![]() |
Atatürk heykelinin hemen altında...Yorgun...Susamış...Bitkindik...Bir gece önceden başlayan “1 Mayıs gerginliği” 20’li yaşlarımızın hemen başlarında omuzlarımıza “dünya ağırlığını” taşımıştı...
Soğuk Savaş yıllarının “kural tanımaz” günleri... Küresel hesaplaşmanın bütün cephelerinden kan ve göz yaşının aktığı dönemler... Asya’nın kırlarından Latin Amerika’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya...
Ortadan ikiye bölünmüş bir dünyanın, o sıralarda tam olarak kavrayamasak da bir yerlerinden yakalamaya çalıştığımız derin hesaplaşmasının bir noktasında, işte oradaydık...
Tarlabaşı tarafından gelen iki el silah sesini duyduğumda, yanımdaki Nejat’a dönüp, “duydun mu” diye sorduğumu hatırlıyorum...
Sonrasında...Üzerimize yağan mermiler ve makineli tüfek tarakaları...Sahi...Siz hiç, yanı başınızdaki bir bedene merminin girdiği anda çıkardığı sesi ve kırılan kemiğin o inanılmaz çatırtısını duydunuz mu?..
Vurulan insanların kanlarına bulanmış bir alanda, yerde yatarken, Nejat’ın,”Şimdi Bülentler’in bulunduğu plantonluk tarafını tarıyorlar, fırla ve Kültür Merkezi’ne doğru koşalım” sözleri...Fırlıyorum...O sırada sol tarafta bir panzer sarışın genç bir kadını ezerek üzerime geliyor...
Bir ses bombası...Biri arkamdan çarpıyor, gözlüğüm yerde, almam lazım, yoksa görmeden sağ çıkamam bu cehennemden...Heykel ile plantonluklar arasındaki yolda kısa bir süre yatıyorum...Tamam!..Şarjör değiştiriyorlar...Koş!..
Sağ tarafından yara almış, kanayan bir işçi göğüslüyor...”Nereye gidiyorsun, direneceğiz...”
“Kime” diye soruyorum...”Adamlar görünmüyor...”
Tarihin en berbat pusularından biri bu...Sinsi...Korkak...Rezil...
Saklanmışlar bir yerlere...Önceden hazırlanmışlar ve ateş ediyorlar...Görünmeden...Ortaya çıkmadan...Kalleşlik!..
Faili meçhul...
Bir devlette, yüzbinlerce insanın üzerine kurşun yağdırılması, resmi kaynaklara göre 36, katliamı içinde yaşamış bir insan olarak bana göre çok daha fazla insanın ölümüne yol açmış bir olayın faili meçhul kalması mümkün müdür?
Kaldı...Katil zanlılarından birinin adını dün, Mehmet Altan hatırlatıyordu: Binbaşı Alaattin Sezginkurt...
Ya diğerleri...
Belli ki, henüz 20’li yaşlarımızın başlangıç günlerinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’un liderliğindeki bir cuntanın “darbe için şartlarım müsait hale getirilmesi harekatının” sıradan hedefleri haline getirilmiştik Taksim Meydanı’nda...
29 Mayıs 1977’de dönemin CHP lideri Bülent Ecevit’e karşı gerçekleştirilen suikast da bu planın bir parçasıydı, Taksim’deki katliamdan sadece bir ay sonra 6 Haziran 1977’de aynı meydana bir kez daha “inmemize” neden olan bir başka “Ecevit suikastı” hazırlığının da...
Demirel, 1 Haziran 1977’de, darbe teşebbüsü içindeki diğer arkadaşlarıyla birlikte görevden aldı Ersun ‘u, o da, köşesine çekilip, 1988’de öldü, gitti...
Ya Taksim’de ölen, Jale Yeşilnil? Fenerbahçe’nin zarif genç kızı ve onun kaderini paylaşanların hesabı ne oldu?
Planlı saldırılar...
1 Mayıs 2010 kutlamalarının benim açımdan bir tek anlamı var: Soğuk Savaş Türkiye’de de -nihayet- bitti!..
Onun yaşamımıza getirdiği gerginlikler, savaş ortamı, kan ve gözyaşının yerini, keyifli bir “bayram havası” aldı...
Bir meydana sadece bayram yapmak için toplanmış yüzbinlerce insanın üzerine makineli tüfekle ateş açan alçaklar, Soğuk Savaş’tan beslenen çetelerdi...
Yarattıkları kan denizi ile birlikte tarihin çöp tenekesindeki yerlerini aldılar ve insanlar, 1 Mayıs günü Taksim’e yarım bıraktıkları bir şöleni tamamlamak üzere döndüler...
Ama dikkat...Yeni şehitler var...Tunceli’den...Lice’den haberler yağıyor...
Bu ülkenin genç insanları bir kez daha, “ateşle sınav”dalar...
Bir kez daha “yorgun gençler”in üzerine bir akşam nöbetinde kurşun yağıyor...
Bir kez daha, ateşi açan kahpe görünmüyor...
Star
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |



































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon