Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.22
  • EURO 2.76
  • ALTIN 85,57

Kolaya Kaçış: Suçu başkasında arama

Abdülaziz Tantik


Hayatta en kolay şey nedir diye sorulsa: cevabı; ‘başkasını suçlamak’ olacaktır.
 
Kişinin kendi vicdanını kanırtan sorundan kurtulmanın biricik yoludur: başkasını eleştirerek sorumluluktan kaçınmak…
 
Bu durumun iki veçhesi vardır:
 
Birincisi, birinci hedef olarak başkasını işaret ederek öfkesini dışa vurmak ve başka öfkelerin adresini erkenden belirlemek, böylece de sorumluluğunu gizlemektir. Burada suçlu olduğu bir algılama sonucu olarak bilinecek seviyededir. Çünkü o öyle duygusal bir karartılmayla karşı karşıyadır ki bunu anlaması için ciddi anlamda zaman ve emeğe ihtiyaç vardır. Uyarılmaya olan ihtiyacı ortadadır…
 
İkincisi ise; suçlu olduğunu bilerek kendi suçunu ört bas etmek ve böylece üzerine düşebilecek sorumluluktan kaçınma adına peşinen başkalarına suçu yüklemek ve böylece hem kendi vicdanına ve hem de başka vicdanlara karşı kendi masuniyetini ilan etme girişimidir. Burada biraz hesaplılık ön plandadır. Sert ve haşin tutumu da bunu bildirir. Suçlu olan yüksek sesle başkasının suçunu ikrar eder ki kendi suçunu gözlerden uzak kılsın…
 
Birinci durumda psikolojik vasatı rahat değildir. Bir suçluluk duygusu sürekli peşini bırakmaz ve onu rahatsız eder. Bu rahatsızlık zamanla pişmanlık duygusunun gelişimini tetikler. Böylece yaptığı işin yanlışlığını kabullenerek tövbe kapısını aralar. Ve bu hastalıktan kurtulma umudunu diri tutar. Elbette ki bu tutumunu; yani başkasını suçlamayı tekrarlayarak hayatını sürdürme konusunda bir devamlılığa sahip olursa bu olumlu vasatı kaybetmeyle karşı karşıya kalabilir.
 
Birinci durum için birçok farklı etkenlerden bahsedebiliriz. Ancak neredeyse bütün etkenlerin ortak özelliği genel itibarı ile kendiliğinden gelişmesi ve bu kendiliğinden gelişmeden sonra kendine olan güvenini kaybederek itibar kaybını göze alamamasıdır. Yani yanlışa düştükten sonra bu yanlışı ortadan kaldıracak güveni ve cesareti bulamadığı için yanlışa devam etmesidir. İlk hata, ilk yalan, ilk günah, ilk hırsızlık vs. çoğaltılabilir. Bütün bu ilkler, küçük kaçamaklar ve yanlış algılar yüzünden ortaya çıkar. O yüzden tedavisi, şefkat ve merhametle davranmak ve yanlışlarını üstlenecek kıvama erdirecek güveni ve cesareti aşılamaktır. Birinci durumun psikolojik, sosyolojik ve siyasi süreçlerle ilişkisi de kaçınılmazdır. Önü alınmazsa daha büyük açmaz ve sorunlara taşınması zorunluluk kazanır. Bu safhada müdahale olmazsa olmaz olmalıdır.
 
İkinci durumda ise kişi, yaptığı işin bilincinde olarak hareket etmektedir. Onun psikolojik zemininde yaptığı işin meşruiyeti vardır. Muhakkak kendine ait sebepler üretmiş ve kendini ikna etmiştir. Sert ve kaba biçimde başkasını suçlaması ise kendi sorumluluğunu gözlerden uzaklaştırarak kendini gizlemektir. Yaptığı işin neye mal olduğunu bilmekte ve sonucu ise başkasına pazarlamaktadır. O yüzden ancak bu kişi, vicdanının derinliklerinde bir uyarı ile karşılaştırılabilirse belki tepkisi olumlu olur. Çünkü bilinçli bir tercihle başkasını suçladığı için katılaşan bir ölçüye sahiptir. O hep masum, yaptığı kötülüklerde ancak başkalarının saçma sapan davranışları yüzünden olmaktadır. O yüzden kendisi masum, başkası ise hep suçludur. Tedavisi olmayan yegâne hastalık gibidir. Bu durumu tedavi ancak şok tedavi yöntemiyle gerçekleşebilir.
 
İkinci durumun psikolojik, sosyolojik, siyasi süreçlere uyarlanması, zulüm kavramı ile tanımlayacağımız davranışların kodlarına taşır bizleri… Yıpratıcı, yıkıcı, yorucu, olumsuz yönlendirici, tiksindirici, bağımlılaştırıcı, kötücül ve giderilemez sonuçlara gebe bir durumu oluşturan bu durum, fesadın toplumsallaşmasına zemin olur…
 
Bu durumda meydana gelen güncel siyasi ve toplumsal gelişmeleri bu çerçeve içinde yorumlamayı sürdürdüğümüzde, Ortadoğu’da meydana gelen halk hareketlerinin mantığını ve buna yönelik zorba yönetimlerin gösterdiği tepkiyi algılayabiliriz. Esad ve Kaddafi gibi zorbaların bu halk hareketlerini kökü dışarıda olarak gösterme çabalarını kavramak kolay olur. Yâda seçim sathı mailine giren Türkiye’de ideolojik gömleklerini giyenlerin başka parti liderlerine ve yöneticilerine yaptıkları saldırının mantığını kavramak kolaylaşır. Hep başkalarını suçlayarak yapmaları gerektiği halde yapmadıkları şeylerin sorumluluğunu başkalarına yüklemenin ne anlama geldiğini kavramakta basitleşir.
 
Başkasına suçlamanın bir şeytan eylemi olduğunu ise Âdem Kıssasında Kuran ayetleri arasında buluruz. Secdeye davet edildiği halde İblis’in Adem’e secde etmediği halde Adem yüzünden kovulduğunu öne sürerek Allah (cc)dan insanın ayağını kaydırmak için süre istediği Kuran tarafından bildirilmektedir. Öyleyse ilk olarak başkasını suçlama eylemini şeytan irtikâp eylemiştir.
 
Ötekileştirme bir şeytani eylemdir. İnsanların da başkalarını ötekileştirmeden onlara suç yüklemesi biraz kolay olmayacaktır. Batı düşüncesi ve kültürü bu şeytani mirası devralarak batı dışı toplumları ötekileştirerek onları kendisine benzetme çabalarına meşruluk kazandırmıştır. Batı kültürünün yerli taklitçileri de aynı yolu takip ederek batılılaşmaya karşı duran yerli unsurları ötekileştirerek onları baskı ile kendilerine benzetme ve bir dönüşüm projesini uygulamaya çabalamışlardır. Hem batı ve hem de yerli despotların şeytan ile özdeşlikleri de burada devreye girmektedir.
 
Ancak tekil anlamda insanda bu durumdan müstağni değildir.
 
Hangi şart veya gerekçe ile olursa olsun, suçu dışarıda arama çabası onu şeytana yakın kılmaktan başka sonuç üretmeyecektir. O yüzden meydana gelen her olayda kişi ancak kendi hata payını hesaba katarak yol kat etmeye çalışırsa Âdem olmaya doğru yüz tutmayı hak edecektir.
 
Demek ki çoğu zaman kolaya kaçmak aslında zora talip olmakla eş değerdir. Çünkü kolaya talip olmak demek insanın kendi insanlığından uzaklaşmasına neden olabilir. Fıtri olan kolay, fıtrattan uzaklaşmak ise zordur. Bunu da en iyi Kuran bize bildirmektedir.[1]
 
Önemli olan doğruyu, adaleti, hakkaniyeti ve hakikati öncelemektir. Ahlakı önceleyerek kendimizi şeytandan uzaklaştırabilir ve sorumluluğumuzu üstlenerek arınmayı üst seviyeye çıkarabiliriz. O zaman bize kolay olan kolaylaşacaktır. Ama başkalarını suçlamaya devam ettiğimizde kendimize yabancılaşarak zor olanı kolaylaştırdığımızı da bilmeliyiz…
 


[1] Leyl Suresi: 5–10
  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN

YORUMLAR

La Despedida / 13.07.2011 02:07:03
Ağzınıza yüreğinize sağlık! Duygularıma, yaşadıklarıma tercüme oldunuz! Allah bizi doğru yoldan ayırmasın, şeytana son dakika bile olsa kulluk ettirmesin inşallah!
cüneyt taşoğlu / 19.04.2011 14:22:08
tesekkurler ABDULAZİZ BEYEFENDİ bana adem kıssasındaki ademin hatayı işledikden sonra beni seytan kandırdı demeyıp bizzat sucun kendinde oldugunu hatırlatan mükemmel bir tazı olmuşşşş
saygılarımla
Hekimoğlu Süleyman Özcan › Ahmet Davutoğlu başarılı olacak mı?
Adil Gülmez › Muhterem öğretmen olmalıyız
Alaattin Parlak › Toplumsal çatışma eski Türkiye'nin ürünüdür
Oğuz Düzgün › Amerika Hindistansa, Kolomb da Amerika'nın Kâşifidir
Berat Demirci › Köylü, köylüydü eskiden…
Ali Öner › 28 Şubat Darbesi ve Mağduriyetler
Nevzat Çiçek › Hakikatin dilini nasıl kaybettik
YAZARLAR