![]() |
Vicdan sahibi olmak, sahip olduğumuz duygu, düşünce ve yargılarımızı bir tarafa bırakarak nesnel bir zeminde meseleyi kavrayacak sağduyuyu inşa etmemizle alakalıdır?
Vicdan, ortak doğruları kavrayacak zihni ve duygusal donanıma sahip olabilecek elastikiyeti gösterebilme cüretinde saklıdır? Farklılıkları yaşatma, ötekileştirmeyi yok sayan, birliği ve bütünlüğü kendi otantikliği içinde farklılıkları ortadan kaldırmadan becerebilme yetisinde saklı vicdan? Değişimi, yeni olanı, durumu göz ardı etmeden yozlaşmaya ve çürümeye terk edilmeden ahlaki olanı öne çıkarabilme ve çıkarlarına aykırı da olsa sadece doğruyu ve ahlaki olanı işaret edebilme samimiyetine sahip olanlar vicdanlarının seslerini duyabilirler?
Yukarıdan itibaren işaret edilmek istenen mana; bir vicdan sahibi olmak öyle kolay bir olay değildir. Fıtratınızı kirletmeyeceksiniz, sahip olduğunuz kültür ve inançlarınıza ideolojik kılıf giydirmeyeceksiniz, çıkarlarınızı herşeyin ötesinde savunmayacaksınız, vazgeçebilmeyi, hoşgörebilmeyi, diyalog kurabilmeyi ve herşeyden önemlisi de; diğerkam olabileceksiniz? İşte bu şartlarda ancak vicdanınızı harekete geçirerek doğruyu ve iyiyi eyleme dönüştürebilir ve tanıklığınızı gerçeklikler üzerine bina edebilirsiniz?
Bir kültür ve inanç kümesi aynı zamanda bir vicdan olabilme veya olamama halini ortaya koyar. Bu anlamda hangi kültür evreni ve inanç dünyası bize vicdan olabilmeyi sağlar? Bu soru çok önemli ve önemli olduğu kadarda sahicidir?
Bunu öteki kavramı üzerinden yorumlayabiliriz ve hangi kültür ve inanç havzasının vicdanla ilişkisi sağlıklıdırı ortaya koyabiliriz?
Batı düşüncesi, kendi kültür havzası ve inanç atmosferi içinde; kendisine yüklenen misyona dayanarak, dünyanın kalan boyutunu aydınlatma görevini ötekileştirerek yapmaktadır. Ötekileştirmeden, onu barbarlıktan ve karanlıktan kurtarması mümkün değildir. Bu boyut itibarı ile batı kültürü, diğerlerini ötekileştirerek önce düşman haline dönüştürür ve sonra da onları aydınlatma görevi ile; onları yok eder, asimile eder veya köleleştirir. Batı ile Afrika, Asya ve Güney Amerika arasındaki ilişki hep bu olagelmiştir.
Bu önemli olmakla birlikte bir önemli olgu daha vardır: buda batı sadece yabancılaştırmayı çoğaltıyor. Bu durumu batının büyük düşün adamlarının neredeyse hepsi tarafından genel bir kabule dönüştürülmüş durumdadır. Batı, önce yabancılaştırır, sonra ötekileştirir ve sonra asimile ederek bütün kültürlerin yabancılaşmasına katkı sağlar?
Yabancılaşmanın en önemli etkeni ise; düşüncede totaliter ve siyasette de otoriter olunmasıdır. Iktidar, güç ve temellük arzusu, otoriter ve totaliter olunmayı zorunlu kılar. Yeni Dünya Düzeni vb. sloganlarıda bunu gösterir. Bu noktaları hafife almadan düşünmeyi sürdürebilmeliyiz?
Yabancılaşma, algıda bozukluğu meydana getirir. Algıda bozulma ise, olaylara karşı aldırışsızlığı inşa eder. Böylece kişi, eylem ve düşünceleriyle varolan genel geçer kurallara bağımlı bir esareti içselleştirir. Bu içselleşmiş esaret, aldırışsızlığı yoğunlaştırır, algıda bozukluğu çoğaltır ve kronik hale dönüştürür, ayrıca yabancılaşmayı otokrat bir biçime sürükler? Yani hayatın kendisi sürekli bir yabancılaşmayı üretir? Hemde mekanik düzey ve düzlemde bu işlem devam edegelir?
Insanın yabancılaşması bir açıdan ötekileştirmenin hazırlayıcı olduğu gibi ötekileşmede alınan mesafe de yabancılaşmayı çoğaltır? Bu anlamıyla batı kültürü ve inanç kümesi, sadece yabancılaşmayı ve ötekileştirmeyi sağlayarak vicdan olabilme imkanının ilelebet kaybetmiştir. Zaten vicdanına sahip çıkan batılılarda, daha çok başka kültürlerle ilişkilerinde diyaloga girmiş ve farklı kültürleri bir asimile politikası olmadan anlamaya çalışmış kişilerce ortaya konabiliyor. Batı kültürü, kendisi kaldığı sürece sadece yabancılaşmayı ve ötekileştirmeyi sürdürmeye devam edecektir.
Burada Kur'an'ın bir ihbarı olarak kabul ettiğimiz: 'Onlar iktidarı ele geçirince, ekin (kültürü yozlaştırırlar) ve nesli fesada uğratırlar.' Fesat kavramı çok önemli! Fıtratı bozuma uğratan bu kavram, insanın kendisine yabancılaşmasının teminatı gibi durur? Fıtrat, Vicdan ve Fesat kavramlarının birbirleri ile ilişkisi bize, yabancılaşmanın ve ötekileştirilmenin neliğine dair önemli bir bakış kazandıracağı muhakkaktır?
İnsanı, salt insan olarak görerek onu ilişki bağlamında insani özelliklerinden dolayı kendisinden farklı görmeyerek onu ötekileştirme ihtiyacı hissetmeyen ve bir yabancılaşmayı üretmeyen düşünce ve kültür atlası, aynı zamanda vicdanın yeşermesine de imkan tanıyacaktır?
Vahiy ile dünyasını aydınlatan ve insana salt bir insan olarak kendisine verilen hakları onunla paylaşmasını isteyen bir kültür ve inanç ikliminde yeşermiş bir algı, yabancılaşmayı üretmeyeceği gibi ötekileştirmeyi de rafa kaldıracaktır. Bu işte islam dini ve düşüncesidir.
Bugün dünyada yabancılaşmaktan ve asimile etmekten kurtulan her kültür ve düşünce evreni, ortak insani paydada buluşarak insanlığın ortak vicdanını ortaya koyabilir. Insana yapılan zulümler, ve bazı müstezaf topluluklara yapılan katliam ve vahşete sessiz kalabilmenin mümkünatı kalmamıştır. Batıda veya doğuda bu katliam ve vahşete veya insanların bir dilim ekmek için düştükleri halleri kabullenmeleri mümkün değildir?
Gazze de bir bakıyorsunuz bir amerikalı İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef oluyor. Bazen bakıyorsunuz bir ingiliz, alman veya fransız aynı zalim kurşunlara maruz kalabiliyor. Müslümanlar, zaten gün geçmiyorki bu zalim kurşunlara maruz kalmasın veya bir bomba ile vucütları darmadağın olmasın!
Ama sonuç itibarı ile şunu söyleyebilirim ki: insanlık büyük bir sınav veriyor; bu sınavda başarılı olmanın yolu vicdana sahip olmaktan geçiyor. Aklı başında ve makul bir yaklaşımı öne çıkaranlar vicdanla buluşuyor?
Bize düşende bu vicdanla buluşmayı yoğunlaştırarak gerekli olan kültür ve ahlaki zemini inşa etmektir?
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |































İlginç tasarımlar
Cumhurbaşkanı Gül, Sosyal Medya'da
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon