![]() |
“Bölgeye baktığımızda karşımıza çıkan tek gerçeğin, İsrail’in nükleer silahlarının tetiklediği bir nükleer silahlanma yarışı olduğunu görüyoruz. Bu yarışa İran’ın katılmış olması tabii ki tesadüf değildir ve Suudi Arabistan’ın “tüm Araplar adına” benzer bir arayışın içine girmiş olması da şaşırtıcı olmayacaktır. İran’ı dövmeye kalkacağımıza, İsrail’i nükleer programını açıklamaya ve bu konudaki uluslararası anlaşmaları imzalayarak tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun denetimine açmasını sağlamaya ikna etsek, bu yarış başlamadan bitmez mi... Bu sorunun yanıtı hayati önemdedir... ” (Star, 15 Nisan 2001)
aklaşık 20 gün önce yazdığımız yazıya yanıtı çabuk aldık: New York’tan... Birleşmiş Milletler (BM) Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması, İrlanda ve Finlandiya’nın ortak girişimiyle 1968 yılının Temmuz ayında BM üyelerinin imzasına açıldı. Anlaşma, 5 Mart 1970 tarihinde yürürlüğe girdi. Elinde nükleer silah olduğunu açıkça kabul eden Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin dahil, BM’ye üye 189 ülkenin altında imzası var.
Kimlerin yok: Hindistan, Pakistan, İsrail. Bir de Kuzey Kore var. Önce anlaşmayı imzaladı, sonra nükleer silah üreterek kurallarını çiğnedi. İmzacı olmayan üç ülkenin “resmen açıklanmamakla birlikte” nükleer silaha sahip oldukları biliniyor. İran’ın, anlaşmanın altında imzası var.
Hindistan ile Pakistan Asya’daki düşmanlık siyasetini, bölgesel nükleer silahlandırmaya kadar vardırmış iki ülke. İsrailli orta düzey nükleer araştırma yöneticisi Mordechai Vanunu’nun 1986 yılında İngiltere’nin önde gelen yayın organı Sunday Times’a yaptığı açıklamalardan da bu ülkenin elinde 100 ile 200 arasında tahmin edilen nükleer başlık olduğunu anlamış bulunmaktayız.
Zaten, yaşadığımız bölgedeki “dehşet gelişmelerinden” de bu açık gerçek sorumlu.
İsrail sıcağı hissetti
Birleşmiş Milletler söz konusu anlaşmanın takibi amacıyla beş yılda bir New York’ta bütün üye ülkelerin katılımıyla bir konferans düzenliyor.
Mayıs ayının sonuna kadar sürecek bu yıl ki toplantıda, tam 118 “Bağlantısız Ülkeler Bloku” üyesi ülke adına açıklama yapan Endonezya Dışişleri Bakanı Marty Natalegawa, Ortadoğu’daki nükleer yarışın başlatıcısı olarak İsrail’i işaret etti. İsrail’in, BM anlaşmasını imzalamayıp, askeri amaçlı nükleer program yürüttüğü belirtilen bu açıklamada hepimizi çok yakından ilgilendiren bir satır da şöyleydi : İsrail, tesislerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na açmayarak, güvenlik açısından tehlikeli nükleer alt yapıya sahip olmakta, bu durum da bulunduğu bölgenin bütün insanlarının yaşamını tehdit etmektedir.
Yani, sadece İsrail’in nükleer silaha sahip olması değil, denetim dışı olduğu için gerçek durumunu bilemediğimiz nükleer santrallerinin son durumu da endişe konusu. Ya, Negev Çölü’ndeki Dimona Nükleer Santrali, bir gün, Çernobil gibi patlarsa? Bunun sorumlusu kim olacak?
İran’ın durumu
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, konferansa katılan tek devlet başkanı ünvanını taşıyor. Yaptığı konuşmada “nükleer silah sahibi olmak sadece onursuzluk değil, ahlaksızlık ve utanç verici bir davranıştır” demesi gerçekten dikkat çekiciydi. ABD’yi, “insanlık tarihinde nükleer silah kullanmış tek devlet” olarak hatırlatan Ahmedinecad, ülkesinin nükleer silah peşinde olmadığını ama, İsrail’in, Amerika ve müttefiklerinden gördüğü destekle Ortadoğu’yu elindeki nükleer başlıklar ile tehdit etmeyi sürdürdüğünü vurguladı.
Bütün bu sözler yanlış mı? Hayır...
Ne yapmalı?
Ortadoğu’nun geleceğini büyük bir soru işaretiyle baş başa bırakan “nükleer silahlanma yarışının” önlenmesi için yapılması gereken ilk adımın, İsrail’in, uluslararası denetim altına alınması gerektiği artık giderek netleşiyor. Zaten, mevcut durum, BM’nin 1995 yılında almış olduğu “Ortadoğu’nun tüm nükleer silahlardan arındırılması kararı”na da aykırı. Buna rağmen -nedense- BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon konuşmasında İsrail’den tek kelime söz etmiyor, buna karşılık, İran’la Kuzey Kore’nin adlarını açıkça ifade ederek bu iki ülkeyi uluslararası kararlara uymaya çağırıyor!.. Bu tutum, BM Genel Sekreteri’nin Ortadoğu’da hiçbir menavra alanı olmadığını göstermesi bakımından ilginç...
Türkiye’nin son dönemde, İran’a dönük “baskıcı politikaları” bir kenara koyup Tahran’la bölgesel işbirliğini geliştirmesi, buna karşılık, Ortadoğu’da İsrail’in nükleer kapasitesini dile getirmesi, bu açıdan önemlidir.
Ankara, belki de, dünyanın endişe ile izlediği “nükleer kriz”in çözüm noktasının ana kavşağında bulunmaktadır...
Star
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |



































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon