![]() |
Prof. Dr. Kemal Karpat, T.B.M.M. Kültür Sanat Yayın Kuruldan verilen Onur Ödülü’ne layık görüldü. Karpat, ödülü “Bugüne kadar birçok ödül aldım ama TBMM’nin verdiği ödül, hepsinden anlamlı. Çalışmalarımın ana konusu Türkiye olduğu için Meclis tarafından onurlandırılmak çok daha kıymetli. Çok mutluyum.” sözleriyle değerlendirdi. Bu ödülün verilişi Karpat’ın eserlerinin peşpeşe Türkçe’de yayımlanmasıyla da çakıştı. Onun makalelerinden oluşan Osmanlı’dan Günümüze Elitler ve Din kitabı önemli analizleri içinde barındırıyor.
Sıklıkla kulağımıza çalınan bir kavram olan elitlerin dinle ilişkisi, akademik ya da teorik çalışmalar için önemli olmak dışında pratik olarak da bir boşluğu dolduruyor. Özellikle de bu coğrafyada, her daim güncelliğini koruyan, yakın zaman öncesinde ise oldukça alevlenen AKP özelinde yapılan tartışmalar, konunun bizim açımızdan eksik ve hatalı olan noktalarını ortaya çıkardı. Çünkü tartışma sürecinde bu olguyu anlatan temel referanslar göz ardı edilmişti ve bu yüzden de tartışma muhatapları açısından sığ bir pragmatik zeminde yürütüldü. Osmanlı’da demokrasinin başlangıcının yeni orta sınıfların doğumu olduğu hatırlandığında AKP’yi var eden toplumsal ve siyasal olguların ne olduğu üzerine konuşulurken tarihsellikten beslenen yapısal okumaların bu tartışmalara dair söylemiş olduğu çoğu noktanın es geçildiği söylenebilir.
Değişen ve Gelişen Sorunlar
Osmanlı tarihi üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanıdığımız Kemal H. Karpat’ın, Batılı düşünürlere de uzanarak çeşitlilik gösteren çalışma konularından biride elitlerin dinle ilişkileri ve uzun dönemli dönüşümleridir. Akademik çalışmalarına 1950 yılında New York ve Washington üniversitelerinde başlayan Kemal H. Karpat, her şeyden önce tarihçiliği, geçmişteki olay ve olguları doğru saptamaya, bunları mantığın algılayabileceği biçimde sentezlere ve yorumlamalara götürmek şeklinde algılanması gereken formüllerini sunma çabası olarak algılayan tarihçilerden biri. Osmanlı tarihi üstüne çalışmış ve çalışmakta olan Kemal H. Karpat Osmanlı ve Cumhuriyet modernleşmeleri arasında karşıtlık kuranların modasına uymadan hem alanına ilişkin kaynaklardan bilgiler sunarak, gerekli soruları sorarak onları yanıtlıyor hem de yazış biçimi ile yazdıklarına çekicilik nakşederek yakın ve uzak tarih meraklısının bilgisine sunabiliyor. Kemal H.Karpat şimdi, ana konusu Türk toplumunun son yüz elli yıldan beri geçirdiği kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi değişim olan makalelerinden derlenerek hazırlanan kitabının Türkçesiyle karşımızda: Osmanlı’dan Günümüze Elitler ve Din. Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm üç makaleden oluşan “Elitler ve Demokrasi”, ikinci kısım ise dört makaleden“Din ve Laiklik” başlıklarını taşıyor. Yazar, konuya ilgisinin nasıl başladığını ve kitapta yer alan makalelerin temel sorunsallarını ise önsözde açıklar. Karpat, ele alıp incelediği konuların durmadan gelişmekte ve değişmekte oluşundan dolayı kitaba bir sonuç yazmak ihtiyacını duymadığını da belirtir.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan topluluklar, milliyetlerine, ırklarına veya dillerine göre değil dinlerine göre tasnif edilmiştir. Yani belirleyici unsur, modern dönemlerin tersine din olmuştur. Karpat bu noktada Türkiye’yi Osmanlı’dan ayrı düşünmüyor. İbn Haldun’un Mukaddime’sinde uzun uzadıya anlattığı din temelli devletlerin çökmesinin mukadder olduğu yolundaki temel tezinin tek büyük istisnasının Osmanlı Devleti ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti olduğunu belirtiyor. Türk toplumunun sorunlarının bu kavramsallaştırma sayesinde baştan atılacağı, bu anlamda, düşünülebilir mi? Burası da müphemleşmektedir Yeniden bir okumanın iddiacı yanı bir kenara bırakıldığında, yine karşımıza aynı sorunların başka bir kavramsallaşmadan geçmeden öteye gidemediği çıkmayacak mıdır? Bu bir ara sorun olarak durmaktadır. Oysa din temelli Osmanlı uygulamaları ile modern dönemlerdeki laiklik anlayışının çatıştığı bir başka gerçektir. Türkiye'nin bu anlamda yaşadığı değişmeyi anlamak ve bunu tarihi bir çerçeveye oturtmak için Osmanlı dönemi kaçınılmaz olarak inceleme sahasına girmektedir. Ancak bu kaçınılmazlık iki devlet yapısının aynı olduğu biçimindeki bir yaklaşımı beraberinde getirdiğinde yapılan nice temelli okumayı tepetaklak edebilecek bir basitleştirmeyi de beraberinde getirir.
Demokratik Kamusallık
Kitaptaki bazı yazılar Cumhuriyet döneminde oluşan büyük sosyal ve siyasal değişmeleri anlatmakta ve bu arada din-devlet ilişkilerini ele almaktadır. Türkiye’de modernleşme politikalarının hatta modernist kimliğinin ayırdedici yönünü İslam dini ilişkinin oluşturmuş olduğu bir başka gerçekliktir. Bu olguyu tarihi boyutu içerisinde tanıyabilmek için Osmanlı dönemini ve modern Türkiye'yi bilmemiz gerekiyor. Çünkü din, Türkiye’de dil ve kültürel açıdan hâlâ merkezi bir konumdadır:“Osmanlı 18. yüzyılda kendi iradesiyle, bilinçli olarak kendini yenilemeye karar vermiştir. Cumhuriyet, Osmanlı’nın siyasi rejimini değiştirmiş ve ancak halkın kültürüne, diline, kimliğine dayanarak ayakta kalabilmiştir.” Laiklik devlet ideolojisi olarak benimsendiği için takip eden dönemlerde de halka benimsetilmeye çalışılmıştır. Bu bir anlamda resmi elit milliyetçiliğidir ve Ernest Gellner'in deyimiyle üst kültürü temsil eder. Türkiye’nin, tarihsel olarak, inancın ve devletin özerk yetki alanlarına sahip olduğu kendine has bir “laiklik” anlayışının olduğunu savunan Karpat, Cumhuriyet döneminde yanlış anlaşılan Fransız versiyonu bir laiklik uğruna bu kendine has anlayışın terk edildiğini ifade ediyor. Öte yandan da laikliğin demokrasinin kurucu öğesi olduğunu ama demokrasinin yeterli şartı olmadığını ifade ederek ikircikli bir konumu tercih ediyor. Karpat’a göre laiklik demokrasinin bir parametresidir. Bunun için demokratik bir kamusallık yaratmanın bir aracı olarak laikliği jakoben yorumlardan çıkararak toplumsallaştırmak gerekir.Bu yorum stratejisinin AKP politikalarıyla da kuvvetli irtibat noktaları söz konusudur. Tabiidir ki, bu teorik yaklaşımların hiçbirisi tek başına Türkiye'deki modernleşme süreci içinde din ve elitler ilişkisini açıklamak için yeterli değil. Ancak Türkiye'deki modernleşmenin tarihi gelişimini anlamak için bazı teorik modellerin yararlı olacağı da inkâr edilemez.Türkiye'de modernleşme sabit ve değişmez bir akım olmaktan ziyade, değişken ve dinamik bir nitelik taşıyor. Bugün işbaşında olan AKP iktidarı da esas itibarıyla sekülerleşme çabasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yani bu hareket ait olduğu “İslamcı” gelenekten kopmaysa, bu kopmanın temel maksadı budur ve nitekim Başbakan 'laikliği son hücremize kadar savunuruz' demek zorunda kalmıştır.
Modernleşme Kuramındaki Eksiklikler
Osmanlı modernleşmesi tarihinde, seleflerinden farklı olarak, yapısal görüntünün inceliklerine girmiştir Kemal H.Karpat. 1960-70'li yıllarda modernleşme konusunda çalışan Amerikalı sosyologlar büyüme devriminden söz ediyorlardı, günümüzde büyüyen ve yaygınlaşan ise yalnızca hayal kırıklığıdır. Modernleşme teorileri bir yandan soğuk savaşın diğer tarafı ''Sovyet'' hakimiyet alanının genişlemesini engellemenin ''bilimsel'' bir yolu olmakla birlikte, diğer yandan da henüz kapitalist sistemle bütünleşme aşamasına gelmemiş ama bu potansiyele sahip ülkelerin bu sisteme kazandırılmasını sağlamak için kullanılmaktaydı. Kapitalist sistemle bütünleşme, bu bütünleşmenin önündeki en önemli engellerden biri olan ''kültürel farklılık'' sorununun karşılıklı anlaşmayı sağlayabilecek bir şekilde çözülmesini de gerektiriyordu.
Bourdieu, 'tekstlerin (ülkeler arasında) kontekstleri dışında dolaştığını' belirtmiştir; Karpat’a göre de Batılı modernleşme düşünürlerinin özellikle gelişme kuramının yaklaşımlarını olduğu gibi benimseyerek toplumsal analizlerde kullanmak özellikle bu tezlere uymayan gelişmelerin yaşandığı Türkiye'de sıkıntı yaratabilir. Bu nedenle de başka düşünürleri ve kaynakları anarak, göndermelerle ve yüksek sesle düşünerek yapılan bir okuma çalışması olarak kitapta yer alan ilk uzun erimli makale böylesi bir boşluğu kapatabilir hatta belki de çoğu zaman birinci el kaynaklarla eşgüdümlü olarak okunabilir.
Temelde modernleşme sürecini karşı olduğu söylenemez Karpat’ın ancak gündelik hayatta sonuçları hemen gözlemlenebilen kimi uygulamaların ürettiği kültürel kırılma ve çatışmalardan tedirgin olduğu belirtilebilir. Onun kimi çevrelerce ambargoya muhatap olması; Tanzimat döneminde fark edilmiş kültür kırılmasının yarattığı sorunlara, Kemalist Cumhuriyet ideolojisinin egemen kılınmaya çalışıldığı yıllardaki kimi uygulamaların bu gün de sürdürülmesine, eleştirel açıdan değinmesinden kaynaklandığını söylemek gerekir.Daha Osmanlı döneminde betimlenmeye başlanmış iki farklı kültürün çatışmasından doğan, bugün artık Doğu/Batı sorunsalı diye adlandırılan travmatik sorunların, Kemal H.Karpat’ın tarihçiliğini yönlendirdiği söylenebilir. Karpat, bugün gelinen noktadaki açılımları göz önünde bulundurunca 1923 sonrasında başlayan kültürcü sürecin yükselttiği ve oluşturduğu sistemin yeteri kadar toplumsal bir algılama haline geldiği kanısındadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren Doğu-Batı kavramları etrafında hep bir kimlik tartışması yaşandı. Günümüz Türk toplumunun entelektüeller arasındaki siyasal/kültürel tartışma ve çatışmalarına bakıldığında, tartışmanın bittiğini öne sürmek kolay görünmüyor. Bundan dolayı Kemal Karpat, Türkiye’nin belirgin ve acil bir şekilde ihtiyaç duyduğu şeyin “laikliğin”, “İslamcılığın” ve “gericiliğin” yeniden tanımlanması olduğunu söylüyor. Bu yapılana kadar siyasal katılım ve elitlerin statüsü “İslamcı” ve “Kemalist” şeklinde ideolojik sınıflandırmalarla belirlenecektir.”
Osmanlı’dan Günümüze Elitler ve Din kitabının alt katmanında yatan temel teorik sorunlar ve ideolojik/politik tercihler gerginleşmiş olarak varlıklarını koruyorlar. Karpat, Türkiye'nin modernleşme sorununu, doğrudan doğruya elitlerin değişimi dönüşümü çevresinde ele almaktadır. Buradan bakıldığında, Kemal H.Karpat’ın Türkiye'nin modernleşme sorunsalını çözme sürecinde bir bireşim (sentez) aradığını ve bu bireşim umudunu sürekli canlı tuttuğunu itiraf etmek gerekir. Onun makale ve kitaplarında dile getirdiği Türkiye’nin yapısal değişmelerini, tarihi aşamalarını teorik çerçevede irdeleyen yaklaşımlarının kamusal tartışma ortamına girmesiyle düşüncelerinin eleştirisinin de başlayacağını düşünüyorum.Bu güne değin bunun gerçekleşmiş olduğunu söylemek mümkün değildir.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3075 | ![]() |
| Dolar | 1,8435 | ![]() |
| Altın | 92,7679 | ![]() |






























Vatikan gizli arşivleri
80 yaşındaki kadın havada dehşet saçtı
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon