Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
''Tevazu''ya dair güzelleme
abdulaziztantik@timeturk.com
16.01.2012




Tevazuu bir yaşam tarzı olarak kabullenmiş

Öğrencim Zeynep Yücel’e…

Tevazu, insanın yaratılmışlığının; insan olarak bu yaratılmışlığa verdiği ahlaki ve ontolojik cevap olarak düşünülmeli. İnsanın yaratılmışlığının ve bu yaratılma esnasında kendisine biçilen ontolojik zeminin gereği olarak bulunması gereken noktayı işaret eder tevazu. Barışın ve miracın en temel özelliği olarak tevazuu göstermek bu anlamda hakikate göndermedir.

Tevazu, Allah tarafından konulmuş yapıya insanın gönül rahatlığı ile uyum sağlamasıdır. Yani insanın fıtratına uygun davranarak insan-insan, insan- Allah ve insan- eşya arasındaki ilişkinin niteliğini ortaya koyma çabası bir tevazu örneğidir. Ontolojik olarak tevazu, insanın acizliğini, zaafını ve güçsüzlüğünü bilerek Yaratıcı’ya bağımlı olduğunu farketmesidir.

Birçok kavram gibi tevazu kavramı da yanlış anlaşılıyor ve yanlış kullanılıyor. Tevazu sanki daha çok bir boyun eğme ve kendini hiçe sayma olarak yorumlanıyor ki bu durumun kendisi başlı başına insana yönelik bir ilgisizliği çağrıştırıyor ve aynı zamanda da insana dair yaklaşımı ele veriyor. Hâlbuki tevazu ontolojik bir durumdur. Ve tevazu sadece Allah ile insan arasındaki ilişkiyi belirleyen bir tutum ve davranış olarak temellendirilmelidir. Böylece tevazu kavramı yerli yerine oturmuş sayılır. Yoksa hemcinsleri ile ilişkide karşılıklı durum belirleyici olur.

En temelde tevazu bir insanın insan olarak yapıp etmelerini kendi başına, bağımsız ve kendi gücü ile gerçekleştirdiğine inanarak tekebbür etmesini önleyen; gücü, iradeyi ve tahakkuk etmeyi ilahi iradeye bağlayan bir insani davranış kodudur. Böylece tekebbür engellenir ve ilahi iradeye ram olunarak boyun eğmenin lütfü ortaya çıkar.

Fakat insan- insan ilişkisinde ise bir insanın tavrı belirleyici olur. “Tekebbür edene tekebbür etmek sadakadır” sözü de bunu gösterir. Çünkü eşitler arasındaki ilişkinin mahiyetini bizzat ilişkinin kendisi belirler. Meseleye böyle yaklaştığımız zaman tevazu kavramının yanlış kullanımını ve insanı esir kılan boyutunu da deşifre etmiş sayılırız...

Tevazu, insana kemale doğru yolculuğunda sürekli eksikliğini hatırlatarak yardımlaşmayı kabule hazır hale getirmesi ve böylece başka olguları ve yaratılmışlıkları da devreye koyarak kemal yolculuğunda sürekli yeni bir merhaleye hazırlık yapmasını, yeni merhalelere ulaşmasını kolaylaştırır. Tevazu bu anlamı ile barışı sistematik bir yaşam tarzına dönüştürerek şeytanın ayartıcılığının getirdiği çatışmacı algıyı yok eder ve barışı esas kılan bir varoluşu imler…

Bu anlamıyla tevazu: Miracı kolaylaştırır… Sonsuzluğun kapısını aralar… Varlığın tamlığı karşısında kendi bütünlüğünü keşfeder ve bu tamlığın bir parçası olur… Uyumu güncelleyerek sürekli bir çatışmanın kapısını kapatır… Varlığa verilen ilahi maksadı gerçekleştirebilmenin en büyük aracı haline dönüşür…

Fesat; bozulma, ontolojik olarak çatışmayı eksene almak ve nankörlüğün sistematik hale getirilmesidir. Nankörlük; insanın kendisine yapılan iyiliği görmemezliğe düşmesi ve çatışmayı sistematik bir olguya dönüştürmesidir. Çünkü nankörlük başka nankörlükleri

beraberinde taşıyacağı için yeni nankörlükler de yeni çatışmaları beraberinde taşıyacaktır. İşte kaçınılmaz son: Çatışma… Barışın sonu… Fesadın kurumsallaşması…

Fesat ile tekebbür arasındaki korelasyon tartışılamaz olandır. Tekebbür ise ihtiyaç duymama halidir. Bu da insanın ontolojik yapısı ile uyuşamamasıdır. İşte çatışmanın ontolojik zemini…

Tevazu tekebbürün zıddıdır. Tekebbürün oluşturduğu yaraları sarar ve olumsuzluklarını ortadan kaldıracak yeni bir yapıyı inşa etmede yardımcı olur…

İnsanın kendisini doğru tanıması, nelere güç yetireceğini ve neler yapamayacağını öğrenmesini ve algılamasını belirler. Tevazu, insanın kendisini doğru tanımasının yegâne zeminidir. Bu zemin üzerinden ancak insan sulh ve selamet yurdunu inşa edebilir.

İnsan, tekebbür hastalığından kurtularak tevazu limanına demirlediğinde varlıkla barış imzalamış olur. Tevazu, insanı Allah’a yakınlaştıran en önemli kişilik duruşudur. Allah’a yakın olan ise varlığa yakınlaşmış sayılır. Varlıkla yakınlık kuran ise varlığa katılma hakkı kazanır. Böylece fesattan selama ulaşarak fenadan bekaya geçişi kolaylaşır…

Tekebbür, kişiye gerçeği görme noktasında perdeler oluşturur. Çünkü tekebbür aynı zamanda başkalarını küçümsemek olacağı için onu olduğu gibi görebilme imkânını ortadan kaldırır. Eşya ve varlıkla ilişkisi sorunlu olur. Hakikat üzere varlık ve eşya ile bir ilişki kuramaz hale gelir. Tevazu ise tam tersi hakikati görebilme liyakati kazandırır. Eşyayı kendi hüviyeti ile algılayarak varlığın hakikatine ulaşma iradesi ve gücünü elde eder. Çünkü tevazu; eşyanın ve varlığın ontolojik duruşuyla örtüştüğü için fıtratla bağı sağlam kurulur ve böylece eşyanın ve varlığın bilgisi kendisine açılır. Elbette ki bu çabalar sonucu olacaktır ama bu çabaların sonuç alabilmesi için de tevazu gibi bir duruşa olan ihtiyaç kaçınılmazdır.

Tevazu, insanın varlığını ontolojik zeminde doğru kavrayarak epistemolojik zeminini de doğru inşa etmesine imkân tanır. Böylece kendisine gönderilen vahyî bilgiyi eksene alarak yaşamını sürdüreceği için de ayrıca İslam üzere bir yaşamı tamama erdirmiş olur. Müslüman-İslam, Mümin-İman ve Muttaki-İhsan serüveni ancak tevazu sayesinde tamama ererek insanı itminana taşır.

Aklın tevazusu, kalbin tevazusu ve ruhun tevazusu insanı kemale taşıyan yolda insanın en önemli duruşudur…

Aklın tevazusu; insanın bilgi ve bilme ile ilişkisini doğru kurmasına yardım eder. Böylece akıl sürekli yeni katmanlar tanıyarak yürüyüşünü sürdürür. Durmadan yolu yürümenin hali olur.

Kalbin tevazusu; insanın duygularını kontrol altına alması ve her yeni durumun doğru bir şekilde hissedilerek hakikatine vakıf olabilmenin zeminidir. Kalb sürekli bir değişimi içselleştirmenin de aracıdır aynı zamanda. Kalbi tevazu sahibi olan bu değişimi hakikat çerçevesinde algılayarak sürekli bir katmana yükselir. Her yükseliş yeni bir tevazuun başlangıcıdır da… Böylece Kalb ile birlikte varlık ve oluşla bütünleşerek insanın kemal yolundaki yolculuğu anlamlı hale gelir…

Ruhun tevazusu ise; sonsuzluğun katmanları arasında korkusuzca gezebilmenin rotasını belirleyen biletidir insanın… Aklın ve kalbin tevazusu ile birlikte kendi tevazusunu da ekleyerek sonsuzluğun kapılarını teker teker aşarak yeni bir yükselişin kaldıracı olur…

Böylece sonsuzluğun baş döndürücü hallerine tanışıklık geliştirerek insanı sürekli bir yükselişe hazırlar. Kemal ancak ruhun tevazusu sayesinde gerçekleşebilir…

Tevazu, insanın insan kalabilmesinin yegâne ontolojik imkânıdır…

yakup selen
Dilinize sağlık efendim. Ne güzel olmuş.
27.02.2012 19:18:49
aydın doğrugören
tevazunun bu kadar ontolojik bir zeminde gezdirmeniz güzeldi.teşekkürler
16.01.2012 16:06:03
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook