Suriye İhvânı'ndan İran'a tepki
Suriye İhvânı'ndan İran'a tepki
Ayasofya'nın fetih törenlerine dahil edilsin
Ayasofya'nın fetih törenlerine dahil edilsin
Şeyh Şadi el-Mevlevi kefaletle serbest
Şeyh Şadi el-Mevlevi kefaletle serbest
Havalanın da, ayakkabı çıkarmaya son!
Havalanın da, ayakkabı çıkarmaya son!
Dünyanın en değerli markası Apple
Dünyanın en değerli markası Apple
'Lanetli' yakın dostların umutsuzluğu
asimoz@timeturk.com
08.12.2009




George Luis Borges Alçaklığın Evrensel Tarihi adlı kitabında, “Kimi zaman iyi okurların iyi yazarlardan bile ender bulunduğundan kuşkulanıyorum (...) Açık ki, okuma, yazmadan sonra gelen bir etkinliktir. Daha alçakgönüllü, daha az sıkıntı verici, daha entelektüel bir uğraştır” dediği bir durum var. Bu bağlamda iyi okur bir anlam kâşifidir. Keşfetmekle de yetinmez; yazarın bıraktığı izi görerek, okuduğu her satırda  yakaladığı anlamın derinliklerine doğru yol alır. Yazarın, birer güçlü far olan gözleriyle aydınlattığı yolu, ancak iyi okur görebiliyor. Onun mekânı, artık anlam gökleridir, algılamanın en üst tepeleridir...

 Selahattin Yusuf’la ilgili olarak ilk elde bir genelleme yaparak diyebilirim ki, okuma herkesin yapabileceği bir etkinliktir, iyi okur olmak ise çok az kişinin edindiği temel alışkanlıklardan biridir. Yusuf’un iyi bir okur olması, son deneme kitabı Niçin Ağlıyorsun Elısabeth, Mutlu Değil Miyiz?, kitabının bir okuru olarak ayrıca düşündürdü beni.Bu noktada okuma kavramını nasıl algılayıp yorumladığımı belirtmeliyim. Okuma, ön anlamıyla, harflere bakmak, onları birbirine çatarak anlam birimine dönüştürme eylemidir. Görüleni yalnızca anlam birimlerine dönüştürmek, okumanın ön anlamıyla ilgilidir. Bu algılayış, olay anlatımıyla sınırlıdır, düşünsel yaratımdan doğan gerçek anlamı kavramaktan uzaktır. Bu, gözü gören her okurun yaptığıdır. İyi okur ise, simgelerin arka planına, bunun çağrıştırdığı anlam dünyalarının kök tuttuğu kılcal damarlara yönelir. İyi okur, duygularıyla, algılamalarıyla, farklı okumalardan yakaladığı ipuçlarıyla okuduğunu yeniden yaratır. Okurla yazar arasındaki eleştirel etkileşim bu yolla gerçekleşir.

Goethe’nin, “Işığı duyuyorum!” dediğidir bu. Bilinen duyuların dışında kendine özgü sezgisel bir duyu da geliştirir; olaylara öyle bakar, gerçekleri o gözle görüp yargılar. Selahattin Yusuf, Niçin Ağlıyorsun Elısabeth, Mutlu Değil Miyiz? adlı deneme kitabında, okurluğunu yazarlığıyla da besleyerek, başka yazarların ışıttığı/kararttığı yolda gördüklerini, gözlemlerle, yorumlarla, düşünsel temrinlerle aktarıyor bize.

Bir Dolu Soru/n

  Kitabın izini sürdüğü temel sorunsal bana artalanında hep, neden bazı isimler üzerinden umuda doğru yazınsal bir yolculuğa çıkıyor Selahattin Yusuf sorusunu sordurtuyor; hele, nice umutsuzun umudu kara gerekçelerle iyice yıktığı dünyanın bu değerler karmaşasında? Edebiyat, kendini yazıda gösteren yaratıcı yeteneğin, insan var oluşunun kaygısını duyup onu anlatıma dönüştürme edimidir. Yazın kavramını sanatla kaynaştırarak söyleyeyim; yoksa niye Faulkner,Joyce,Rimbaud,Witgeistein,Cioran,Paul Klee,Oğuz Atay ve tüm öteki "lanetliler" yaşamının her saniyesini yürek dolusu kaygılarla doldurmuş olsun? Hegel sistemine düşman sistem-dışı filozof Danimarkalı Kierkegaard'ın tüm düşüncesinin ve hayatının özünü oluşturan, mezar taşının alnındaki "O, bir bireydi" cümlesi, sanırım adı anılan isimler için de en uygun anlatımdır. Yusuf’un böyle bir yazınsal yolculuğa bu kaygıyla çıktığı kanısındayım. Onun amacı, yaşamı zamansal bir süreç olmaktan çıkarıp yaratıcılığın derinindeki anlamın izini yakalamak. Yazarların çoğunun, bilerek veya bilmeyerek umudu umutsuzca ve şiirsel bir ısrarla  vurgulamaları bu yazarların en önemli özellikleri aslında. İsmine en çok “modern” denilen hayat tarzının, aynı zamanda büyük karakter sahibi de olan büyük yazarlarda bıraktığı izler, yaralar, gerçekten merak etmeye değer. Çünkü içinde yaşadığımız zamanı ve hayatı daha derinden kavrayabilmemiz için, daha “yeni” kavrayabilmemiz için, onların hayal kırıklıklarına eğilmek zorundayız. Modern tarihin mutlak bir yanlışlar defilesinden, birtakım uyduruklarla ilgili yüce tapınaklar silsilesinden başka bir şey olmadığını sezdiren isimlere eğilmiş Yusuf. Ele alınan sanatçılardaki bu karamsarlık ve umutsuzluk aynı zamanda gizemli bir şekilde etkili bir güce sahiptir. Bu, kuşkusuz stildir (biçimdir, tarzdır). Bu stil, umutsuzluğu en sert biçimde dile getirerek tümüyle önlüyordu. Stil, büyü gibi her şeyi bağışlattırıyor, geri kalana saygınlığını iade ediyor ve onu meşru kılıyordu, hatta hayatın karanlığını da…Selahattin Yusuf bu yüzden Nietzsche için “Gerçek bir imge ilahiyatçısıydı” der. Duyguların, düşüncelerin en uç noktalarına sözcüklerle ulaşmayı denemiş yazarları bir kitapta buluşturan da onların bu yönüdür.

   Selahattin Yusuf ise "ben" anlatıcı olarak sanatçılarla birlikte onların  hayat kesitlerini; dönemi, olayları, insanları ya da konuyu kişisel algılayışının çerçevesinde okura aktarır. Kitapta yer alan isimlerin sanat ve düşünce  çevresini, olayları ve insanları anlatırken, olay örgüsü bakımından sürükleyici, hayat sahneleri tablolar yönünden  oldukça zengin; anlatım  ise yalın ve içtendir. Anlatıcı yer yer "dıştan-içe", "içten-dışa" bakış açısıyla dönemin panoramasını gözler önüne serer. "Anlatım tutumu" bakımından eleştirel, bazen yan figürlerle (kişilerin yakınları) odak figürü çeşitli cepheleriyle anlatmayı hedefleyen bir tutumdur. Bir sanatçının yalnızca yeteneği ve hatta dehaya sahip olması onun için yeterli değildir. Aynı zamanda karaktere ve kişiliğe de sahip olmalıdır.

          Sıradanlığa tepki duyan uygar yabaniler 

  Faulkner'ın romanlarında iyi kişiler katlanamadıkları bir tutum karşısında kaldıklarında yazarın, ''vicdanın üç yönü'' dediği üç ayrı davranıştan birini seçerler; bunlar 1) kendi isteği ile ve hemen ölmek; 2) başlangıçta katlanılamaz bulduğu duruma katlanmayı öğrenmek; 3) katlanılamaz durumu değiştirmek, yolunda harekete geçmektir. Bu son gruptakiler trajik kahramanlar olarak nitelenebilir. Yazarın yarattığı kişiler arasında bu sonuncular genellikle duyarlılığı ve bilinci gelişmiş kişilerdir. Bunlar kime karşı ne için savaştıklarını bilerek katlanamadıkları bir durumu değiştirmek yolunda, yenileceklerini bile bile, bir savaşıma girerler. Yenilgi kesindir ama onlar savaşmayı göze aldıklarından insanlık onurunu kurtaran kişilerdir.   Belki de Baudelaire'den bile daha çok sıradanlığa tepki duyan Rimbaud, insan türüne karşı sert olduğu oranda bireylere karşı hoşgörülü Emil Michel Cioran, gezegenimizin en uygar yabanisi (insandan kaçan insanı) olarak karşımıza çıkar. O, düş kırıklıklarının ifadesiyle, kalp atışlarının ya da coşkunluklarının çağrışımını mizahla birbirine karıştırır. Selahattin Yusuf’un  denemelerinde  yer bulan Paul Klee’den Oğuz  Atay’a uzanan bu  uygar yabaniler hem edebiyat/düşün/sanat çevrelerinin hem de sosyal yaşamın kalıplaşmış klişeleşmiş sanat ve yaşam anlayışına kızgınlık duyuyor ve bu kızgınlıklarını, en avantgarde sanatçıların bile hoş görmeyeceği şekillerde dile getirmeleri ile sarsıcı olabilmişlerdi. Kalemin,fırçanın ve görselliğin  ancak insanın içinde olan direnci dile getirdiğini kanıtlayan bu sanatçılar için var oluş yaşamın en önemli boyutudur. Onu düşünmeden yaşamı tasarlamamın, anlamamın olanağı yoktur. Her şey, yazmak, çizmek, okumak, gelecek ve geçmiş ve şimdiki zaman, ancak var oluşun çevresinde ve içinde biçimlenir.

      Selahattin Yusuf’un ilk paragrafından son paragrafına kadar aynı saplantıyı, hem kaygı hem gülümseme dolu bir şüpheyi muhafaza eden bu kitabı sanatçıların gelişimini, onlar hakkında bilinmeyenleri ve sanatçıların sanat serüvenini gün ışığına çıkarmakla sanatseverlere, insanlığa görevini yapmış oluyor. Niçin Ağlıyorsun Elısabeth, Mutlu Değil Miyiz? 20. yüzyıl sanatının dönüm noktalarını ve daha birçok şeyi anlamak için çok yararlı ama her şeyden önce, bir insan olarak ele aldığı isimleri dolaysız ve yalansız şekilde tanımamızı sağlıyor. Yazarın ritmi, ilmek atış tekniği, trajik atmosfer oluşturma becerisi, uygar yabanilerin gizine sokuluş ustalığı kitabın ana özellikleri.


Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3305
Dolar 1,8255
Altın 93,3482
Röportaj
Gazeteler
Facebook