Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
İzmit Körfez Geçişi'ne tam not
Gündemden düşmeyen şiddet…
abdulaziztantik@timeturk.com
09.09.2011




Seçimle birlikte yükselişe geçen şiddet, siyasal alanı belirlemeye devam ediyor. PKK ve Devlet şiddeti arasında sıkışmış kalmış kamuoyu kafa karışıklığını bir türlü atamıyor. Mesele burada kimin haklı olup olmadığı değil, şiddeti meydana getiren kültürün kendisine yönelik bir dikkatin var olmayışıdır.

Ortam bu kadar şiddetin ortadan kaldırılmasına matuf bir kıvama gelmişken yeniden tırmandırılan şiddetin beslendiği kaynağın bir kez daha düşünülmesi ve tartışılması elzemdir. Gündelik hayatın şiddetle buluşan demlerine dikkat çekerek şiddetin kaynağının göz ardı
edildiğini hatırda tutarak gündeme dair kimin şiddete yönelik bir hamle yaptığını tartışmanın abesliği de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

PKK mı yoksa Devlet mi daha çok şiddet uyguluyor ya da kim şiddeti hangi noktada veya hangi çıkarlar uğruna besliyor tartışması
bir yere kadar anlamlı olabilir. Ama içinde yaşadığımız kültürün temel kodlarının bizzat şiddeti beslediği göz ardı edilirse şiddetin ortadan kaldırılması ve barışın yerleşik hale gelmesi imkânsız bir noktaya sürüklenmiş olur. O yüzden öncelikli olarak şiddet dilinin beslendiği
kaynağı doğru teşhis edecek bir farkındalığa sahip olunmalıdır ki onu ortadan kaldıracak imkânlara da sahip olunabilsin…

Bu noktada yapılacak ilginç bir çalışma bizi şiddetin dayanaklarına taşıyabilir. Örneğin; cumhuriyetin kuruluşundan itibaren adi suçlar ve cinayetler konusunda dönem ve yıl baz alınarak bir araştırma yapılsa; kanaatim o ki zaman ilerledikçe şiddetin arttığı görülecektir.
Yani adi suçlar ve cinayetlerin zaman geçtikçe arttığı, en geri yıllar denilen zamanlarda daha az adi suç ve cinayet işlendiği, bugünün en modern zamanlarında ise adi suçlarda ve cinayetlerde adeta bir patlama olduğu gözlemlenebilir. Yani modernleşme ile şiddet
birlikte, at başı yürümektedirler. Tıpkı Aydınlanma’nın iktidar sağladığı 19. 20. Ve 21. yüzyıllarda şiddetin artarak bütün dünyada merkezi konuma geldiği gibi…

Bugün nefes aldığımız ve yaşayışımızı üzerine bina ettiğimiz kültürün bizzat kendisi şiddeti derinleştiren bir yapı oluşturmaktadır. Egoizm üzerine bina edilmiş ve geleneksel yapıda ahlaki değer olarak kabul edilen fedakârlık, diğerkâmlık, vefakârlık,
feragat, yardımseverlik gibi duyguların aptallık olarak tanımlandığı bu yeni kültürel doku; sahip olmak ve sadece kendi menfaatini düşünmekten başka seçenek kabul etmeyen ve bu seçenek uğruna da her türlü şiddeti meşru kabul eden bir siyasal yaklaşımı öne çıkaran bu yapı zaten şiddetten başka bir şey de üretemezdi…

Bu kültürel kodlar, Şeytan gibi kendi suçunu kabul etmek yerine başkasını suçlamak, Kabil gibi sahip olmak adına kardeşinin kanını dökmek veya Promete gibi sahip olmayı gayri meşru yoldan da olsa gerçekleştirmek arzusunu betimlemekten kaçınmamaktadır. O yüzden bu kültürel inşa süreci, her şeyin ölçüsünü insan koyarak ve insanı insanın kurdu ilan ederek bu kültürel dokunun varlığını kesinlemektedir…

Bu durum aynı zamanda İslam dünyasındaki modernleşme sürecinin niçin bu kadar kanlı ve şiddete dayalı olduğunu da açıklamaktadır. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde muhalif unsurları devre dışı bırakılabilmenin bir yolu olarak kurgulanan sanal şiddet oyunlarını hayata geçirmeyi de açıklamaktadır. PKK’nın bütün Kürtleri kendi çatısı altına toplamak için niçin şiddeti bir dil olarak kullandığını veya kendi isteklerini devlete kabul ettirebilmenin bir imkânı olarak şiddeti kullandığını da açıklamaktadır. Ya da devlet aygıtının PKK’yı ortadan kaldırmaktan başka seçeneği olmadığını kabullenmesi ve şiddete şiddetle cevap vermesini de açıklamaktadır. Ayrıca siyasi partilerin son üç seçimdir siyasi propagandalarında şiddetin dilini kurgulayarak seçime hazırlandıklarını, sivil toplum kuruluşlarının rakip
kuruluşları şiddetin dili ile yerdiklerini veya gündemden düşürmek için suçladıklarını da açıklamış olur. Bu aynı zamanda entelektüel dünyada ve aydınlar ile gazetecilerin birbirleri ile tartışmalarında bel altı vurmalarını ve şiddet dili kullanmalarını da ortaya koyar.

Böylece bireyden topluma devletten sivil topluma kadar a’dan z’ye bütün kademelerde şiddetin dilinin dolayımlanarak kullanıldığını belirlemek önemlidir. Şiddete bu kadar bulaşmış bir toplumsal yapıdan yine şiddetten, çatışmadan başka bir sonuç çıkmayacağı akıl
sahipleri için aşikârdır.

Burada sahip olduğumuz kültürün kodlarının şiddet içerdiğini kabul etmek ve kültürel yapıyı eleştirel bir akılla yorumlayarak onu şiddetten arındıracak yeni bir kültürel yapının imkânları üzerine düşünmek elzem olmalıdır. Aslında bu kültürel kodlar, bu toplumun genetik yapısında zaten vardır. Modernleşme öncesi yapıda mevcut olan kültürel kodları modernleşme çizgisinin dışında bir bakış ile gözlemlemek yeter şarttır…

Halen geleneksel yapıyı muhafaza eden kırsal veya kentlerdeki çevre mekânlarda bu barışıklığı bulmak mümkündür. Bu yüzden bu topraklarda sahici bir barışın imkânları araştırılıyorsa, İslam Dini gibi muhteşem bir kültürün kodları üzerine herhangi bir ön yargı
olmadan durmak ve anlama çabasında olarak üzerine düşünmek bize siyasi, toplumsal ve sivil barışın kapılarını sonuna kadar açacaktır. Ayrıca ancak bireysel anlamda kişinin kendisiyle barışık olması da bu kültürel dokunun yapısına bağımlıdır. Modern kültürel yapı kişinin kendisiyle barışık olmasını sağlayacak bir vasatı oluşturamadığı için doğu mistik kültürüne yönelerek yardım talep etmektedir.

Mevcut gündeme göre yoğunlaştırılarak şiddetin tırmandırılması; hiçbir zaman PKK ile Devletin yararına olmayacaktır. Ama arada sivil ve haksız yere zayıf bırakılmış insanlar olacağını belirlemek doğru bir yöntem olacaktır. Çünkü Devlet ile PKK örgütlenme şemaları
gereği modern yapılardır ve bu yapılar ancak şiddet üretirler. Eğer gerçek anlamda şiddetten uzaklaşılmak isteniyorsa öncelikli olarak bu modern yapıların ürettiği şiddetin ortadan kaldırılması için alternatif bir kültürel yapının varlığı elzem kılınmalıdır.

Şiddet bu topraklarda, ancak bu toprakların ruhu ile barışarak ortadan kaldırılabilir. Gerisi zaten şiddete ayarlı bir yapıdan neşet ettiği için bütün çabalar boşuna olacaktır…

Duyurmak bizden; sorumluluk ise er kişi üzerinedir…
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook