kitap biriktiremeyişini ve bir etikçi olarak düşmanlarının çokluğunu da anlatır: “ Ben kitap biriktiremiyorum. Çünkü 80-90 evde bulundum. Her yerde taşınırken bırakıyorsun. Çok düşmanım var. Bu da şundan kaynaklanıyor; her şeyi olduğu gibi söylüyorum.” İnsan ve dil ilişkilerini, dil değişmelerini anlattığı İstanbul adlı kısa yazısında karartma gecelerinde geldiği bu şehri Paris ile birlikte gerçeküstücülerin keten astarlı haritasında anar: “Yeni ve eski İstanbul'un kimseyi dinlemezliğini seviyorum, başkaldırışını seviyorum... İstanbul'dan tek isteğim var artık çocuklar. Bana kitap gönderin.”
Şiir, değişen ve gelişen düşünceler, duyuşlar, duruşlar, algılamalar ile algılatmaların dayattığı gereksinmeler nedeniyle eski şiirin aşındığı yerden kırılarak yenilenir. İkinci Yenicilerin ve onların içinde Ece Ayhan'ın belirgin olarak peşinde olduğu durum budur aslında. İkinci Yeni hakkında şunları dillendiriyor Ayhan:” Bir yenilik hep beraber yapılır. Hep beraber yürüyoruz. Hattâ olumsuz şeylere bile. Tek başına yenilik yapılmaz ki. Bizde de her birimiz tek başına ayrı yöne yürüyoruz. Ama yine bir toplam olarak. Turgut Uyar da, ben de. Cemal de, Edip de. Ayrı ayrı yerlerden geliyoruz. Fakat yine de hep beraber. Tek başına yapışmaz ki yeni bir şey!”
Ece Ayhan'ın negatif ya da asimetrik, tersine çevirici tutumuna yaklaşmak, şiirle düzyazı arasındaki sınırı ihlal eden metinleri tanımak için bir durak Öküz’lemeler.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3170 | ![]() |
| Dolar | 1,8185 | ![]() |
| Altın | 90,7788 | ![]() |






























KKTC savaş alanına döndü
Erdoğan Ak Parti İl Başkanları Toplantısı'nda konuşuyor
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon