27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Açlar ve “Muhafazakar” Toklar
abdulaziztantik@timeturk.com
Açlık ve ölüm karşısındaki tutumu anlamakta zorlanıyorum. Bu tutumu meşrulaştıran psikolojik kültürel vasatı düşünemiyorum bile… Hala bu psikolojik ve kültürel vasat ile bir çözüm peşinde koşanların (?) nasıl tanımlanması konusunda kafam net olmakla beraber, bu
çözümsüzlüğe Müslüman kimliği ile bahane arama girişimleri asıl anlaşılamaz olandır… İçimizde sızı gibi yankılanan suskun çığlığımız da bunadır.
Yaşananların müsebbibi belli…
Açlık ve kan ancak vampirlerin kültürel doku haline geldiği bir zemin ve zamana işarettir. Bu tarih neyi ve kimi çağrıştırıyor? Hala uslanmadan Batı’nın bu çirkef ve kokuşmuş yapısını insani temellerine gönderme yapabilecek miyiz? Anlamlandıramıyorum… Tarihi ölüm, kan ve zulüm üzerine kurulu bir düzende açlıktan başka seçenek kalır mı?
Belki de doğru soruyu sormuyoruz…
“Bu insanlara nasıl yardım yapabiliriz?” yerine “Bu insanlar niye aç kalıyor?” sorusu çok daha anlamlı ve meselenin kökten çözümünü içeren asıl sorudur. Ama bütün zenginliğine rağmen sahip olduklarının ancak milyonda birini açlık çekilen yerlere göndererek vicdanlarını rahatlatanlar bu soruyu ürkütücü bulabilir. Peki, benim Müslüman entelektüel ve aydınım niye
bu soruyu sormaz?
Hayat ancak gerçek ve kalıcı sorular eşliğinde anlamını bulur…
Müslümanlar ise daha baştan itibaren yani yenilginin başladığı tarihten itibaren yanlış soruların peşine düşüyorlar… Ve halen yanlış sorularda ısrar ediyorlar… Halbuki doğru soruyu sormaya başlayarak yeni bir başlangıç imkânı sağlanabilir… Ama nerede o doğru
soruyu soracak vicdan sahipleri?
Hayatı başkalarının kurtuluşu üzerine bina eden Müslüman zihin, kendi kurtuluşunu arayacak zemin ve zamana sahip değil…
Bu tutumu onu sürekli kendi yanlışları üzerine düşünmek yerine başkalarının hataları üzerine düşünmeye yöneltiyor… Durup düşünmek zamanı: “Ben müslüman olduğum halde açlıktan ölen insanların varlığı bana ne söylüyor?” Yok mu bizi zulümden kurtaracak diye
ahu figanları arşa ulaşan yaşlı, çocuk ve kadınların, silahsız, savunmasız insanların sesini duymayan insan müslüman olarak kalır mı? Her türlü stratejik ve taktik nedenlerle meseleye bir yorum getirenlerin, bu cinayetler karşısında Allah’ın emri imiş gibi tavır takınmalarını
hangi ölçü ile değerlendirmeye tabi tutacağız?
‘Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’ emrine muhatap olduktan sonra, sadece kendi açlığımızı düşünmemiz neye tekabül eder? Muhafazakarlığı “kendi konforunu muhafaza” olarak algılayarak vicdanını suskunluğa terk eden kişi, duyarlılığını kaybettiği zaman ilahi
huzurda nasıl bir duygu ile ayakta durup, secdeye varabilecektir?!
Vakıf, cemaat, kurum, kuruluş ve gelecek kaygısı ile yapılan bir zulmü sessizlikle karşılamak veya meydana gelen bir insani dramı göz ardı etmek ile Müslüman olmak arasında nasıl bir bağ kurulabilir?! Ve hala göğsünü kabartarak Müslüman olduğu
iddiasını taşımak neye benzer?
Müslüman’ca sayılacak bütün tavır ve davranışların aleyhine tutum sergileyen ve İslam ahlakı ile uzaktan yakından bir ilişkisi kurulamayacak “bu dünyaya tutkunluğun” yaşam tarzına dönüştüğü zeminde varlığını idame ettirmeye çalışmak ve bu ritüelleri olmazsa olmaz kabul etmekle Müslüman olmak arasındaki illiyet bağını sorgulamak bizzat Müslüman olmakla eş değer sayılmalı ve kaçınılmaz bir sorumluluk olmalıdır…
Elbette ki meselemiz tekfir etmek değil... Ama içinde yaşadığımız kültürel doku ile bu dokunun sağladığı yaşam alanında müslümanlıkla bağını kuramadığımız onlarca durum karşısında, sadece ibadet ritüellerini (namaz, oruç, zekat vb) yerine getirmek yeter şart olsaydı, Hz. Peygamber ve onu takip eden kutlu arkadaşlarının hayatlarını nereye koymalıyız?
İslam, bir şeyi bir başkası ile paylaşmanın en temel sorumluluk alanı olduğunu belirlediği halde (infak) sahip olunan her ne ise paylaşmayı hiçe sayma ve sadece kendine harcama isteğini nasıl tanımlamalıyız?
Hayatımızı belirleyen temel kuralların dinle çatıştığı zeminde ne yapalım? Hayatın gerçekleri bunlar, uymaya mecburuz gibi klişe yargılarla geçiştirilen noktada yaşadıklarımızı hangi düzeyden eleştireceğiz?
Hâsılı kelam…
Kuran, ‘Fe eyne tezhebûn/ yöneliminiz/istikametiniz nereye?’ diye sorarken son hızla kendi çıkarlarımızı öne alan yaklaşımı hayatımızın nirengi noktası yaparken halen Müslüman kalacağımızı mı düşünüyoruz?
Cidden biz Müslüman mıyız?
Bu soruyu gerçekten kendisine soracak insanlar varsa, doğru soruyu sormanın imkânını elde edebiliriz demektir. Doğru soruyu sormak ise dünyada meydana gelen açlık ve zulmün ortadan kaldırılmasına da imkan tanımak demek olur…
Müslüman olmak en kestirme biçimiyle; ilahi emirleri öncelikli ve ivedilikle bizzat kendisinin uyması gereken kurallar ve emirler olduğunu anlamaktır… Ve bu anlama uygun bir yaşamı içselleştirerek onu sosyalleştirme çabasına ortak olmaktır…
“Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.” (Furkan/73)
hikmet oğuzhan ergin
İslam ile müslümanlar artık aynı yüzün yansıması değildir. Müslüman kimliği ile islam birbirinden farklı hale gelmiştir. Müslümanlar zenginleşme derdinde iken islam, infak etme emri bir kenara atılmıştır. Türkiye başta olmak üzere bütün islam memleketlerinde madde araç olmaktan çıkarak bir numaralı amaç haline dönüşmüştür. Bundan müslümanları vazgeçirecek yegane güç ise Cenab-ı Allah'ın tokadıdır. Bunu dilemek te bir müslümana yakışmaz. Ancak kaçınılmaz olanda budur. Allah sonumuzu hayır eyley
13.08.2011 05:09:05
infilak
bir günlük balık vermek mi yoksa bir ömürlük balık tutturmak mı infaktır... zekat ve sadaka sürekli olursa infaktır. ve bu süreklilik o aç kardeslerimize bir olta vererek sağlanır. ve verilen o oltanın ecri bir seferde verilen milyonlardan daha eftaldir... bir de tabi olayın siyasi boyutu var. biz afrikayı kesinlikle emperyalist batıya ve uzantısı kukla BM ye, unesco vs. ye bırakmamalıyız.. onlar da zaten batıya değil bizim gözümüze bakıyorlar. umutsuz bırakmıyalım onları lutfen.. fisebilillah.
13.08.2011 00:44:55
infilak
sürekli bir infak sorumluluğu gerek bu ümmete. afrikadaki sefaletin sebebi biz değil emperyalist batıdır ve bu sorunu batı çözmelidir dendiğini duyar gibiyim... bu ifsad büyük oranda emperyalist batının eseridir ve fakat bizim hiç mi suçumuz yok. müslüman ın bir anlamı da insaa etmek değilmidir yeryüzünü. insaa vazifesini de mi emperyalist batıya bırakacağız. peki bu is nasıl olacak. muhtelif zamanlarda yardım toplayarak mı yoksa sürekli bir infak ve insaa bilincini kusanmak mı gerek... balık ve
13.08.2011 00:35:42
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon