![]() |
Balla örtülmüş acı zehir, damakta arabesk bir tat bırakır. Bu ne balın nede acı zehrin tadıdır.
Kur’an, zengin (makam, mevkii ve mülk sahipleri)yalanlayıcıların Allah’a bırakılmasını ve onlara mühlet vererek azar azar azaba yaklaştırılacağını haber verir. Allah’ın tuzağının çetin olması ve fark ettirmeden kişiyi tuzağa çekmesini doğru anlamak gerekir. Bu tamda dünyevileşmenin dayanılmaz cazibesinin nereye tekabül edeceğini gösteren önemli bir göstergedir. Çünkü dünyevileşme kendi meşruiyet zemininin iç itminanını hazırlayarak dış meşruiyete yönelik hamlelere girişir. Müslüman zengin olmalı ve bunu fakirlerle paylaşmalıdır. Bu cümledeki ayartıcı yargı, iç itminanı sağlayan meşruiyet zeminini işaret eder. Veya bu dünya Müslümanlara musahhar kılınmıştır, o zaman bu dünyadaki nimetlerden elbette ki Müslümanlar istifade etmelidir. İşte size bir yargının nasıl bir meşrulaştırım aracına dönüştüğünü belirten önemli bir örnek.
Tevhidi düşünceyi tam algılamadan, ve bu tevhidi düşünceyi tam olarak yaşam alanına uygulama konusundaki sıkıntıları aşmadan, başkalarının sahibi olduğu dünyevi nimetlerin, sarhoş edici etkisi altında, dünyadan pay almaya girişmek ve bu dünyevi nimetlerin cazibesi altında yeni bir hayata göz koymak, dünyevileşmenin temelini atar. Ayrıca sahip olunan nimetlerden Allah adına fedakarlık yapmadan veya infak etmeden, sahip olunmayan nimetlerden infak ederek Allah yoluna yardımcı olunacağı beklentisi, bir hayal kırıklığı yaşatacağı gibi, dış meşru zemini oluşturarak kişinin ayağının kaymasını belgelemiş olur.
Buradaki temel tuzak, kişinin kendisine bile itiraf etmekten kaçındığı ‘mülk’e sahip olma dürtüsünü tam keşfedememektir. Yönelimin, Allah’a, resulüne ittibaya ve mümince bir duruşa havi olmaması, adım adım, yavaş yavaş kişiyi zehirli balın bataklığına doğru çeker. Bu yönelimin safiyeti meselesi, temel bir meseledir. Fakat insanların çoğunun bu safiyet meselesini anlamadıkları, ciddiye almadıkları, sahibi olunan kültürel dokuyu aşamadıkları veya aştıklarını düşündükleri noktanın bir başka engeli oluşturduğunu fark edememektedirler.
Tuzak bu!
Bu tuzağın algılanabilmesi, kişinin kendi üzerine derin bir teemmül gerçekleştirmesine bağlıdır. Ancak, modern dünya aciliyet kesbeden bir dünyadır. Burada işler hızlı tüketilir. İnsanın ‘aceleci’ olması bugün bütün ihtişamı ile izlenebiliyor. Bu hızla tüketilen yaşamda kişinin bir nefes alarak kendisini dinlemesi ve neye yöneldiğini tespit edecek vakti bulması zorlaşmaktadır.’Kendini bilen nefsini bilir’ aforizması, kişinin kendini tanımasının nasıl bir önemlilik arz ettiğini gösterir. Fakat insanın üzerine boca edilen modern bilgi ve bu bilginin çok yönlü boyutluluğu, kişiye nefes aldırmadan kişinin sahibi olacağı bilgiyi, yaşamı, örneklendirerek zihnine kazır.
İşte ‘güzel bir ayrılışla ayrıl’ emri ilahisi, burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Fesadın ontolojik bir gerçekliğe yöneldiği, inkarın epistemolojik düzeyi işgal ettiği bir dünyada, yargıları belirleyen arzu, heva ve tutkunun belirleyiciliği altında kişinin tek kurtuluşunun biraz nefeslenerek, durarak, neler olup bittiğini anlama çabasına girişmekte olduğunu kavramaktır.
Bu dikkat ve titizliği gösteremediğimize göre zehirli balı tatmaya devam edeceğiz demektir. Bu tadın ne kadar güzel ve herkesin tatması için gerekli zihni ve ameli çabayı sergileyeceğiz demektir.
Müslümanların dünyayla ilişkileri normal, insan zaten dünyada geçinmek zorunda, ailesinin rızkını kazanmak zorunda, fakir ve muhtaçlara da yardımcı olmalı değil mi, diyerek yola koyulanların, bunu hangi amaçla söyledikleri ve bu saflığın altında çok ciddi bir tehlikenin varlığını fark etmenin imkansızlığını kavramak zor olsa gerek! Çünkü çok sağlam ve temel yargılara bina edilen bu bakış, haklı olduğu kadar meşru bir zemini inşa eder. Ancak mal tutkusu ve bunu harcama yöntemlerinin bizzat fesadın organize ettiği bir dünyada saf ve samimi duygular, büyük bir bilinç yoğunluğu ile desteklenmezse ayağı kaydırır. Zaten görünen şeyde o değil mi? Kim ayağının kaydığını kabul eder?
Yukarıdan itibaren dile getirmeye çalıştığım olguların, kişinin iç dünyasını etkileyen, belirleyen şartların nasıl oluştuğunu ve bunu derin bir teemmül ve idrak ile karşılamadan bu sorunun üstesinden gelemeyiz. Meselenin nasıl bir giriftliğe sahip olduğunu ve bu giriftliği kavramanın zihinsel şartlarını oluşturmadan eylemin baskın karakterine yenik düşüleceğini belirtmek önemli olduğu kadar aciliyet kesbeder.
Mülk, mal, evladüiyal, ölüm ve hastalık ile imtihan edileceğimizi unutmayalım. Başkalarının elindeki nimetin bizim cehennemimiz olacağını anlamamız gerekir. Nimete tutkuyla yönelmek, yenilgiyle yönelmek, dolayımlı yönelmek, muhtaçlığın son sınırını zorlayarak yönelmek ona yenilmenin temelini oluşturur.
Dünyevileşmenin dış boyutları ve insanı tahrik eden boyutunu da bir başka yazıya bırakalım…
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3210 | ![]() |
| Dolar | 1,8435 | ![]() |
| Altın | 93,3793 | ![]() |
































Bermuda şeytan üçgeni gerçek mi?
Çöpçüye kemer sallayan ergenin sonu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon