Karşı devrim bir tehdittir!
Karşı devrim bir tehdittir!
Yemen'de çatışmalar: 34 ölü
Yemen'de çatışmalar: 34 ölü
Akdoğan:Erdoğan olmazsa sistem tıkanır
Akdoğan:Erdoğan olmazsa sistem tıkanır
Filistinli lider Salah İstanbul'da
Filistinli lider Salah İstanbul'da
İsrail'den sonra Avrupa'ya çattı
İsrail'den sonra Avrupa'ya çattı
Orta Çağ Aydınlığından 21. Yüzyıl Karanlığına?
abdulaziztantik@timeturk.com
19.05.2009




Milliyet Gazetesinin manşete taşıdığı 'Ortaçağ karanlığının günümüzdeki sesi'  olarak betimlediği Ali Bulaç niçin böyle tanımlanmıştı. Cinsel sapkınlığı eleştirdiği ve şiddete dayalı işkenceler ve öldürmelerin bu tip insanlar tarafından futursuzca yaptıkları yönündeki beyanlara binaen bu manşet atılmış oldu. Öncelikle Reha Muhtar'ın moderatörlüğündeki programda Bülent Ersoy'un devreye girmesi ve kendi durumunu meşrulaştırma adına Ali Bulaç'a sordukları sorular, ardından medya'da başlatılan linç girişimini doğru okumak gerektiğine inanıyorum. 

Meselenin birkaç boyutu olduğunu düşünüyorum. Her boyut kendi tarafgirliği içinde tek boyutluluğa evrilmektedir. Batılı argümantasyon içinde hak kavramına ve yüklenilen misyonu, vücudumun bana ait olduğu tezi ve ona binaen cinsel tercihin meşruluğunu savunan kesimler? Helal ve haram sınırlarını dışlayarak hükmün (yargının) kaynağının insan aklı olduğunu savunanlar ve buradan liberal politik tutumlara yönelenler... Ayrıca İslam coğrafyasındaki bütün kültürel ve geleneksel yapının geri kaldığını kabul eden müstağrip kafalılar.. bunların hepsi el birliği ile Ali Bulaç üzerinden önce İslam ve müslümanlara, daha sonra Zaman Gazetesi ve onu temsil ettiklerini düşündükleri Cemaat'a (Fethullah Gülen ve taraftarlarına) saldırı vesilesi kılındı...  

İşin aslı ve beni korkutan tarafı ise; medyanın bu işe balıklama dalması ve sürmanşete çekmesi, halbuki öyle çok matah bir konu da değil, Türkiye'de yaşayan insanların kahır ekseriyetinin bu işi mide bulandırıcı gördüğünü bilmelerine rağmen... Önce birşeylerin gizlenmeye çalışıldığı veya bir tartışmayı gizlemeyi hedeflediği savı zihinleri yokluyor. Ama işin bir tarafında ise; batı aydınlanmasına yürekten iman eden bir tavrın medyada ne kadar etkin olduğunu göstermesidir. Müstağriplik öyle belalı bir afettir ki, sarmaladığı kişileri akıldan ve mantıktan yoksun bırakır.  

O zaman bu düşünce ile bir hesaplaşma gerçekleştirilmeli değil mi? 

Hak mefhumu üzerinden cinsel tercihin bir hak mesabesine taşınması ne kadar doğrudur. Çünkü helal ve haram sınırlarını ortadan kaldırdığınızda ve aklı tek yetkili merci kıldığınızda bu hak mefhumunu da kendi istediğiniz biçimde yorumlama hakkı elde edersiniz. Ama bunu kabul etmenin nesnel ve öznel şartları yoktur. İnsanlık tarihi boyunca böyle bir anlayış gelişmemiştir. Özellikle Karanlık çağ terimi tam olarak batılı tarih algısının büyük bir yanılgısı veya yanlış tefsiridir. Batı kendi tarihi içinde bir ortaçağ karanlığına sahiptir ve bu yargı doğrudur, tarihen de meşhurdur. Ancak İslam dünyası için ve tarihi için bunu söylemek mümkün değildir. Tam tersine batı aydınlanmasının temelleri o günlerde İslam coğrafyasında atılmıştır. Medeniyet ve kültürün şahikaları, düşüncenin en ayrıntılı tartışmaları ve oluşumları yine o tarihlerde varit olmuştur. O yüzden Milliyet gazetesinin attığı o manşet, kendi zihninin karanlık çağına bir bilinç altı gönderme olarak kabul edilmelidir. Eğer gerçekten yürekleri ve insafları varsa bunu ciddi bir şekilde gündemleştirirler ve arkasına düşerler. Bakalım bugün savundukları görüşleri batıda dahi savunacak kaç kişi kalmıştır. İdeolojik yaklaşımı veya Herbert Mercuse'nin dediği gibi 'Tek boyutlu insan' olmaktan başka seçeneği olmayanların dışında kim savunuyor. Tam tersi batı doğunun bütün bilgi felsefelerini ve bilgi yollarını kabul eden bir yaklaşımı sistematik hale getiriyor.  

O zaman hak mefhumu bir müslüman olarak ancak ilahi rehberlik tarafından belirtilen noktalarda geçerli olacaktır. İlahi irade vahiy olarak tecelli olmuş ve Peygamber bunu somut bir düzlemde inşa etmiştir. Herkes kendi haklarını kendi belirlemeye kalkarsa şiddet unsurunu nasıl ortadan kaldırabilirsiniz ki? Bugün yaşadığımız şiddet sarmalı bu yaklaşımın nedeni değil midir? Batı dünyaya sadece kan, gözyaşı ve ter bırakmadı mı? Bu şiddet sarmalında Amerikan ve sömürge mantığı yatmıyor mu? Bütün bunları bir kalemde silerek nereye varacağımızı bekliyoruz? Halen müstemleke olmayı hayal edenler bunu savunabilir. Özgürlük arzuları tam olarak koyu cehaletin bataklığında nefsin esaretine ram olmaktan başka seçenek bırakmıyor? 

Post Modern kültürün bir tez olarak yansımasını bu haber ve tartışma programlarında gözlemleyebilmekteyiz. Bunu kabul etmek öncelikle insana ihanettir. Çünkü, insan o zaman istediği gibi yaşama ve müdahil olma hakkını öne çıkararak öldürmeyi de bir hak olarak kendisinde görebilecektir. Zaten toplumsal şiddet sarmalı ve uluslar arası şiddet sarmalı aynı düzleme sahiptir. Mardin'de meydana gelen menfur saldırı ile Almanya'da meydana gelen bir çocuğun bir okula saldırması ve birkaç kişiyi öldürmesi arasında bir akrabalık yok mudur? Veya sevdiği kızın kendisini terk etmesine kızarak kafasını kopartmasını, ya da Amerikan hayat tarzında adi bir duruma işaret eden kapkaç, hırsızlık vakaları, cinsel tacizler vb. suç çoğalmaları nasıl yorumlanmalıdır? Bu kültür bu anlamıyla sadece bir 'suç kültürü' üretiyor. 

Bunun temel nedenlerinden biri de kadının kendi bedeninin yegane sahibi olduğu yargısıdır. Bu yargı bütün insanlara sirayet edecektir. O zaman bu beden sahibi 'ne yaparsa meşrudur' yargısı normalleşir ve genel kabul görür. Bu durumun uç örneği şiddet sarmalının meşruluğunun zihnen kabulünü sağlar. İşte beni korkutan durumun kendisi de budur. Ama Allah'a hamdolsun ki bu halk müslüman ve müslümanlığını öyle birileri istiyor diye bırakacak kadar da kör değil. Tam tersine olan-gelişen bütün hadiselerin arkaplanını iyi okuyor ve çöpe atılması gerekenleri de ıkınıp sıkınmadan çöpe gönderiyor. 

Artık anlaşılması gereken şey; Ali Bulaç'ın dile getirdikleri üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken temel şeylerdir. Bu noktalar üzerine düşünüleceği yerine bir saldırı malzemesi olarak kullanılması medya etiğine uygun düşmez. Aydın ve entelektüel olanların batının 19. yüzyılında çakılıp kalması ne kadar acı!.. Halbuki 21. yüzyıldayız ve bu gün batı o povitivist görüşünden epey uzaktadır. Ama bizim yerli pozitivistlerin çıkarcı ve hedonist yaklaşımları onları hakikate uzak düşürüyor ve sanırım ki bunların hakikat ile bir ilgileri ve ilişkileri de yoktur. Böyle bir kaygı ve dertleri de olmadığı anlaşılmaktadır? 

Bülent Ersoy'un dile getirdikleri ve Ali Bulaç'a sorduğu soruların anlamları üzerine Ersoy'un çok pragmatik bir yaklaşım sergilediğini düşünüyorum. Bu mantık hilafetin saltanata dönüştüğü dönemlerde siyasi hayatlarına meşruluk kazandırma girişimlerinin felsefeleridir. 'Allah herşeyi yaratmakta ise bu durumum da Allah tarafından yaratılmıştır, dolayısıyla da meşrudur', yargısı kabul edilebilir bir durum değildir. Mutlak ve genel bir ilkeden kalkarak özel bir durumu meşrulaştıramazsınız! Özel durumlar için helal ve haram sınırları belirlenmiştir ve bu açıktır. O yüzden sanatçılığı bir tarafa, kendi durumu kendisini ilgilendirir. Ancak buna dini bir kılıf arama hissiyatına girişmesi kabul edilemez bir şeydir! 

Sonuç; İnsanlar haklarını Allah (cc)un bildirdiği kaynaktan alırlar. Ve buna uygun bir yaşamı içselleştirebilirlerse ancak mutlu ve müreffeh yaşayabilir ve özgürlüklerini garanti altına alabilirler.  

Son söz olarak; batı, özgürlüğü kilise ve onun hegemonyasına karşı ortaya koyarken, bu yanlış bir yargı olarak dine ve Tanrı'ya yönelik bir isyana yönelmiştir. İslam ise özgürlüğü; Allah'a tam bir teslimiyet ve insanı Allah'tan uzaklaştıracak nefs, şeytan ve dünyanın çekiciliğine karşı öne çıkarmıştır. Şimdi tercih zamanı ve bu tercihin de bir mükafatı ve cezası olduğu bilinciyle? 

Selam hakka ve hidayete tabi olanlaradır?

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook