![]() |
Demek...22 yıl geçmiş...Oysa, daha dün gibi... Takvimlerin 1988 yılını gösterdiği günlerde, kulakları çınlasın, meslekten ağabeyimiz Tanju Cılızoğlu’ nun girişimiyle gerçekleşmişti bugün de unutamadığım buluşma...
Türk dış politikasının “efsane” ismi, İhsan Sabri Çağlayangil, ilerlemiş yaşına rağmen son derece berrak beyni ve yaşama bağlı o babacan tavırlarıyla aynı masada, tam karşımda oturuyordu...
Çağlayangil, 1908 yılında doğdu, Türkiye’nin “en netameli yılları” olarak adlandırılan 1965-71 ve 1975-77 yılları arasında dışişleri bakanlığı yaptı. Birinci dönemi, Süleyman Demirel’ in Türk siyasetinde yıldızının parladığı, 27 Mayıs askeri darbesinin hesabının siviller tarafından yeniden görüldüğü bir dönemdi. İkinci dönemi ise, ülkenin, Soğuk Savaş yılları içinde adım adım büyük bir iç hesaplaşmaya zorlandığı, bir başka darbenin, 12 Eylül’ün temellerinin atıldığı yıllardı.
Her zaman bilge bir kişilik sergiledi, o nedenle, o yıllarda yapmış olduğu “CIA’nın nasıl hareket edeceği tahmin edilemez. Şimdi nasıl yapar CIA? Organik bağlarıyla yapar. Benim istihbarat şefim, kendisi farkında bile olmadan CIA benim altımı oyar. Elinde imkan var adamın. Girmiş benim içime. Nasıl yaptı bulamam.” yönündeki açıklama titizlikle ortak hafızamızın kayıtlarına geçti.
Nitekim, bu açıklamanın yapıldığı ‘70’li yıllarda yaşanılanların perde arkası ortaya çıktıkça, Türkiye’nin, “yabancı istihbarat servislerinin ana çalışma alanlarından biri olduğu” da anlaşıldı...
TÜRKİYE...NEREYE KADAR...
1988 yılındaki buluşmamızda, daha önce kendisine sorulmuş bir soruyu, “teyiden” sorma ihtiyacı hissetmiştim: “Dünya, özellikle Batılı güçler, Türkiye’nin nereye kadar güçlenmesini isterler?” Önündeki lezzetli Ezine peynirinden küçük bir parçayı alıp sorunun yanıtı için kısa bir “es” verdikten sonra şu cümleyi söylemişti: “Yunanistan’ı ezmeyecek, İsrail’i tehdit etmeyecek kadar...”
Son 20 yıldır, Türk dış politikasının ana boyutlarını bu pencereden izlediğimde her zaman Çağlayangil ‘e hak verdim.
Özellikle, son iki yıla sığan gelişmeler, bu sözü çok sık hatırlamama neden oldu...
ZOR GÜNDE ATİNA’DA
Başbakan Erdoğan’ ın, tarihinin en zor günlerini yaşamakta olan komşu Yunanistan’a, yanına bakanlarını alarak gitmesi ve Türkiye’nin bir “kötü gün dostu olduğunu” sergilemesi bu açıdan çok önemli...
Erdoğan’ın Atina’daki şu sözleri, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin geleneksel dengeleri açısından da her zaman riskler taşıdığını göstermesi bakımından anlamlı: ‘’Kararlı olursak aşamayacağımız hiçbir engel yok. Tabii bu tür adımları engellemek isteyenler çıkabilir. Ama biz siyasiler risk almasını bilirsek bunları da aşarız. Zira biz biliyoruz ki ekonomi risktir, siyaset risktir, hepsinden öte biz biliyoruz ki yaşam da risktir. Öyleyse bu riskleri göze alarak bu adımı atacağız.”
DA SİLVA-ERDOĞAN: ÇOK ÖNEMLİ...
Aynı açıdan baktığınızda, Erdoğan’ın, Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva ile birlikte İran nezdinden başlattığı diplomatik atak, Türkiye’yi rahatlatacak bir stratejik adımdır.
Çünkü, İsrail, “Gazze Savaşı”ndan bu yana, Türkiye’nin izlediği politikayı kendine karşı bir “tehdit” olarak algılıyor. Özellikle Türkiye’nin İran ve Suriye ile ilişkilerini geliştirmesi, İsrail lobisinin etkisi altındaki Batılı medyada “Türkiye’nin eksen kayması” olarak ilan ediliyor.
Türkiye, İran inisyatifinde yanına Brezilya’yı alarak, İsrail ve Amerika’ya, “gerçekten barışçı amaçlar taşıdığını, kimseye karşı kimseyle birlikte hareket etmediğini, özellikle İsrail’i tehdit gibi niyetinin olmadığını” sergiliyor. Nitekim Amerikan yönetiminin Erdoğan- da Silva girişimine zaman kazandırma kararlılığı bunun en güzel sonucu oldu.
Hassas bir diplomasi örneği, ama gerekli...
MİT’E DÜŞEN GÖREV...
Türkiye, içinde yüksek riskler barındıran ama mutlaka yaşanması gereken bir dönemden geçiyor. “Bölgesel güç” olmanın rotası bazen tozlu-topraklı yollardan da geçebilir. “Bazı devletler” yaşanılan yükselişlerden veya “tercihlerden” memnun kalmayıp, “altımızı oymaya kalkabilirler...”
Her zaman söylemişimdir, Türkiye, bu netameli coğrafyada güçlü bir orduya sahip olmadan rahat edemez ama, gelişmeler esas olarak şimdi, “çok güçlü bir istihbarat teşkilatını” gerektiriyor.
Türkiye’nin iç politika istikrarını ulusal güvenliğin ayrılmaz parçası olarak gören bir istihbarat anlayışı...
Önemlidir.
Star
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |



































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon