Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
Yeni anayasaya dair mülahazalar
abdulaziztantik@timeturk.com
11.10.2011




Yeni Anayasa yapımı için bugün mecliste uzlaşma komisyonu seçimi için son gün, yeni anayasa çalışmaları başlayacak… Havada uçuşan onlarca belki yüzlerce anayasa metninden bahsedebiliriz. Her kesim ve kurum kendi anayasa beklentilerini hazırlayarak ya rapor halinde sunmakta veya deklare ederek kamuoyunu haberdar etmekte…

Doğal olan da bu zaten…

Fakat İslami kesime baktığımız zaman, hem kişi ve hem de kurum olarak ciddi bir hazırlıkları olmadığı rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Daha doğrusu bu konuda serdettikleri fikirlerle yeni anayasada kendi tercihlerini dile getirmek değil de daha çok herkesi memnun edecek bir düzenlemeyi hesaba katarak en büyük fedakârlığı yaptıklarını düşünmektedirler… Onlar bu fedakârlığı yapadursunlar… Biz bu süreçle ilgili eleştiri ve önerilerimizi gündeme bir kez daha taşımayı deneyelim…

Anayasa meselesinde en çok tartışılması gereken ‘yeni’ vasfını neye borçlu olacağıdır. Salt bugün yapıldığı için zamansal bir yenilikse kastımız, burada duralım ve ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığımızı tespit edelim… Çünkü bugün ‘yeni’ vasfı, Türkiye Cumhuriyeti’nin taşıdığı sorunları aşmaya yönelik zehabını daha kuvvetli ve buna uygun bir durumu içermeli ki bu anayasaya yeni lakabını uygun görelim… Ama sanki bu göz ardı ediliyor… Dile getiriliyor ama anayasa maddeleri söz konusu olduğunda unutuluyor. Çünkü halen başlangıç ilkeleri bile tartışılmaya açılamıyor. Hâlbuki anayasanın başlangıç ilkelerini oluşturan hükümler, mevcut hali ile sorunun bizzat kaynağı durumundadır. Özellikle laiklik ilkesi Müslümanlar için hep bir sorun olarak orada vazedilecekse yeni diye bir durumun olmadığını bilmemiz elzemdir.

Bu yeni anayasa; en temelde üç temel sorunu çözmekle mükellef olmalıdır. İlki, Müslümanlık ki ilk günden beri bu cumhuriyet Müslümanlıkla sorunludur, bu sorunun anayasa da çözüme kavuşturulması elzemdir. Müslümanların kendi dini hükümlerine uygun bir sosyal yaşamı hayata aktarmalarına imkân tanımalıdır…

İkincisi ise Kürtlerdir. Kürtleri tatmin edecek bir anayasa metni hazırlanmadan o anayasaya yeni demek imkânsız olacaktır. Dil ve eğitim sorunu da dâhil yerel yönetimlerin güçlendirilmesini de içeren yeni yönetim algısını besleyecek ve sorunları çözecek bir anayasa yapımı şarttır. Yoksa son otuz yıldır yaşanan sıkıntı bir başka düzlemde sorun olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir. O yüzden sorunu kökten çözümünü sağlayacak anayasa ilkeleri referans gösterilerek yasamayı kolaylaştırmalı ve eşit vatandaşlık ilkesini bütün etnik unsurları kapsayacak bir düzenlemeyi esas almak zorundadır…

Üçüncüsü ise Alevilik üst başlığı altında seküler yaşamı da önceleyen kişileri ve azınlık dinlerini de içeren yeni bir anayasa oluşumu; yani aslında kastettiğimiz çoğulcu bir anayasa yapımı şarttır. Çoğulcu bir anayasa yapımı olmadan Türkiye’de kangrene dönüşmüş sorunların çözümü imkânsızdır.

Burada en temel mesele anayasa yapımının çoğulcu bir yapıyı taşıyıp taşıyamayacağı sorunudur. Bu çoğulcu yapıyı eksene alabilmesi için de anayasa yapımının gerçek anlamda sorunların çözümüne odaklanması esasını eksene almasıdır. Sonuç mevcut sorunları hasır altı ederek, göreceli iyileştirmeler yaparak anayasa oyunu yapmak ve böylece sorunların çözümünden çok çözmüş gibi davranarak bunu medyada şişirmek olursa anayasa yapımının hemen ertesinde yeni bir anayasa tartışması kaçınılmaz olacaktır.

Eğer bu yeni anayasa sorunların çözümüne odaklı olarak düşünülüyorsa bazı temel ilkeleri eksene almalıdır:
Bir; çoğulcu bir anayasa yapımını ciddiye almak ve sorunların bu biçimde çözüleceğine ikna olmak ve ikna etmek…
İki; sorunları geçici, anlık çözmek değil, sorunun ne olduğunu doğru kavrayarak sorunu kökten çözüme kavuşturmak için çabalamak… Böylece cumhuriyet kurulduğun günden bu güne kadar devam ede gelen sorunların çözümüne yaklaşılmış olsun…

Üç; halkın isteğini öncelemek ve halkı meydana getiren farklı düşünce, din ve felsefi duruşları birbirlerine harcamadan korumak ve haklarına riayet etmeyi gözetmek… Böylece çatışma ve düşmanlık yerine herkesin kendi düşünce ve felsefi yaklaşımına uygun bir hayatı rahatlıkla deruhte etmesine yardımcı olmak…

Dört, bu yeni anayasa en temel özelliğini bir ‘toplumsal sözleşme’ algısından neşet ettirmelidir. Buyurgan ve otoriter kimliğini bir tarafa bırakarak toplumsal kesimlerin üzerinde ittifak edeceği veya uzlaşacağı bir ortak zeminin inşası kaçınılmaz olmalıdır. Yoksa hiçbir kesim memnu olmayacağı gibi herkes birbirini suçlayarak yeni çatışmaların kapısı aralanabilir. Elbette ki herkes ve kesim memnun edilemez… Ama birlikte uzlaşarak yeni durumu içtenlikle kabul edebilir hale getirilebilir. Birlikte karar almak ve bunu toplumsal mutabakat zemininde gerçekleştirmek aynı zamanda bu anayasa yapımının en büyük yeniliği olacaktır.

Beş; en önemlisi de Müslümanların kendilerini ifade edecekleri bir zeminin inşasıdır. Çünkü toplumun kahir ekseriyetini oluşturan Müslümanlar dilsiz kalarak bu yeni anayasa yapımına katılamadığı zaman gerçek anlamda bir toplumsal mutabakat meydana gelemeyecektir. Bir yere kadar onları yine aldatabilir ama bu ilânihaye sürdürülebilir bir durum olamaz… Ayrıca bu kadar toplumsal hareketliliğin olduğu bir ortamda… O yüzden muhafazakâr demokratların kendi adlarına ne söylediği değil, İslamcıların bu konuda bir baskı altına alınmadan ne söylediklerinin açığa çıkartılması elzemdir. Mesela bir iç hukuk olarak şer’i hukukun meşruiyeti anayasal zemin bulabilecek mi sorusu en anlamlı soru ve aynı zamanda yeni anayasa yapımında yenilik sorununu da temellendiren bir bakıştır.

Son olarak da İslamcıların bu yeni anayasa yapımında gösterdikleri çabanın bir işe yaramadığı konusunu yeniden hatırlamaları ve bugüne kadar dile getirdikleri şeylerin kendilerini temsil etmediğini, en azından bugünden sonra kendilerini temsil edecek görüşleri kamuoyu ile paylaşmaları kaçınılmaz olmalıdır. Yoksa sonradan dizlerini dövmelerinin bir anlamı yoktur. Bu hem tarih önünde ve hem de Müslüman halklar önünde sorumluluklarını ortadan kaldırmaz… Bıraksınlar, bütün kesimlerin varlıklarını hesaba katan yaklaşımları dile getirmeyi, zaten bunu yapacak olan kurum, kişi ve vasıtalar var. Siz önce kendi adınıza nasıl bir anayasa istediğinizi belirtin ve bu belirlemeye çalıştığınız şey aynı zamanda sizin Müslümanlığınıza da sürdürebilir bir zemin inşa edebilsin…

Yani İslamcılar muhafazakarlıktan rücu ederek İslamcılığa geri dönmeli ve iktidarın sahibi gibi davranmamalıdır. Bu yanılgı onları kendi istekleri konusunda geri adım atmaya itmektedir. Bu da en büyük bir sorun olarak yarın önümüze çıkacak bir vasatı işaret ediyor. Yani esas sorumluluk Müslümanların boynunda… Hem kendi isteklerini dile getirme ve hem de farklı isteklerin dile getirilmesini sağlama alma konusunda…

Bir daha sil baştan yeni tartışmalara girmemek için bu yeni durumu bir kez daha kemal-ı ciddiyetle düşünmeli ve gerçeği görerek bir karara varmalıyız…

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook