27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
İran'ın Füzeleri… Arapların Piyonları
abdulbariatwan
Geçtiğimiz on sene içindeki gelişmelere dayanarak İran’ın bölgedeki bütün ülkeleri kuşatan, Batı dünyasının özellikle de Amerika’nın hesaplarını altüst eden ve İsrail için varlıksal bir tehdit oluşturan bölgesel bir güç olduğunu söylemek mümkündür. Bu durum birinci derecede İran’ın manevra tekniğindeki ustalığı, askeri gücünü ve nükleer emellerini geliştirmesi, direniş üslubu, meydan okuma ve bölgesel ve diğer uluslar arası güçlerle alışverişinde sürprizi temel alan bir liderliğinin olması sayesinde gerçekleşmiştir.
İran geçtiğimiz on gün içerisinde dünyaya iki sürpriz yaptı. Sürprizlerden birincisini Kum şehrine yakın bir dağın ortasına bina ettiği ve uranyum zenginleştirecek 3 bin adet santrifüjü barındıran nükleer santrali mecburen ortaya çıkarmak zorunda kaldığında ikincisini ise askeri manevralar kapsamında farklı ağırlık, hacim ve menzillerde aralarında 2 bin kilometre menzilli ve İsrail derinliğindeki hedefleri vurabilecek Şihab-3 füzelerinin de olduğu bir dizi füzeyi fırlattığında yaptı.
Bu tatbikatlar ve füzeler İsrail tatbikatları ve tehditlerine bir cevap olarak, Güvenlik Konseyi’nin daimi 5 ülkesi arasında İran ve Almanya’nın da katılımıyla İran’ın nükleer programının araştırılacağı nihai müzakere turlarının düzenlenmesine yakın bir zamanda gerçekleşti. İran böylece sanki ona karşı ambargo çanlarını çalan (belki de sonrasında savaş) Amerika, İngiltere ve Fransa üçlüsüne bütün tehditlere karşı kayıtsız olduğunu ve mecbur kaldığında çatışmaya hazır olduğunu söylemiş oldu.
ABD sarsıcı ekonomik ambargo silahına imada bulunuyor çünkü askeri çatışmadan ve onun korkunç getirilerinden korkuyor. Daha iyi bir ifadeyle en azından içinde bulunduğumuz zamanda bu seçeneğe başvurmak istemiyor. Fakat bu ambargonun -ne kadar zalim olursa olsun- Batı’nın İran liderliğini askeri ve barışçı seçenekleriyle İran’ı nükleer emellerinden vazgeçirme isteği ve şartına boyun eğmeye zorlama hedefini gerçekleştirmesi zordur.
İran senelerden beri Amerika ve başka Batılı ülkeler tarafından uygulanan kısmi ambargoyu yaşıyor. Yani İran bu tarz ambargolara alışkındır, bu ambargoya direnecek ve onu delecek uzun bir deneyime sahiptir. Belki de bunların en şiddetlisi Irak-İran savaşı sırasında 8 seneden fazla süren ambargoydu. Buna, Amerika ve Batı’nın Saddam Hüseyin’in başkan olduğu rejime uyguladığı, 3 seneden fazla süren ve Irak halkına sıkıntı veren ve rejimi saf dışı bırakmada başarılı olamayan ambargosu eklenmektedir.
İran’ın coğrafik şartları Irak’ınkinden çok daha elverişlidir ve İran’a uygulanacak ambargoyu tesirsiz bırakacaktır. İran, sınırlarına hükmedemeyen rejimler tarafından yönetilmekte olan üç başarısız devletle çevrilidir. Bunlar doğuda Afganistan ve Pakistan batıda ise Irak’tır. Kuzeydeki Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkeler ise İran’a bir dereceye kadar sempati duymaktadır. Ayrıca İran’ın Irak’taki nüfuzunun Amerika’dan daha fazla olduğunu unutmamak gerekir.
Amerikan idaresinin İran’a ekonomik ambargo uygulamak için uluslar arası bir blok kurma adına yoğun çaba sarf ettiği, bu bağlamda tıpkı Rusya’nın sevgisini kazanmak için Avrupa’da füze kalkanı projesinin ilgasına çalışmak ve Çin’e cazip ekonomik teşvik sinyali vermek gibi bağış ve mükafatlar dağıttığı doğru. Ama bu demek değil ki istenen hedeflerin gerçekleşmesi kolaydır. Hatta ambargo gerçekten etkili ve yoğun olsa bile meyvesini ancak seneler sonra verir. İran’ın nükleer silah üretmek için sadece 3 seneye ihtiyacı olduğunu da burada hatırlamamız gerekiyor. İran gerekli tedbirleri almamış ve bu temelde hesaplarını yapmamış olsa bile ambargo ve onun etkilerine 3 sene dayanabilir.
Arap ülkeleri ve özellikle Körfez ülkeleri kendilerini İran’a karşı İsrail’le omuz omuza yeni bir ittifakın içinde bulacak. Bu ittifak ekonomik ya da askeri iki seçenek üzerinde olabilir. Birincisi başarısız olduğunda rota doğrudan ikincisine çevrilecektir.
Avrupalılar gazetelerinde Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerinden başlayarak Çin ve Rusya’nın ambargoya dahil olma konusundaki mütereddit konumlarını değiştirmeleri ve İran’la değil Körfez ülkeleriyle stratejik ekonomik çıkarları olduğunun telkin edilmesi için petrol sözleşmeleri, askeri anlaşmalar ve çalışma vizeleri silahının kullanılmasından bahsediyorlar.
Arabistan halihazırda Rusya’yla bir milyar dolarlık bir silah satın alma anlaşması imzalamak için müzakerelerde bulunuyor. Bu anlaşma, türünün ilk ve en astronomik örneği. İkili ittifakın sağlamlanması bağlamında bu anlaşma geçen sene imzalandı. Bu anlaşmanın hedefi Arabistan’ın askeri gücünü takviye etmek değildir çünkü Arabistan 70 seneden beri Batı ve Amerika tarafından silahlandırılmaktadır. Asıl hedef Rusya’yı İran’a gelişmiş S-300 uçaksavar füzesi satmamaya ikna etmektir.
Tezat teşkil eden bir başka durum Netanyahu’nun aynı amaçla 10 gün önce Rusya’ya gizli bir ziyaret düzenlemiş olmasıdır. Öte yandan Kuveyt de Rusya’nın borçlarını ertelemeyi onaylamış ve Rus savaş uçaklarının alımı için müzakerelere başlanmıştır. Çin’in nasibi de caziptir. Çin şirketlerinin petrol araması için yapılan cömert tekliflere ilaveten Körfez ülkelerinin topluca Çin’e, Çin şirketlerinin uyguladığı farklı projeler kapsamında ve ezici işsizlik krizini hafifletmeye yardımcı olacak şekilde 1 milyon işçiyi barındıracak 1 milyon vize vermeyi onaylaması bekleniyor.
Önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de İran ile altı büyük ülke arasında yapılacak olan müzakere turu önceki turlardan çok farklı olmayabilir çünkü Genel Mürşid Ali Hamanei’nin adına konuşan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad İran dosyasının müzakere kapsamının dışında olduğunu söyledi. İran liderliği, Amerikan idaresinin Afganistan ve Irak’ta kesinleşmiş yenilgiyle ve iç maddi çöküntüyle karşı karşıya olduğunu bildiği için Amerikan halkının yeni, daha tehlikeli ve sonuçları belirsiz bir savaşa girmede Amerikan idaresine destek vermeye hazır olmadığının farkındadır.
İran’ın silahının Amerika ve İsrail’in çok gelişmiş silahlarına karşı koymada çok ilkel olduğunda şüphemiz yok. Ama aynı zamanda bu silah Taliban’ın silahından ya da Irak direnişinin mütevazı imkanlarından daha geri kalmış ve ilkel değildir. Afganistan’ın işgalinden 8 sene ve Irak işgalinden de 6 sene sonra hâlâ Batı ittifakı işi kendi menfaatine sonlandırmaktan acizdir.
Arap rejimleri Başkan Bush’la suç ortaklığı yaptı ve Irak’ı yıktı. Sonuçta baskın bir İran nüfuzu devşirdi. Afganistan’da terörle savaşta Batıyla ittifak kurdu Afgan köktenciliği ve el-Kaide’nin daha güçlü bir şekilde güvenli sığınağına geri dönmesine ve Somali ile Irak’a ek olarak Arap yarımadası ile Fas’ta şube açmasına sebep oldu.
Bu rejimler Aksa ve diğer Filistin topraklarını işgal edip 60 senedir Arapları zillete duçar eden İsrail’le barış girişimini ortaya attılar. Peki neden Müslüman bir devlet olan İran’la buna benzer bir girişim başlatmıyorlar?
Uzun menzilli İran füzeleri Paris, Londra ve Washington’a ulaşamayacak ancak patlak vermesi durumunda İsrail’le yan yana bu savaşa sürüklenecek olan Körfez ülkelerinin başkentlerine ulaşacak. Ve böylece, kendimizi bizi bu savaşa hazırlayacak gerekli teçhizattan yoksun bir halde Perslerle çatışmanın içinde bulacağız.
İsrail’in İran’ın nükleer silah sahibi olmasından korkması anlaşılabilecek bir durumdur. Çünkü o vakit İsrail bu silah üzerindeki tekelini kaybedecek, kamuoyu yoklamalarına göre vatandaşlarının % 60’ı korkudan daha güvenilir yerlere gidecek ve herhangi bir barış girişiminde çok zayıf bir müzakereci konumuna düşecektir. Ama neden gerçekte zayıf olan Araplar ya da bazıları (Arabistan ve Körfez ülkeleri) hiçbir şekilde geleceği düşünmüyor?
Arapların korkunç ekonomik güçleri ve paraları inşa etmek için değil yıkmak için harcanıyor. Irak’ın yıkılması, Afganistan’ın parçalanması ve İran’ın ambargodan sonra yok edilmesi. Bu paraların ümmeti koruyacak askeri bir tersanenin ya da milyonlarca işsize iş ortamı sağlayacak çağdaş ve büyük ekonomik bir üssün inşasında kullanıldığını duymadık.
İnsaflı olmak adına Arabistan’da son zamanda bir üniversite inşa edildiğini söyleyelim. Bu, yedi Arap lider ve kralın ve üst düzey onlarca bakanın açılış kutlamasına katılmak için koşturacağı kadar büyük bir başarıydı. Bu insan topluluğu, ifade özgürlüğü bir yana ilmi araştırma özgürlüğünü bile tanımayan bir ülkedeki bir üniversitenin açılışı için bir araya geldi!
* al Quds al Arabi'nin başyazarı Abdulbari Atwan'ın bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.
İran geçtiğimiz on gün içerisinde dünyaya iki sürpriz yaptı. Sürprizlerden birincisini Kum şehrine yakın bir dağın ortasına bina ettiği ve uranyum zenginleştirecek 3 bin adet santrifüjü barındıran nükleer santrali mecburen ortaya çıkarmak zorunda kaldığında ikincisini ise askeri manevralar kapsamında farklı ağırlık, hacim ve menzillerde aralarında 2 bin kilometre menzilli ve İsrail derinliğindeki hedefleri vurabilecek Şihab-3 füzelerinin de olduğu bir dizi füzeyi fırlattığında yaptı.
Bu tatbikatlar ve füzeler İsrail tatbikatları ve tehditlerine bir cevap olarak, Güvenlik Konseyi’nin daimi 5 ülkesi arasında İran ve Almanya’nın da katılımıyla İran’ın nükleer programının araştırılacağı nihai müzakere turlarının düzenlenmesine yakın bir zamanda gerçekleşti. İran böylece sanki ona karşı ambargo çanlarını çalan (belki de sonrasında savaş) Amerika, İngiltere ve Fransa üçlüsüne bütün tehditlere karşı kayıtsız olduğunu ve mecbur kaldığında çatışmaya hazır olduğunu söylemiş oldu.
ABD sarsıcı ekonomik ambargo silahına imada bulunuyor çünkü askeri çatışmadan ve onun korkunç getirilerinden korkuyor. Daha iyi bir ifadeyle en azından içinde bulunduğumuz zamanda bu seçeneğe başvurmak istemiyor. Fakat bu ambargonun -ne kadar zalim olursa olsun- Batı’nın İran liderliğini askeri ve barışçı seçenekleriyle İran’ı nükleer emellerinden vazgeçirme isteği ve şartına boyun eğmeye zorlama hedefini gerçekleştirmesi zordur.
İran senelerden beri Amerika ve başka Batılı ülkeler tarafından uygulanan kısmi ambargoyu yaşıyor. Yani İran bu tarz ambargolara alışkındır, bu ambargoya direnecek ve onu delecek uzun bir deneyime sahiptir. Belki de bunların en şiddetlisi Irak-İran savaşı sırasında 8 seneden fazla süren ambargoydu. Buna, Amerika ve Batı’nın Saddam Hüseyin’in başkan olduğu rejime uyguladığı, 3 seneden fazla süren ve Irak halkına sıkıntı veren ve rejimi saf dışı bırakmada başarılı olamayan ambargosu eklenmektedir.
İran’ın coğrafik şartları Irak’ınkinden çok daha elverişlidir ve İran’a uygulanacak ambargoyu tesirsiz bırakacaktır. İran, sınırlarına hükmedemeyen rejimler tarafından yönetilmekte olan üç başarısız devletle çevrilidir. Bunlar doğuda Afganistan ve Pakistan batıda ise Irak’tır. Kuzeydeki Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkeler ise İran’a bir dereceye kadar sempati duymaktadır. Ayrıca İran’ın Irak’taki nüfuzunun Amerika’dan daha fazla olduğunu unutmamak gerekir.
Amerikan idaresinin İran’a ekonomik ambargo uygulamak için uluslar arası bir blok kurma adına yoğun çaba sarf ettiği, bu bağlamda tıpkı Rusya’nın sevgisini kazanmak için Avrupa’da füze kalkanı projesinin ilgasına çalışmak ve Çin’e cazip ekonomik teşvik sinyali vermek gibi bağış ve mükafatlar dağıttığı doğru. Ama bu demek değil ki istenen hedeflerin gerçekleşmesi kolaydır. Hatta ambargo gerçekten etkili ve yoğun olsa bile meyvesini ancak seneler sonra verir. İran’ın nükleer silah üretmek için sadece 3 seneye ihtiyacı olduğunu da burada hatırlamamız gerekiyor. İran gerekli tedbirleri almamış ve bu temelde hesaplarını yapmamış olsa bile ambargo ve onun etkilerine 3 sene dayanabilir.
Arap ülkeleri ve özellikle Körfez ülkeleri kendilerini İran’a karşı İsrail’le omuz omuza yeni bir ittifakın içinde bulacak. Bu ittifak ekonomik ya da askeri iki seçenek üzerinde olabilir. Birincisi başarısız olduğunda rota doğrudan ikincisine çevrilecektir.
Avrupalılar gazetelerinde Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerinden başlayarak Çin ve Rusya’nın ambargoya dahil olma konusundaki mütereddit konumlarını değiştirmeleri ve İran’la değil Körfez ülkeleriyle stratejik ekonomik çıkarları olduğunun telkin edilmesi için petrol sözleşmeleri, askeri anlaşmalar ve çalışma vizeleri silahının kullanılmasından bahsediyorlar.
Arabistan halihazırda Rusya’yla bir milyar dolarlık bir silah satın alma anlaşması imzalamak için müzakerelerde bulunuyor. Bu anlaşma, türünün ilk ve en astronomik örneği. İkili ittifakın sağlamlanması bağlamında bu anlaşma geçen sene imzalandı. Bu anlaşmanın hedefi Arabistan’ın askeri gücünü takviye etmek değildir çünkü Arabistan 70 seneden beri Batı ve Amerika tarafından silahlandırılmaktadır. Asıl hedef Rusya’yı İran’a gelişmiş S-300 uçaksavar füzesi satmamaya ikna etmektir.
Tezat teşkil eden bir başka durum Netanyahu’nun aynı amaçla 10 gün önce Rusya’ya gizli bir ziyaret düzenlemiş olmasıdır. Öte yandan Kuveyt de Rusya’nın borçlarını ertelemeyi onaylamış ve Rus savaş uçaklarının alımı için müzakerelere başlanmıştır. Çin’in nasibi de caziptir. Çin şirketlerinin petrol araması için yapılan cömert tekliflere ilaveten Körfez ülkelerinin topluca Çin’e, Çin şirketlerinin uyguladığı farklı projeler kapsamında ve ezici işsizlik krizini hafifletmeye yardımcı olacak şekilde 1 milyon işçiyi barındıracak 1 milyon vize vermeyi onaylaması bekleniyor.
Önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de İran ile altı büyük ülke arasında yapılacak olan müzakere turu önceki turlardan çok farklı olmayabilir çünkü Genel Mürşid Ali Hamanei’nin adına konuşan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad İran dosyasının müzakere kapsamının dışında olduğunu söyledi. İran liderliği, Amerikan idaresinin Afganistan ve Irak’ta kesinleşmiş yenilgiyle ve iç maddi çöküntüyle karşı karşıya olduğunu bildiği için Amerikan halkının yeni, daha tehlikeli ve sonuçları belirsiz bir savaşa girmede Amerikan idaresine destek vermeye hazır olmadığının farkındadır.
İran’ın silahının Amerika ve İsrail’in çok gelişmiş silahlarına karşı koymada çok ilkel olduğunda şüphemiz yok. Ama aynı zamanda bu silah Taliban’ın silahından ya da Irak direnişinin mütevazı imkanlarından daha geri kalmış ve ilkel değildir. Afganistan’ın işgalinden 8 sene ve Irak işgalinden de 6 sene sonra hâlâ Batı ittifakı işi kendi menfaatine sonlandırmaktan acizdir.
Arap rejimleri Başkan Bush’la suç ortaklığı yaptı ve Irak’ı yıktı. Sonuçta baskın bir İran nüfuzu devşirdi. Afganistan’da terörle savaşta Batıyla ittifak kurdu Afgan köktenciliği ve el-Kaide’nin daha güçlü bir şekilde güvenli sığınağına geri dönmesine ve Somali ile Irak’a ek olarak Arap yarımadası ile Fas’ta şube açmasına sebep oldu.
Bu rejimler Aksa ve diğer Filistin topraklarını işgal edip 60 senedir Arapları zillete duçar eden İsrail’le barış girişimini ortaya attılar. Peki neden Müslüman bir devlet olan İran’la buna benzer bir girişim başlatmıyorlar?
Uzun menzilli İran füzeleri Paris, Londra ve Washington’a ulaşamayacak ancak patlak vermesi durumunda İsrail’le yan yana bu savaşa sürüklenecek olan Körfez ülkelerinin başkentlerine ulaşacak. Ve böylece, kendimizi bizi bu savaşa hazırlayacak gerekli teçhizattan yoksun bir halde Perslerle çatışmanın içinde bulacağız.
İsrail’in İran’ın nükleer silah sahibi olmasından korkması anlaşılabilecek bir durumdur. Çünkü o vakit İsrail bu silah üzerindeki tekelini kaybedecek, kamuoyu yoklamalarına göre vatandaşlarının % 60’ı korkudan daha güvenilir yerlere gidecek ve herhangi bir barış girişiminde çok zayıf bir müzakereci konumuna düşecektir. Ama neden gerçekte zayıf olan Araplar ya da bazıları (Arabistan ve Körfez ülkeleri) hiçbir şekilde geleceği düşünmüyor?
Arapların korkunç ekonomik güçleri ve paraları inşa etmek için değil yıkmak için harcanıyor. Irak’ın yıkılması, Afganistan’ın parçalanması ve İran’ın ambargodan sonra yok edilmesi. Bu paraların ümmeti koruyacak askeri bir tersanenin ya da milyonlarca işsize iş ortamı sağlayacak çağdaş ve büyük ekonomik bir üssün inşasında kullanıldığını duymadık.
İnsaflı olmak adına Arabistan’da son zamanda bir üniversite inşa edildiğini söyleyelim. Bu, yedi Arap lider ve kralın ve üst düzey onlarca bakanın açılış kutlamasına katılmak için koşturacağı kadar büyük bir başarıydı. Bu insan topluluğu, ifade özgürlüğü bir yana ilmi araştırma özgürlüğünü bile tanımayan bir ülkedeki bir üniversitenin açılışı için bir araya geldi!
* al Quds al Arabi'nin başyazarı Abdulbari Atwan'ın bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon