27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Düşüncenin Sahih Şartları
abdulaziztantik@timeturk.com
Düşünmeyi meleke haline getirmeden düşünceden bahsetmek neredeyse imkânsız bir hali içeriyor. O yüzden düşünmeyi sağlayacak bir vasatın oluşumu elzem olmaktadır. Düşünmeyi bir düşünme olarak tanımlayacak en temel şey ise farkındalıktır. Farkındalık mukayeseyi, mukayese de eleştirel analizi zorunlu kılar.
Eleştirel analiz başlı başına bir kavramsallaştırmadır. Hem eleştiri ve hem de analiz ayrıca birer kavram olarak hayatımızda yer edinmektedirler. Ama bizim düşünmeyi sahih bir düzeyde kavrayabilmemiz için bu kavramları hem tek başlarına hem de bir terkip içinde kullanımını hesaba katarak ya da onlara kendi içeriklendirmemizi yükleyerek yaşamsal hale dönüştürebilmeliyiz.
Eleştiri; bir şeyin içinde veya dışında olduğunuza bakmaksızın o şeye karşı nesnelliğinizi muhafaza ederek onu tanımlama ve yorumlama çabasına girişebilmektir. Elbette ki iyi bir eleştiri için olmazsa olmaz koşul o şey için gerekli olan bilgilenme sürecini tamamlayabilmektir. Çünkü eleştiri konusu olan şey hakkında yeterli bilgiye sahip değilseniz eleştiri havada kalır ve sizi sahici bir düşünme ameliyesine taşımaz/taşıyamaz…
Bu bilgi düzeyi aynı zamanda bir mukayese yapılacağı zaman da ayrıca bir önemliliğe sahip olacaktır. Ama öncelikli olarak bilgi elde ederken yapılması gereken; “şey” ile nesnel bir ilişki, -bu olay, olgu, durum, siyasi, toplumsal veya psikolojik bir meseleyi de içerebilecek bir şeydir- ideolojik bağnazlıktan ve siyasal tarafgirlikten azade olma zorunluluğundadır. Analiz; bir şeyi olduğu gibi gördükten sonra onun üzerine bir hüküm inşa etme ameliyesidir. O şeyi tam olarak görmeyi engelleyen nedenlerden bir tanesi de sadece yargılamak için yapılmasıdır. Hâlbuki bu işin en temel sacayağı; anlama çabasını öncelemektir. Çünkü anlamadan ne analiz yapılabilir, ne de hüküm konabilir…
Meseleyi biraz daha anlaşılır kılmak için: Bir şeyin şey olarak ortaya konabilmesi, bu soyut bir düşünme ameliyesi ise öncelikli olarak onu katışıksız hale getirme çabasını ortaya koymakta yatar. Çünkü o şey siyasi, toplumsal veya psikolojik bir katkı almıştır. En azından içinde bulunduğu kültürel yapının kendisinden bir şeyler alma zorunluluğunu taşımaktadır. O zaman o şeyi bir şey olarak bulabilmek için onu besleyen katkıları hesaba katmak zorunludur. Örneğin, siyasi gelişmelerin seyri, toplumsal mutabakatın konumu, baskın karaktere dönüşmüş ticari hayatın varlığı gibi bizzat dolayımsız veya dolaylı etken olan hususlar hesaba katılmalıdır.
Yukarıda ifadeye çalıştığımız durum anlama çabası içinde olacağımız şeyle ilgili hususlardır. Meselenin anlaşılabilmesi içinde bizzat anlayanın varlığı ve konumu ile onun kültürel donanımı da bir o kadar önemlilik arz eder. Bir eleştiriyi bir başka durumun haklılığı çerçevesinde ele alıyorsanız önceden hüküm verdiğiniz için, orada bir analiz ve eleştiri konumu bulunamaz… Anlayanın duruşu, eleştiri için olmazsa olmaz bir durumu içermektedir. Herhangi bir yargıyı onaylamak ya da varmak için değil bizzat o şeyin ne ise o olduğunu anlama çabasını öncelemesi bu duruşun mihengini oluşturmalıdır.
Anlama çabasına sekte vurmayacak bütün unsurları bu çerçevede değerlendirebiliriz… Eleştirel analizin gerçekleşebilmesi için mevcut durumun unsurlara bölünebilmesi, ama bu bölünmenin onun orijinalitesine zarar vermemesi gerekir. Her unsurun bütüne göre konumunu ve diğer parçalarla bağını da ayrıca doğru bir algıyla kavramalıyız. İşte o zaman eleştirel analizimizi sahici bir zemine kavuşturmuş sayılırız.
Fakat bu tek başına yeterli değildir. Sahici bir düşünme ameliyesi için, onu bu sefer mukayese yapmanın nesnesi kılıp, bir başka şey ile birlikte değerlendirme yaparak artılarını eksilerini, uygulama alanına uygunluğunu, uyumunu ayrıca tartışmalıyız. Bir mukayese yapabilmenin koşulu sadece ama sadece doğruya ulaşmak olmalıdır. Yoksa başka istekler, arzular, beklentiler vesaire devreye girdiği andan itibaren yanlış bir mecraya itilir. Burada duruşumuzun en temel özelliği öne çıkmaktadır: Salt doğruyu arama…
Bir mukayesenin sahih olabilmesinin yegâne yolu; doğruyu ortaya çıkarmak olduğu gibi insanlığın sahici bir boyutu ile örtüşüp örtüşmediğini gözlemleyebilmeyi de içermelidir. Çünkü her mukayese, mukayese yapılan şeylerin uygulanma alanına yönelik beklentiler tarafından temellendirilir. Adalet, hakkaniyet, toplumsal paylaşım, yönetişim, iletişim ve benzeri konulardan birini gerçekleştirmek için yapılır. Burada ideolojik angajmanlar ile tarafgirlik gibi unsurların doğruya sahih bir şekilde ulaşmayı nasıl engellediğini hem teorik zeminde ve hem de pratik zeminde gözlemleyebiliriz.
Bütün bu sürecin sahih ve sahici bir şekilde meydana gelebilmesi ancak bir farkındalıkla gerçekleşebilir. Bu farkındalık aynı zamanda bize “şey” ile karşı karşıya gelirken sahici bir tutumu içselleştirmemize yarar. Çünkü farkındalık olmadan yukarıdan itibaren dile getirdiğimiz ölçüleri uygulama sahasına sağlıklı bir şekilde yansıtamayız. O yüzden farkındalık hem en son merhale ve aynı zamanda da ilk merhaleden itibaren vazgeçilemez olandır. Tıpkı bütün süreçlerde bir mukayese ve eleştirel analizin varlığını zorunlu kıldığı gibi…
Bu döngüsel bir çaba olmak zorundadır. Eleştirel analiz, mukayese ve farkındalık bir süreklilik kazanarak bütün süreçlerde mevcut olmalıdır ki sahici bir düşünme ameliyesi gerçekleşebilsin…
Yukarıdan itibaren anlattıklarım şunun içindi: Bizler gerçekten bir düşünme ameliyesi gerçekleştirdiğimizi düşündüğümüzde bu ilkeleri ne kadar kullanıma dahil edebiliyoruz? Bir tarafgirlik ve en azından ideolojik yaklaşımımızı devre dışı tutarak kendimize yönelik bir eleştirel tavrı kuşanabiliyor muyuz? Çünkü Mü’min ve Müslim olan kendi yargılarına veya siyasal hedeflerine değil, bizatihi doğrunun kendisine talip olmak zorundadır. Doğrunun ne olduğunu algılamak ve öğrenmek içinse kesintisiz bir eleştiri geleneği ve sürekli bir analizle başımızın hoş olması lazımdır ki mukayese yaparken sorunsuz bir mukayese ve bizi doğruya taşıyan bir meleke edinelim ve bu meleke sayesinde elde edeceğimiz farkındalıkla birlikte sürekli yeni baştan eleştiri, analiz, mukayese ve farkındalıklarımızı gözden geçirelim. Doğru ile ilişkimizi güçlü kılalım ve her durum ve koşul içinde doğrudan ödün vermeyen bir yaşamı örnekleyerek, varlığını kaçınılmaz kılalım…
Sürekli bir değişim sorunu ile karşı karşıyayız. Her an bir yaratılış üzere olan bir Yaratıcı’nın kullarıyız. Bu sürekli bir değişim felsefesini kaçınılmaz kılıyor. O zaman bu sürekli değişimin doğru bir yorumunu yapabilmek için sürekli bir eleştirel aklı, analizi, mukayese ve muhakeme ile farkındalığın kaçınılmazlığını aşikâr kılmaktadır.
Sürekli doğruyu arama ve aşk ile hakikat üzere bulunmayı iradi olarak benimseme arzusu bizi sahici bir düşünmeye taşıma konusunda çokça yardımcı olabilecek vasatı inşa edecektir…
Taner Ürkmez
Teşekkür ederim. Çok güzel bir konuya güzel bir tarzda yaklaşmışsınız. İnsanların düşünme tarzları doğru/sahih olmaz ise, doğruya ulaşamazlar. İnsanın düşünme tarzının şekli ve kalitesi; düşüncesinin, hayatının ve inancının da kalitesini belirler. Biz de tam bu konu ile ilgili çalışan bir platformuz. www.kritik-analitik.com Yazınızı, izniniz olursa, web sayfamızın alıntı makaleler kısmında paylaşmak isteriz. Düşünme ve düşünce farklılığına da belki değinmek te fayda olabilir. Selamlar..
23.11.2011 17:57:26
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon