Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
Arapların düşüşü... Türkiye ve İran'ın yükselişi
abdulbariatwan
14.06.2010




Büyük ülkeler, sözleriyle değil yaptıklarıyla, meydandaki başarılarıyla, cesur yöneticileriyle, yaratıcı ve canlı halklarıyla önemli bir konum elde eder ve etkin bir rol üstlenir. Bu sözleri söylememin nedeni, geçen günlerde Arap dünyasından ve diğer ülkelerden Türk topraklarına yaşanan akındır. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat geçen günlerde Türkiye'ye gelir gelmez ilk olarak Türk yönetimiyle dayanışmacı bir tavırla katliam kurbanlarına başsağlığı diledi. İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat, Rusya Başbakanı Vladimir Putin ve bunların hepsinden önce Washington'a gitmek üzere yola çıkan ve Ankara'ya da uğrayan Filistin lideri Mahmut Abbas da aynı tavrı sergiledi.

Bu durum, siyaset, bölgesel ve uluslararası stratejiler biliminde iki anlama gelir: Birincisi, Türk rolünün yükselişi ve uluslararası düzeyde tanınmış bir hâl alması. İkincisi ise Arap kararlarının düşüşü ve Arap yönetimlerinin konumunun ve rolünün yok oluşudur.

Biz şu an bölgede yükselişte olan iki önemli güçle karşı karşıyayız: Türkiye'nin gücü ve İran'ın gücü. İronik olan husus, her iki gücün, unutulan Arap meselesine destek vererek İsrail'in devleşmesine ve kibirli duruşuna karşı çıkarak meşruiyet konusunda ve nüfuz dairelerini, bölgesel ve uluslararası düzeyde genişletme konularında kendi aralarında bir rekabet içerisinde olmalarıdır.

Arap bölgesi artık bir hasta adam durumunu ve Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan önce yaşadığı döneme benzer bir durumu yaşıyor. Arap ülkelerinin liderleri, ulusal meseleler ve halklarının geleceği dışındaki her türlü meselelerle ilgileniyor. Bu nedenle de bunlar ihmal edilmiş bir yığın hâline geldi. Çünkü bunlar, Batı planlarına hizmet eden görevsel roller icra ediyor. Tıpkı eski mevkidaşlarının, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı İngiliz ve Fransız sömürgecilerle müttefik oldukları gibi.

İslami ve uluslararası yönetimlerinin, bölgesel ve uluslararası stratejileri (özellikle de Asya bölgesinde) koordine etmek üzere Türkiye'ye gittikleri dönemde, İsrail'in yakın dostu ve mutlak destekçisi olmakla övünen ABD Başkan Yardımcısı Joseph Biden'in Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile bir araya gelmek üzere Şarm el Şeyh kentine gitmesi tesadüf değildir.

Kahire, Amerikalılar ve İsraillilerle eş güdüm içerisinde, Riyad ise sessiz veya yok, Körfez ülkeleri de ortak para birimi ve askıya alınan köprü projeleriyle meşgul. Arapların rolü, hâlihazırda Türkiye ve İran'ın niyetlerine şüpheyle yaklaşmakla, bu iki ülkenin imajını bozmakla ve bu iki ülkenin İsrail'e karşı tek bir kurşun bile atmadıklarını hatırlatmakla sınırlı kalmaktadır. Bunların şu an yaptıkları kâğıttan füzeler atmaktan ibarettir.

Türkiye ve İran'a yönelik sert medya kampanyaları yürütülüyor. Bu kampanyalar, Türkiye'yi etkilemeyeceği gibi İran'ı da etkilemeyecektir. Ancak bu kampanyalar aynı zamanda arkasında duranların ayıplarını gizlemek konusunda da başarılı olmadı.

Türkiye'yi, İsrail ile ilişkilerini kesmediğini, bazı ekonomik ve askerî anlaşmalarını iptal etmediğini ve Mescid-i Aksa'yı kurtarmak için ordusunu ve askerî filolarını seferber etmediğini söyleyerek ayıplıyorlar. Bu doğru ve tartışılmaz ancak Arap ülkeleri, özellikle de Mısır, İsrail ile ilişkilerini kesti mi? Camp David Sözleşmesi'ni iptal etti mi?

Türkiye bir yıl öncesine kadar Tel Aviv'in güvenilir müttefiki, Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerinin destekleyicisiydi. Şimdi ise limanlarını, Gazze ablukasını kırmaya giden gemilere açıyor, siyasetçilerini ve halkını bu gemilerle Gazze'ye gönderiyor.

Türkiye'nin Arap meselelerine yönelik yaşadığı değişim, hızlı bir şekilde gelişiyor. Bu durum, Türkiye ve İslam dünyası tarafından olumlu karşılanıyor. Mücadele henüz başladı, Recep Tayyip Erdoğan'ın Gazze ablukasının son bulması için İsrail'in kibirli duruşu karşısında kullandığı dil, Filistin Kurtuluş Örgütünün de Başkanı olan Filistin lideri tarafından kullanılmadı ve hatta hiçbir Arap lideri tarafından kullanılmadı. İşte Türkiye'nin bu cesur tutumu olmasaydı, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Gazze'yi ziyaret etme kararı almayacaktı, Mısır hükûmeti de Refah Geçidi'ni açmaya kalkışmayacaktı ve Avrupa, ablukanın kaldırılması için bir formül bulma yönünde hareket etmeyecekti.

Sayın Erdoğan, derin inançtan kaynaklanan cesur tutumları temsil ettiği için bizden takdir ve aynı zamanda destek hak ediyor. Arap ülkelerinin Erdoğan'a karşı komplo düzenlediğini, imajını bozmaya çalıştığını ve niyetlerine şüpheyle yaklaştığını görünce çok üzülüyoruz.

Arapların, birkaç gün sonra başlayacak olan Dünya Kupası maçlarıyla ilgilenerek kaderlerini çizen önemli konulardan uzaklaşmalarından ve Özgürlük Filosu yaralılarını ve şehitlerini unutmalarından endişe duyuyoruz.

 

BYEGM

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook