![]() |
Çağımızın en özgün Müslüman düşünürlerinden Malik Bin Nebi(28 Ocak 1905-31 Ekim1973), atmışlı yıllarda Türkçe kültür dünyasının yakından tanımaya başladığı bir düşünür olmuştur. Malik Bin Nebi İslâm dünyasının yaşadığı medeniyet buhranının, öncelikli olarak, Batı-merkezci ve özgüveni sarsıcı bakış açılarının terk edilmesiyle, ardından da, İslami bir dile dayalı yeni bir medeniyet tasavvurunun geliştirilebilmesiyle aşılabileceğini gösterir.
Fransız sömürgeciliğine karşı verilen son direniş ve kurtuluş hareketinin en ön saflarında yer almış bir Cezayirli düşünür olarak ülkesindeki Fransızlaşmanın, Fransızcanın ve Fransız kültürünün başta toplumun üst kesimleri olmak üzere bütün bir Cezayir toplumunu adeta esir almasından dolayı Cezayir’in siyasî bağımsızlığına kavuşmasının, zihnî bağımsızlığına kavuşması anlamına pek fazla gelemeyeceğinin farkında olarak her zaman düşünsel bağımsızlaşmayı öncelemiştir. Bu bağımsızlaşma sürecini kendi yaşamında da görmek olası: Önce Arapçası yetersiz olduğu için eserlerini Fransızca yazmak durumunda kalmış,Arapçasını Kahire’de ilerletince eserlerini Arapça yazmaya başlamıştır.
Siyasi yönetimi toplumun zihniyet ve yaşayışının bir ürünü olarak gören Malik Bin Nebi, toplumsal ortamın temiz ve özgür olması halinde yönetimin bu ortama yabancı şeyleri topluma dayatamayacağını ancak ortam sömürge olmaya elverişli ise yönetimin sömürgeci olmasının da kaçınılmaz olduğunu, dolayısıyla sömürgeciliği yerleştirenin siyasetçiler değil bireylerin bizzat kendileri olduğunu ileri sürer. Bundan dolayı sömürüye müsait olma durumu üzerinde yoğun bir biçimde durur. İslâm dünyasındaki dikta yönetimlerini tarihten gelen bozuk mirasın bir sonucu olarak gören ve kişileri kutsallaştırmanın İslâm ülkelerinde devam ettiğini belirten Malik Bin Nebi, Cemalettin Afgani’nin önerdiği şekilde gelenekte bir ayıklamaya gitmenin ve mevcut düzeni geleneğin yükünden kurtarmanın gerekli olduğunu söyler. Ayrıca dini de bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak görür. Ona göre günümüz Müslümanları Kur'an'ı anlamada hem fıtrî hem ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün değildir.
O yüzden Malik Bin Nebi çok farklı konularla ilgilenmiş bu ilgisini kimi zaman sistematik kimi zamanda değini olarak yazma gereği duymuştur. Kur’ân’ın anlaşılmasından sömürgeciliğe, ideolojiden fikir savaşlarına kadar çok farklı alanlarda çığır açıcı bir teorik çerçeve geliştiren Malik Bin Nebi’nin düşünce ve kitaplarının Türkçe’ye aktarılmasında geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Ergun Göze’nin yadsınamaz etkisi/ katkısı vardır. Onunla bu çeviri sürecinin nasıl başladığını ne tür gelişmelere sahne olduğunu konuşmak için söyleşi sözü de almıştım geçen yıl. Ama nasip olmadı bu söyleşiyi yapmak. Anılarında bu konuyla ilgili bir şeyler bulma düşüncesiyle geçen gün teorik çerçevesini milliyetçi,devletçi ve antikomünist bakış açısı içinden yaşadıklarıyla ve tanıdıklarıyla hesaplaşmanın oluşturduğu. Yaşasın Hâtıralar kitabını okudum. Onun dünyasını kavramak bakımından önemli, atlanmaması gereken bir yapıt Yaşasın Hâtıralar. Göze burada ilginç birkaç anekdot aktarır Malik Bin Nebi özelinde: Biri misakı milli içinden diğeri dışından olmak üzere. Sonuncusundan başlayalım aktarmaya: Yetmişli yıllarda Libya lideri Kaddafi ile Tercüman gazetesi için bir söyleşi yapmak ister. Ama bir türlü randevu alamaz Kaddafi’den.
Son defa biyografisini almaya gelen kişiye Cezayirli düşünür Malik Bin Nebi’nin bazı eserlerini tercüme ettiğini söyleyip yanındaki nüshaları gösterince işler değişir. Malik Bin Nebi adını duyan görevliler Ergun Göze’ye otelden ayrılmamasını, her an aranabileceğini söylerler. Bir süre sonra beklenen randevu alınır. Tercüman gazetesi yazarı olduğu için değil Malik Bin Nebi mütercimi olduğu için randevu alabilen Ergun Göze’ye Kaddafi bir de resim imzalar. Meğer Malik Bin Nebi bir süre Kaddafi’ye danışmanlık yapmış ve onun güvenini kazanmış. Hatıralarında onun kabir başında bir fotoğrafı da yer alır Ergun Göze’nin. Onunla temasa geçip Türkiye’de çıkan kitaplarından kendisini haberdar edemediği için üzüntülü olduğunu ise Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş eserine 1972 yılında yazdığı önsözde anlatır.
İhmal edilmiş, gereken değer verilmemiş Cezayirli düşünürden Ergun Göze’nin yaptığı çevirilerde hatıralarının sonunda listelenmiş. 1964 yılında İslam Davası kitabını çevirmiş. Yirminci yüzyıl Müslüman’ına Kuranın mahiyetini anlatan, onun “yalnız dil ve belağat güzelliği değil ve fakat mesajının muhteva derinliği ve insan üstülüğünü belirtmek bakımından”, yazarın en parlak eserlerinden biri olan Kurânı Kerim Mucizesi, “küçük bir konferans metni olmakla beraber, insan problemine eğilmiş bir etüt haysiyetini muhafaza etmeyi başarmış” İslam ve Demokrasi anılarını içeren Asrın Şahidinin Hatıraları, İslamiyet’i bir medeniyet meselesi olarak ele aldığı ve “bu zengin mirasın farkında olmadığı için sömürge haline düşmüş olan bir ülke olarak Cezayir’de İslam’ın yeniden medenileştirici, insanı yüceltici, tabiata ve kendine hakim kılıcı hamlesine kavuşturulabilmesi için, dünya meselelerini inancın prizmasından süzen bir Müslüman dimağın tekliflerini” içeren Cezayir’de İslam’ın Yeniden Doğuşu eserlerinin ise son baskı yıllarını anmış. Keşke bu eserlerin ilk baskılarının tarihlerini ansaydı Göze. Kültür tarihi açısından gerçekten önemli bir katkı olurdu bu. İslam ve Demokrasi 1968 yılında Ötüken Yayınları tarafından yayımlanmış.Çoğu Yağmur Yayınlarından ve Boğaziçi Yayınlarından çıkmış Göze’in Malik Bin Nebi çevirilerin.
Misakı milli içinden aktardığı anekdot ise Fethullah Gülen odaklıdır.Gülen onunda içinde bulunduğu bir grupla görüşür.Bu görüşme sırasında geçmiş yıllardan hareketle Göze’yi ne kadar çok sevdiğini anlatır Fethullah Gülen: “Evet sizin yazılarınız.Hatta tercümeleriniz…Malik Bin Nebi’den tercüme ettiğiniz İslam Davası isimli kitap ne kadar güzeldi.”Ardından Gülen cemaati odaklı eleştirilerin, aktaran Göze Gülen’in bağlılarının okulların gölgesinde iyi ticaret yaptıklarını belirttikten sonra sözü tekrar Malik Bin Nebi!ye getirir: “Fethullah Hoca’nın Malik Bin Nebi’nin kitaplarına işaret etmesi her şeyi açıklamıştı.Yirminci yüzyılda İslam aleminin vicdanı ve en büyük mütefekkiri kabul edilen Bin Nebi kitaplarında,sermayenin yönlendirilmesi konusuna büyük önem vermiş ve açıklamalar yapmıştı.Hoca da bundan esinlenmiş ve sermayeye yönlendirmişti kendisini.Ama Malik Bin Nebi İslam ahlak ve terbiyesini her şeyden üstün tutuyordu.Sermaye de İslam ahlakına göre yönlendirilecekti.(…) Kendisini ikaz için görüşme talebime cevap alamadım. Kendisi etrafı ve tevabiiyle ABD’ye geçti.Beş altı yıldır orada bir çiftlikte yaşamakta.
Ne Malik Bin Nebi böyle bir manzara çizmişti ne de ben bunlara izin veren tek bir satır yazdım”
Malik Bin Nebi’nin Ekonomi Dünyasında Müslüman ismiyle Türkçeye 1976 yılında kazandırılan bir eserinin olduğunu da hatırlamalı sermaye bahsinin geçtiği bu satırlardan sonra. Göze’nin anılarında aktardıklarından hareketle sadece Malik Bin Nebi’nin eserlerini değil aynı zamanda (kısmen) onun derdini tasasını da çevirdiğini söyleyebiliriz. Keşke sermaye ve onun niteliği noktasında duyarlı olan Ergun Göze bu kadar antikomünist olmasaydı.
Çevirilere yazdığı önsözlerde mühimdir Göze’nin. Orijinal adı Kur'an Fenomeni olan ve 1946’da Ezher Şeyhi Muhammed Draz’ın bir önsöz yazdığı ve “asrın idrakini konuşturduğu”eseri niçin Kurân’ı Kerim Mucizesi adıyla çevirmeyi uygun bulduğunu da açıklar bu yazılarda. Çeviri meselelerine değinirken siyasi bakış açısını da serpiştirir satırlara: “Her tercüme bir ihanettir. Kahve bile fincana aktarılırken taşar. Dünkü vilayetimiz Cezayir’in yetiştirmiş olduğu müellifin eserini tercüme etmeye kâfi gelmeyen bir Türkçeye mahkûm edilişimiz ayrı bir ızdıraptır.”
Son yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak çok özgün eserlere imza atan ve sorunları sosyolojik bakış açısı ile ele alan Malik Bin Nebi’den bazı yazılarında da söz eder Ergun Göze. Bernard Lewis'in 'İslam'ın Krizi' isimli kitabında İslam Dünyası için getirmiş olduğu tespitlerin büyük ölçüde doğru olup Müslüman vicdanında ve zihninde karşılık bulmasının gerekliliğini ifade ederken Malik Bin Nebi’den etkilendiğini de ortaya koyar. Çünkü bu sorunların “çoğu çok acı olmakla beraber kaskatı birer gerçektir. Bu gerçekleri kabul etmek, bertaraf etmenin ilk adımıdır. Ne var ki karşılaşılan zulüm, yoksulluk, okuma yazma eksikliği gibi olumsuzlukları İslam Dünyası'nın modernleşememesine bağlamasını. çok sathi bir görüş olarak nitelemekte ve sözü Malik Bin Nebi’ye getirmektedir: “Bu konuyu İslam'ın büyük mütefekkiri Malik Bin Nebi 'İslam Davası' isimli kitabında elli sene önce işlemiş ve açığa çıkarmıştı. Onun ileri sürdüğü tezlerden birisi, İslam medeniyetinin inhitat devri insanının liyakatsizliğidir. Bunun sebebi de ruhi ve hiç olmazsa akli tesirlere değil, insiyaki tesirlere kapılmış ve kendini şaşırmış olmasıdır. Nitekim bugünkü manzara budur. İnsanımız ne dünyadan, ne İslam'dan, ne laiklikten, ne demokrasiden, hatta maalesef ne de İslam ahlakının yüceliklerinden hiçbir şeyden ciddi bir paya malik değildir. Her şeyde ancak taşerondur. Çünkü önünü ardını hesap edemiyor. Malik Bin Nebi bunu 'Medenileşmeden siyasileşmek' diye teşhis ediyor. Hele o medeniyette de insanlığın gidişinden ıstırap duyan bilgili ve vicdanlı insanlar bulunduğunu ve onlarla olsun diyalog kurmak gereğini farketmiyorlar.”
Ergun Göze’nin siyasi ve düşünsel kimliğini göz önüne aldığımda neden Malik Bin Nebi çevirmenliğine soyunduğuna bir türlü akıl erdiremedim.
Yaşasın Hâtıralar’ı okuyunca da anlayamadım bunu.
“İhanete uğrayan fikirler intikamlarını alırlar diyen” Malik Bin Nebi’yi kırk küsur yıldır ağırlayan Türkçede onun üzerine düşünce üretiminin pek kısır olduğunu da belirtmeliyim. Bu kısır nazlılığı kırarak düşünürün temel yaklaşımlarını doyurucu bir bütünlük içinde veren Ali Kureyşi’nin Malik Bin Nebi’ye Göre Toplumsal Değişim(2004) kitabı ise yeterli ilgiyi görmüş değil.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3330 | ![]() |
| Dolar | 1,7560 | ![]() |
| Altın | 98,3360 | ![]() |


















PKK, Suriyeli muhaliflere saldırıyor
Suriyeli doktorun feryatları
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon