![]() |
Türkçe şiir dünyasının her zaman duyarlı olduğu konulardan biri Filistin’de yaşanan acılar, yıkımlar ve yakımlar olmuştur. Kimi zaman yaşanan soy kırımların hemen ardından kimi zaman yıkımların soğumaya yüz tuttuğu zamanlarda yayımlan bu şiirlerden bazıları bu gün baktığımızda Türkçe şiirin en güzel örnekleri arasında da yerini almıştır. Türkçe şiirde Sezai Karakoç’tan Gülten Akın’a, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan Cahit Koytak’a farklı ve yetkin şairlerin oluşturduğu önemli bir damardır Filistin duyarlığı. Şiiri silah yapan açık bildirili şiirler yanında bildirisini şiire yediren ve bu yönü ile kalıcılığa ulaşan şiirler Filistin’de yaşanan temel sorunları ele alır, tartışır, insana kendinde olanı açık etmeye çalışır. Şiir burada kalmaz, yarına da uzanarak çıkış yollarını da işaret eder.
Geçen yılın sonlarında başlayan İsrail’in Gazze saldırısı Türkçe şiirde yeni şiirlerin hatta kitapların yazılmasına vesile oldu. Örneğin “Günümüzde şiir böyle yazılır” dedirten şiirler kalem alan Cahit Koytak’ın önce Taraf gazetesinde yayımlanan ardından Pınar Yayınları tarafından kitaplaştırılan Gazze Risalesi bu noktada anılabilir.
Ezilmiş insanların dünyasını yansıtmasıyla vicdan şiiri olarak da anabileceğimiz Filistin duyarlıklı şiirlere dair üç örnek üzerinde durmak istiyorum. Bu üç şiirin önemi yayımlanma tarihleri açısındandır. Çünkü olayın hemen akabinde yayımlanmamıştır bu şiirler. Üzerinde düşünülmüş, çalışılmış ve işlenmiş şiirlerdir. Elbette olayın akabinde yayımlanan şiirlerde de önemli ve kalıcı olanları vardı. Kalıcı olacak olanları vardı. Ama önemli bir kısmı açık bir protesto şiiriydi bu şiirlerin.Yaşananları herkesin bildiği bir iletişim çerçevesinde alılmamaya ve yansıtmaya çalışıyordu. Bu yüzden bu şiirlerin ayrıca üzerinde düşünülmesi gerekir kanısındayım. Elbette bu şiirler de birtakım bildiriler sunuyor insanların dünyasına ve Filistinlilerin yaşadığı olayları ele alıp tartışıyor.
Bu şiirlerden iki tanesi İkindi Yağmuru dergisinde biri Varlık dergisinde yayımlandı. İkindi Yağmuru’ndaki şiirler İbrahim Tenekeci ve Hüseyin Akın’a ait. Varlık dergisindeki şiir ise Nilay Özer’e ait. Üç şiirde yaşananları özümseyip rafine bir biçimde sözcüklere dönüştürmenin örneği olarak okunabilir.
Başkalarının Acılarına Bekmak
Önce İbrahim Tenekeci’nin Yüksek Tabaka şiirini okuyalım: “Bildiğimiz uykulardan değil bu, /Arı görmemiş bal, kumaşsız elbise/Katilin yazdığı güven mektubu. . . /Aziz midir su, yüzme bilene?/ Ölmez ömrüm varsa, gelirim sana./Ateşin başına oturmuş canın-/Düşüyor kadınlar ve çocukların/Toz kondurmamak için toprağa./ Alnı açık bir bahar, evet, bu sensin/Yormaz seni sevgilinin dağları. . . /Uzak bir hatıra olan sevincin/Varsın bulamasın kimi dalları./ Kuşlar uyurken göğe yükselen, /Çağıracak çayırlar sadece seni!/Artıkyıl hepimizin ömründen, /İkinci bitirdik cihan harbini. . . / Der Yasin, Han Yunus, bazı milletler/Kasımın kaçı bugün, eski hesapla?/Selam vermeden geçiyor günler, /Bana bakmak düşüyor, bombalar sana!” Türkçe şiirdeki Filistin duyarlığının köşe taşlarından bir olarak da kabul edebileceğimiz Yüksek Tabaka şiiri yaşananların Filistin konusundaki ikiyüzlülüklerin üstünü örtmediğini açıkça ortaya koyarken soruna dair tarihsel süreci de anımsatarak tarihsel bir derinlikte katıyor. Ses ile yüreğin bütünleştiği, türküleştiği, büyüdüğü dizelerdir bunlar. Bir şairin, yüreğinin çarptığı ülkenin sesiyle, doğasıyla, insanıyla bütünleşmesinin doğurduğu sevginin ve direnmenin şiiridir İbrahim Tenekeci’nin sunduğu. Tenekeci’nin şiiri dikkatle incelenirse, onun Filistin duyarlık birikimini tarihsel kılarak erişebildiği her parçasını, kendi şiir düşüncesinin ve dolayısıyla dünya görüşünün bir olanağına dönüştürmeye çalıştığı görülecektir.
Öfke Çıkınımda Bilinç
Hüseyin Akın’ın Geride Kalanlar İçin Türkü adını taşıyan şiiri İkindi Yağmuru dergisindeki ikinci şiir:“Üşür tohum, toprak üşür, taş üşür/Sımsıkı yumup gözlerini geceye/Açlığın nöbetini tutan çocuklar/Dönerler yüzünü ölüme karşı/Siz mezar kazarken bir sivilceye/Ne çok işimiz var kimden bilelim/Şansımıza küselim, bahse girelim/Dünya bir silah namlusu üstümüze/Neresinden tutsak ateş alıyor/Bir sürü İsrail bir sürü füze/Ağlamanın önünde kaskatı duvar/Bütün hatlar dolu, seferler iptal/Vicdan o yaralı kuş nereye sığar/Kazımış insanlık göğü göğsünden/Havada kimsesiz ölüm sesi var/Çığlık olup gökten yere düşünce/Üşür ümit, üşür acı, taş üşür/O ahlaksız etik reel politik/Korku bayrağını çekmiş göndere/Damarda kan gözlerdeki yaş üşür/Sabahsız düşlerden Gazzeli anne/Dünyanın anlamı değişsin diye/Son teli koparıp örer boşluğu/El etek çekilir haritalardan/Şiir vatan olur tüm Filistin’e” Üşür tohum, toprak üşür, taş üşür dizesiyle başlayan bir şiirin insanı hangi serüvenlere sürükleyeceği belli oluyor hatta daha öncesinden şiirin adından. . Dirençle beslenen ve güzelleşen bir acının sözcülüğünü üstlenmiş bir şiirdir Akın’ın bu şiiri. Yaşanılan dönemin hasarının giderilmesine, ahlaksız siyasi çıkarcılığın eleştirilerek ve yaşanılanların en yoğun, en anlamlı, en duyarlı bir yaklaşımla estetize edilmesinin umutlu bir örneği. Öte yandan Kazımış insanlık göğü göğsünden, dizesi şiirlerde gördüğümüz gökyüzü imgesini çözümlemek içinde önemlidir. Şiirlerde karşımıza çıkan üç tip gökyüzü olur:Resimsi, uzaysal ve Tanrısal. Bu dizede Akın gökyüzüne Tanrısal bir anlam yükleyerek ilahi olana gönderme yapıyor.
Bir Kalp Burkulması
Nilay Özer’in Varlık dergisinde yayımlanan “Ey Külünden Doğmanın ve Acının Yeraltı” başlıklı şiiri ise şöyle: “yakarışları dene dil sustan inciniyor/uzatıver boynunu otların gölgesine/bir bıçağın hazzına değerkenki ellerim/okşasın göğsünü ipeklere bürün de/yutkunsam akşamın ekmeği kabarıyor/konuşsan anıları bir yanardağın/ey külünden doğmanın ve acının yer altı/kim ki inanmıştır gövdesine yanılır/iniltileri dene nefesini kolluyor/rüzgârların renklere tesadüfünden bir gül/ve bir melek bakıyor yaralarından üzgün/kalmak dediğin ne ki har ile hile/ben toprağın sırrına dönerim yalnız ona/atımın gözünden su içen sineklere. . . Gazze 2009” Özer, hiçbir şeyi ölçmeden, biçmeden her şeye bir varlık gözünden bakarak, kendine ayırdığı bir rüya, özel bir hafıza ile bütün biriktirdiklerini kalbinde çoğaltıyor. Nilay Özer’in ilk şiirlerinden bu yana gördüğümüz gözlemcilik, damıtıcılık ve hayatın her alanından beslenme durumunu burada da görüyoruz.
Dizenin gücünden ve imgenin yoğunluğundan ödün vermeyen ve şiirdeki bütünlükten asla vazgeçmeyen şiirlerdir bunlar ve sanıyorum yaşadığından ve yaşamdan sorumlu olan her şiir severi kolaylıkla kucaklayacak yapıdadır.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8395 | ![]() |
| Altın | 92,5296 | ![]() |


































İslam alemi, Regaib kandilini kutladı.
Çöpçüye kemer sallayan ergenin sonu















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon