27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Batı İran Protestolarını Kullanıyor
abdulbariatwan
Batıdaki siyaset ve basın çevrelerinde, İran'da meydana gelen olaylar karşısında halihazırda hakim olan takıntı halini gözlemleyen kişinin, bunun gerçek sebebinin meşru reform haklarını savunmak için ?kaba? güvenlik güçlerinin kurbanı olanlara ve reformculara karşı beslenen sevgi olduğuna inanması mümkün değildir. Bu takıntıyı tetikleyen asıl saik, çok külfetli olan askeri müdahale projeleriyle değişim tehlikeli olduğu için rejimi temelinden değiştirecek, özenle etüt edilmiş bir planın başını çektiği, İran'ı hedef alan başka gündemler mevcut olmasıdır.
Şuan İran'da çatışmakta olan 3 ana akımla karşı karşıyayız. Bu akımların aynı zamanda dışarıda da uzantıları var. Batı başkentlerinde bu uzantıların bazı izdüşümlerini görmekteyiz.:
Birinci akım; hiçbir değişiklik olmaksızın mevcut sistemin olduğu gibi kalmasından yana olan geleneksel muhafazakar İslami akımdır. Bu akım, ülkenin nükleer emelleri ve Batı'nın özellikle de Amerika'nın petrol kaynakları üzerindeki hegemonyasını tehdit etmeyi hedefleyen sağlam bir askeri üs olarak büyük bir bölgesel güç olmayı istemesi sebebiyle Batı tarafından hedef alındığının farkında olduğu için ülkede değişiklik istememektedir.
İkinci akım; bu rejimin bağrından çıkmış olup, hızlı bir şekilde halk desteğini kaybetmeye başlamış olan rejimin daha güçlü bir şekilde devam etmesi için değişmesini istemektedir. Bu akım da birincisi gibi İran'ın nükleer seçeneğe sahip olma hakkı olduğunu savunmakla birlikte bu isteğe engel olacak şekilde Batı'yı kışkırtacak adımların atılmasını istememektedir.
Üçüncü akım; Batı'dan yoğun destek gören, şah rejiminin devamını temsil eden, bu reformist intifadayı çalıp onu rejimi içerden yıkmak için bitip tükenmek bilmeyen hedefleri doğrultusunda kullanmak isteyen, seçimlerde ?hile? yapılmasını protesto etmek için düzenlenen son gösterileri bu hedeflerini gerçekleştireceği altın fırsat olarak gören ve bu yüzden gözle görülür bir şekilde bu gösterilerin şişirilmesine çalışan fırsatçı akımdır. Bu akımın sembolik şahsiyetlerinin bulundukları delikten çıkıp üstlerindeki tozu silkeleyip geçtiğimiz günlerde Batılı ve Arap basınında boy gösterdiği görüldü.
İran rejiminin, hedefleri farklı olmasına rağmen 1. ve 2. akımdaki muhaliflerine, bazı kısımlarını televizyon ekranından seyretme imkanı bulduğumuz öfkeli protestoları gerçekleştirmek için meydanlara çıkma bahanesi verme gibi bir hatada bulunduğunu itiraf etmesi gerekir. Bu bahaneler arasında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in seçim öncesi açık bir şekilde Mahmut Ahmedinejad'ın tarafını tutması ya da Nejad'ın tahrik edici bir şekilde rejimin kurucu şahsiyetlerinden olan ve geçen başkanlık seçimlerini kaybeden Rafsancani'ye saldırması yer almaktadır. Ama bu, birçok tarafsız gözlemcinin de hem fikir olduğu gibi çirkin kutuplaşma ve 1. ve 2. akımda sesi çok çıkan kişilerin şemsiyesi altına sığındığı rejimin istikrarının sarsılması haline sebep olacak kadar parçalanma halinin derinleştiği anlamına gelmez.
Batı medyası çoğunlukla muhafazakarlara karşı reformcuların tarafını tutma suçundan beri değildir. Reformistleri onları sevdiklerinden değil diğer tarafa olan kinleri ve nefretlerinden ötürü desteklemektedirler. Senelerdir Batı'da yaşayan bizler gizli parmaklar tarafından medyanın nasıl idare edilip yönlendirildiğini biliyoruz. Sadece 3 gün önce bir İngiliz gazetesi Amerika Başkanı Bush ile meslektaşı Tony Blair'i, kitle imha silahına sahip olmadığından kesin olarak emin olduktan sonra Irak'a savaş açma zamanı üzerinde anlaştıklarını ve saldırının ilk dakikalarında yıkıcı hava bombardımanı için yaklaşık 1500 hedef belirlediklerini daha sonra Irak lideri Saddam, BM silah denetçilerine yardımcı olur ve elinde bulunan kitle imha silahlarını barışçı yollarla imha ederse savaştan geri adım atılabileceğine dair basına haber sızdırdıklarını açıklayan resmi bir belgeyi ortaya çıkardı.
Aynı şeytani oyun Zimbabve Cumhurbaşkanı Robert Mugabe'nin rejimi aleyhinde de oynandı. Batı medyası, Mugabe'nin beyazların çiftliklerini millileştirmesi ve onları fakirlere dağıtması sebebiyle bu şeytani oyunda büyük rol oynadı. Aynı yöntemle, rejime ve bütün Zimbabve halkına ambargo uygulamak için seçimler kullanıldı ve seçimlere hile karıştığı suçlamalarında bulunuldu. Modern Batı ise; binlerce kişi koleranın pençesinde can çekişirken vicdanı sızlamadan ve gerekli tıbbi yardımları yapmadan seyirci pozisyonunda kaldı. Asıl ironik olan, Mugabe aleyhinde kışkırtma kampanyasında en büyük rolü oynamış olan Başbakan Gordon Brown'un dün Zimbabve başbakanı ve muhalefet liderini kabul etmesidir. Yönetimi paylaşma anlaşmasından önce Brown, Zimbabve'ye mütevazı bir kredi sundu ve ?diktatör? Mugabe'ye karşı yürütülen kışkırtma kampanyaları buhar olup uçtu.
Batı basını ahlaki gerekçeler ve basın şerefine bağlılık sebebiyle kanlı sahneleri ve ölü bedenleri ne gazetelerin ilk sayfalarında ne de televizyon ekranında yayınlıyor. Ama aynı basın organları konu, İran polisinin kurşunuyla şehit olan ve İran'ın ?Jeanne d'Arc'ı? ya da rejim düşmanları için ?Osman'ın gömleği? haline gelen genç kız Neda'nın görüntüsüyle alakalı olunca bu geleneği kırıyor.
Seçimlerin adil olduğu hakkında yargıda bulunamıyoruz. Hile karıştırıldığını da doğrulayamıyoruz. Anayasayı Koruma Komisyonu istismarın olduğunu ve eğer oyların incelenmesi uluslar arası gözlemciler eşliğinde yapılacak ve bu birimlerde reformistlerin kazanması çözüm olacaksa idari birimlerin %10'luk kısmında oyların yeniden sayılmasına hazır olduğunu kabul etti.
İran bölgesel ve uluslar arası olarak hedef alınmış durumda. Rejimin barışçı gösterilere engel olması, gazetecilere kısıtlama getirmesi ve göstericilere ateş açması tamamen olumsuz sonuçlar doğurabilir, ülkeyi yok etmeyi ve doğuda Afganistan batıda Irak gibi çatışmaların parçaladığı başarısız bir ülkeye dönüşmesini isteyen 3. akıma yardım edebilir.
İran reformist hareketi ülkenin üzerine titreme, açıklarını kapatma, adamlarının yüksek derecede ulusal olması ve meşru istekler noktasından hareket eden temel bir harekettir. Bu yüzden başarılı olmasına izin verilmez. Çünkü o da en az dengi muhafazakarlar kadar tehlike oluşturmaktadır Batı için. Bu sebeple gerçek hedeflerinde saptırılmaya çalışılmaktadır.
İran'ın demokratik tecrübesi eksikliklerine rağmen çoğu kişinin ummadığı bir şekilde gelişme gösterdi. Televizyon ekranında rakipler arasında geçen münazaraların bir benzerine ?özgür dünyanın? lideri Amerika'da tanık olmuştuk. 70 milyon İranlının önünde cumhurbaşkanının yolsuzluk ve yalancılıkla suçlanması benzeri görülmemiş bir olaydı. Bu tarz suçlamaları ne İsveç ne İsviçre'de gördük.
Bu demokratik tecrübe, diktatörlük ve yolsuzluk batağına saplanmış bir ortamda yeşermiştir. Bu sebeple Tahran sokaklarında tanık olduğumuz şekliyle yine demokratik yollarla yok edilmeye çalışılmaktadır.
Geleceğe dair kehanette bulunmak ya da kesin bilgiler vermek zor. Fakat uzaktan görüldüğü kadarıyla ilerleyen zamanda İran'ı kanlı günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bu kriz hiç şüphe yok ki rejimi zayıflattı ve Batı'nın savaş borusunu öttürmesinin zor olduğu bir zamanda arka bahçesinde beşinci taburu oluşturdu. Rejim bundan yorgun ama sağ salim çıksa bile nefes almaya ve yaralarını sarmaya vakit bulamayacak. Çünkü komşusu Irak'ın başına gelenler gibi pusuya yatmış ve üzerine çullanmayı bekleyen düşmanları var.
* al Kuds el-Arabi gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atwan'ın 24.06.2009 tarihli bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.
Şuan İran'da çatışmakta olan 3 ana akımla karşı karşıyayız. Bu akımların aynı zamanda dışarıda da uzantıları var. Batı başkentlerinde bu uzantıların bazı izdüşümlerini görmekteyiz.:
Birinci akım; hiçbir değişiklik olmaksızın mevcut sistemin olduğu gibi kalmasından yana olan geleneksel muhafazakar İslami akımdır. Bu akım, ülkenin nükleer emelleri ve Batı'nın özellikle de Amerika'nın petrol kaynakları üzerindeki hegemonyasını tehdit etmeyi hedefleyen sağlam bir askeri üs olarak büyük bir bölgesel güç olmayı istemesi sebebiyle Batı tarafından hedef alındığının farkında olduğu için ülkede değişiklik istememektedir.
İkinci akım; bu rejimin bağrından çıkmış olup, hızlı bir şekilde halk desteğini kaybetmeye başlamış olan rejimin daha güçlü bir şekilde devam etmesi için değişmesini istemektedir. Bu akım da birincisi gibi İran'ın nükleer seçeneğe sahip olma hakkı olduğunu savunmakla birlikte bu isteğe engel olacak şekilde Batı'yı kışkırtacak adımların atılmasını istememektedir.
Üçüncü akım; Batı'dan yoğun destek gören, şah rejiminin devamını temsil eden, bu reformist intifadayı çalıp onu rejimi içerden yıkmak için bitip tükenmek bilmeyen hedefleri doğrultusunda kullanmak isteyen, seçimlerde ?hile? yapılmasını protesto etmek için düzenlenen son gösterileri bu hedeflerini gerçekleştireceği altın fırsat olarak gören ve bu yüzden gözle görülür bir şekilde bu gösterilerin şişirilmesine çalışan fırsatçı akımdır. Bu akımın sembolik şahsiyetlerinin bulundukları delikten çıkıp üstlerindeki tozu silkeleyip geçtiğimiz günlerde Batılı ve Arap basınında boy gösterdiği görüldü.
İran rejiminin, hedefleri farklı olmasına rağmen 1. ve 2. akımdaki muhaliflerine, bazı kısımlarını televizyon ekranından seyretme imkanı bulduğumuz öfkeli protestoları gerçekleştirmek için meydanlara çıkma bahanesi verme gibi bir hatada bulunduğunu itiraf etmesi gerekir. Bu bahaneler arasında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in seçim öncesi açık bir şekilde Mahmut Ahmedinejad'ın tarafını tutması ya da Nejad'ın tahrik edici bir şekilde rejimin kurucu şahsiyetlerinden olan ve geçen başkanlık seçimlerini kaybeden Rafsancani'ye saldırması yer almaktadır. Ama bu, birçok tarafsız gözlemcinin de hem fikir olduğu gibi çirkin kutuplaşma ve 1. ve 2. akımda sesi çok çıkan kişilerin şemsiyesi altına sığındığı rejimin istikrarının sarsılması haline sebep olacak kadar parçalanma halinin derinleştiği anlamına gelmez.
Batı medyası çoğunlukla muhafazakarlara karşı reformcuların tarafını tutma suçundan beri değildir. Reformistleri onları sevdiklerinden değil diğer tarafa olan kinleri ve nefretlerinden ötürü desteklemektedirler. Senelerdir Batı'da yaşayan bizler gizli parmaklar tarafından medyanın nasıl idare edilip yönlendirildiğini biliyoruz. Sadece 3 gün önce bir İngiliz gazetesi Amerika Başkanı Bush ile meslektaşı Tony Blair'i, kitle imha silahına sahip olmadığından kesin olarak emin olduktan sonra Irak'a savaş açma zamanı üzerinde anlaştıklarını ve saldırının ilk dakikalarında yıkıcı hava bombardımanı için yaklaşık 1500 hedef belirlediklerini daha sonra Irak lideri Saddam, BM silah denetçilerine yardımcı olur ve elinde bulunan kitle imha silahlarını barışçı yollarla imha ederse savaştan geri adım atılabileceğine dair basına haber sızdırdıklarını açıklayan resmi bir belgeyi ortaya çıkardı.
Aynı şeytani oyun Zimbabve Cumhurbaşkanı Robert Mugabe'nin rejimi aleyhinde de oynandı. Batı medyası, Mugabe'nin beyazların çiftliklerini millileştirmesi ve onları fakirlere dağıtması sebebiyle bu şeytani oyunda büyük rol oynadı. Aynı yöntemle, rejime ve bütün Zimbabve halkına ambargo uygulamak için seçimler kullanıldı ve seçimlere hile karıştığı suçlamalarında bulunuldu. Modern Batı ise; binlerce kişi koleranın pençesinde can çekişirken vicdanı sızlamadan ve gerekli tıbbi yardımları yapmadan seyirci pozisyonunda kaldı. Asıl ironik olan, Mugabe aleyhinde kışkırtma kampanyasında en büyük rolü oynamış olan Başbakan Gordon Brown'un dün Zimbabve başbakanı ve muhalefet liderini kabul etmesidir. Yönetimi paylaşma anlaşmasından önce Brown, Zimbabve'ye mütevazı bir kredi sundu ve ?diktatör? Mugabe'ye karşı yürütülen kışkırtma kampanyaları buhar olup uçtu.
Batı basını ahlaki gerekçeler ve basın şerefine bağlılık sebebiyle kanlı sahneleri ve ölü bedenleri ne gazetelerin ilk sayfalarında ne de televizyon ekranında yayınlıyor. Ama aynı basın organları konu, İran polisinin kurşunuyla şehit olan ve İran'ın ?Jeanne d'Arc'ı? ya da rejim düşmanları için ?Osman'ın gömleği? haline gelen genç kız Neda'nın görüntüsüyle alakalı olunca bu geleneği kırıyor.
Seçimlerin adil olduğu hakkında yargıda bulunamıyoruz. Hile karıştırıldığını da doğrulayamıyoruz. Anayasayı Koruma Komisyonu istismarın olduğunu ve eğer oyların incelenmesi uluslar arası gözlemciler eşliğinde yapılacak ve bu birimlerde reformistlerin kazanması çözüm olacaksa idari birimlerin %10'luk kısmında oyların yeniden sayılmasına hazır olduğunu kabul etti.
İran bölgesel ve uluslar arası olarak hedef alınmış durumda. Rejimin barışçı gösterilere engel olması, gazetecilere kısıtlama getirmesi ve göstericilere ateş açması tamamen olumsuz sonuçlar doğurabilir, ülkeyi yok etmeyi ve doğuda Afganistan batıda Irak gibi çatışmaların parçaladığı başarısız bir ülkeye dönüşmesini isteyen 3. akıma yardım edebilir.
İran reformist hareketi ülkenin üzerine titreme, açıklarını kapatma, adamlarının yüksek derecede ulusal olması ve meşru istekler noktasından hareket eden temel bir harekettir. Bu yüzden başarılı olmasına izin verilmez. Çünkü o da en az dengi muhafazakarlar kadar tehlike oluşturmaktadır Batı için. Bu sebeple gerçek hedeflerinde saptırılmaya çalışılmaktadır.
İran'ın demokratik tecrübesi eksikliklerine rağmen çoğu kişinin ummadığı bir şekilde gelişme gösterdi. Televizyon ekranında rakipler arasında geçen münazaraların bir benzerine ?özgür dünyanın? lideri Amerika'da tanık olmuştuk. 70 milyon İranlının önünde cumhurbaşkanının yolsuzluk ve yalancılıkla suçlanması benzeri görülmemiş bir olaydı. Bu tarz suçlamaları ne İsveç ne İsviçre'de gördük.
Bu demokratik tecrübe, diktatörlük ve yolsuzluk batağına saplanmış bir ortamda yeşermiştir. Bu sebeple Tahran sokaklarında tanık olduğumuz şekliyle yine demokratik yollarla yok edilmeye çalışılmaktadır.
Geleceğe dair kehanette bulunmak ya da kesin bilgiler vermek zor. Fakat uzaktan görüldüğü kadarıyla ilerleyen zamanda İran'ı kanlı günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bu kriz hiç şüphe yok ki rejimi zayıflattı ve Batı'nın savaş borusunu öttürmesinin zor olduğu bir zamanda arka bahçesinde beşinci taburu oluşturdu. Rejim bundan yorgun ama sağ salim çıksa bile nefes almaya ve yaralarını sarmaya vakit bulamayacak. Çünkü komşusu Irak'ın başına gelenler gibi pusuya yatmış ve üzerine çullanmayı bekleyen düşmanları var.
* al Kuds el-Arabi gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atwan'ın 24.06.2009 tarihli bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon