Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
Arafat'a Suikast Komplosu
abdulbariatwan
20.07.2009





Bugünlerde Filistin çok kötü günler yaşıyor. Filistin köy ve şehirlerini Yahudileştirme, bu yerlerin adlarını İbraniceye çevirme çalışmalarının hız kazandığı ve ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Arapları İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye çağırdığı bir zamanda Filistin kamuoyu; ister bütün uzlaşma turlarının başarısız olduğu Fetih ile Hamas arasındaki ister, bazı kişilerin Filistin lideri Yaser Arafat’ı öldürmek için İsrail komplosuna karışmış olmaları zemininde Fetih’in kendi liderleri arasındaki anlaşmazlıklar olsun, talihsiz parçalanmışlıklarla meşgul.

FKÖ Siyasi Büro Başkanı Faruk Kaddumi’nin; Filistin Başkanı Mahmut Abbas, Yasama meclisi vekili ve eski Güvenlik Bakanı Mahmut Dahlan’ı suikast girişimiyle suçlaması Filistin sahasına bomba gibi düştü. Bu durum, Filistin yönetimini bu iddiaları yalanlayan, Faruk Kaddumi’yi yalancılıkla itham eden ve harekete bağlı mahkeme önünde cezalandırılması tehdidinde bulunan bir açıklama yapmaya sevk etti.

Suikast hazırlığının bütün ayrıntılarını belgelendirdiğini söylediği tutanağı ortaya çıkarmadan 5 sene suskun kaldığı için insanların çoğu Kaddumi’yi kınadı. Aynı zamanda ona, merhum başkanın yerine FKÖ liderliği ve Fetih hareketinin merkezi komisyonunun başına geçmesi için Abbas’ın seçilmesinde istekli olduğunu hatırlattılar. Kaddumi bu suskunluğun sebebinin; eski Başkan Bush tarafından güvenlik güçlerine kendisinin öldürülmesi emrinin verilmesinden korkması olduğunu açıkladı. Ama bu zayıf ve tatmin etmeyen bir bahane.

Hiç kimse bu tutanağın ve içinde yazılanların doğruluğunu kesin olarak bilemez. Bu görevi yerine getirecek olanlar uzmanlardır. Ama Mahmut Abbas ve Dahlan’ın Arafat’la iyi ilişkiler içinde olmadıkları hatta son günlerinde ona karşı kutupta yer aldıkları, açıkça onunla anlaşamadıklarını söyledikleri ve siyasetini sorguladıkları malum. Ama bu, ona suikast düzenlemeye kadar gidildiği anlamına gelmez. Bu, kesin delil ve dayanak olmadan ortaya atılamayacak tehlikeli bir ithamdır. Ve en azından şu ana kadar böyle bir delil ortaya konmamıştır.

Arafat başbakanlık makamını Abbas’ın ölçüsüne göre biçmeye razı değildi. Bunu, makamından uzaklaştırılması ve hepsi olmasa bile başkanlık yetkilerinin çoğunun elinden alınması olarak görüyordu. Özellikle bu alanda baskı yapanlar arasında ABD ve Bağışçı ülkeler bulunuyordu. Arafat’ın iki konuda elindeki seçenekler sınırlıydı: ya Abbas’ı başbakan olarak kabul edecekti ya da Ramallah’taki yönetime yapılan bütün yardımlar durdurulacaktı. Arafat istemeye istemeye vakit kazanmak için ilk seçeneği seçti. İkinci öldürücü darbe ise; ABD Selam Feyyaz’ın maliye bakanı olması, bütün yardımların onun kanalıyla yürürlüğe girmesi ve onun kontrolüne verilerek Arafat’ın elinin mali işlerden çekilmesinde ısrar etmesiyle geldi. Arafat böylece bürosunun masraflarını, milyonlarca dolara hükmeden ve onlarca gizli hesabı olan Feyyaz’ın sınırlı bütçesinden karşılar oldu.

Arafat’ın, hasmı Abbas’ı Filistin’in Karzai’si olarak tanımlaması tesadüf değildir. Bu iki insan arasındaki nefret aralarında hiçbir gerçek diyalog ve iletişim olmayan çok düşük bir noktaya gelmiştir. Şimdi sorun Arafat’ı öldüren makamın belirlenmesi değil bu suikastın nasıl gerçekleştirildiğidir. Eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un, Mescid-i Aksa’ya girmesine karşılık II. İntifadayı başlatan ve aşağılayıcı Oslo anlaşmaları sebebiyle Fetih’in ezilen onurunu ona geri kazandıracak Aksa Şehitleri Tugayını kuran inatçı Filistinli hasmından kurtulma niyetini gizlemediği biliniyor. Şimdi sorulacak soru şu: Bu suikastın yapılmasını kolaylaştıran Filistinli makamlar mı var yoksa İsrail istihbaratı bunu tek başına mı gerçekleştirdi?

Lübnan hükümetinin merhum Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin ölümünün soruşturulması talebi gibi Filistin yönetiminin de hiçbir şekilde bu suç ve Arafat’ın öldürülmesinde kullanılan zehirin çeşidi hakkında bağımsız ve tarafsız uluslar arası bir soruşturma yapılmasını talep etmemesi dikkat çekicidir.

İsrail’in, Ferdan katliamı şehitlerinden (Kemal Nasır, Kemal Avdan ve Ebu Yusuf En-Neccar) Halil El-Vezir ve Yaser Arafat’a kadar şerefli Fetih liderlerinden yüzlerce değilse bile onlarcasını, aynı zamanda Hamas ve İslami Cihat’tan da Ahmet Yasin, Abdülaziz Rantisi ve Fethi Şikaki gibi isimleri öldürdüğünü hatırlamamız gerekir. İsrail Ürdün’ün başkenti Amman’da da kimyasal zehirle Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal’i öldürmeye çalışmıştı.

Arafat’ın özel doktoru Dr. Eşref El-Kürdi birçok defa katıldığı televizyon programlarında hastasının zehirlenerek öldüğünü söyledi ve Fetih’ten ölüm sebebinin öğrenilmesi için soruşturma yapılmasını istedi. Fakat onun bu isteğine kimse cevap vermedi hatta gizli bir makamın doktordan susmasını ve bir daha asla bu konuyu açmamasını istediğini öğrendik. Görünen o ki bu tehditvari istek sebebiyle senelerdir kimseden bu konuda bir şey işitilmedi.

Asıl tehlike, Kaddumi ile hasmı Abbas arasındaki bu atışmanın, Filistin’in içinden ve dışından 1500’den fazla delegenin katılımıyla Beytlahim’de düzenlenecek Fetih’in genel kongresinden 20 gün önce olmasıdır. Bu talihsiz durumun gölgesinde kongrenin seyri, tartışması ve seçimi nasıl olacak?

Kongrenin Beytlahim’de, yani işgalin süngüsü altında yapılması Abbas ve onun silahlı mücadeleye karşı çıkan, “şiddeti bir kenara bırakan”, direnişi terörizm ve müzakereleri yasal ulusal haklara ulaşmanın tek yolu olarak gören Ramallah’taki destekçilerine üstünlük kazandıracak. Böylece; Kaddumi gibi bu eğilime karşı çıkanların önünde, içinde sadece onları barındıracak –yani başka bir parçalanma- bir örgüt aramaktan başka seçenek kalmayacak.

Tablo simsiyah. Filistin yönetiminin davranışları benzeri görülmemiş bir karmaşanın yansıması. Bu karmaşanın en önemli görüntülerinden biri, Başbakan Selam Feyyaz’ın, başbakanlık sözcüsü olan ve kararı hatalı bulup geri adım atılmasını isteyen Dr. Gassan Hatib’e danışmadan verdiği kararla, El-Cezire’nin faaliyetinin askıya alınmasıdır. Hatta Filistin yönetiminin, El-Cezire’nin Kaddumi’nin konumunu tartışmasını bürosunun kapatılması için bahane olarak kullandığını düşünenler bile var. Böylece; El- Cezire’nin kapatılmasıyla Fetih’in kongre faaliyetleri ve içerde meydana gelen anlaşmazlıklar yayınlanmamış olacak.

Fetih’in genel kongresine katılacak olanlar, 40 yıldır Filistin ulusal bağımsızlık hareketi liderliğini üstlenmiş bir direniş hareketi olarak Fetih’in sabitelerinin sağlamlaştırılması ve asıl kaynağına iade edilmesi ile bu harekete ve onun ilkelerine bağlı kalanlarla onu İsrail ve Amerika’nın hizmetine sunmak isteyenleri eleme sorumluluğunu yükleniyorlar.

Bundan da önemlisi hareketlerinin kurcusu olan kişinin nasıl öldürüldüğü, bunun arkasında kimler olduğu ve bu işe kimlerin bulaştığının öğrenilmesi için bağımsız bir uluslar arası soruşturma yapılmasında ısrar etmeleri gerekiyor.

* al Kuds el-Arabi gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atwan'ın 18.07.2009 tarihli bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook