Dolar

32,5004

Euro

34,6901

Altın

2.496,45

Bist

9.693,46

Mazlumder'den 'hesap verilsin' çağrısı

10 Yıl Önce Güncellendi

2014-11-05 00:47:36

Mazlumder'den 'hesap verilsin' çağrısı

Size Iktidar Veya Muhalefet Yoluyla Iradesini “Emanet Eden” Milletimize Yeni Acılar Yaşatmayın!

MAZLUMDER olarak ezidiler üzerinden ve Kobani özelinde yaşanan mağduriyetleri gerekli hassasiyetle takib etmekte iken Suriye halklarının 4 yıldır kaybettiği 300 bin insanını hiç görmeyen siyasetleri, acılarda ayrımcılık yapan zihniyetleri ve küresel istikbarın gözlüğünden okumaları da ibretle ve müteyakkız takib etmekteyiz.

Kobani’yi Halep’ten İdlib’deki acıyı Lazikiye’den ayırmamız mümkün değil. Ancak aynı acıların akraba olan sınır illerimizdeki halklarımızı derinden etkilemesi de kaçınılmazdır. Bunun anlaşılması son “Kobani” olaylarının ön görülmesi gereken yönünü oluşturmaktadır.

Uluslararası bir çağrı üzerinden bir muhalefet partisinin tabanını “Kobani’ye destek” amacıyla eylemliliğe sokaklara ikinci kez çağırması önceki çağrının sonuçları düşünüldüğünde bir endişe oluşturmaktadır. Bu tür endişelerse barış sürecini sert rüzgarlara açarak toplumsal algıları karşıtlıklar üzerinden olumsuz etkilemektedir.
 
Türkiye olarak toplumsal birlik ve barışımızı koruma adına Kürt sorununun çözüm sürecinde tarihi bir döneme yürüdüğümüz bu günlerde siyasi aktörlerin özenli ve sorumlu olmaları, halklarımızın ise inadına barış iradesiyle güçlü bir duruş sergilemesi kaçınılmaz zorunluluğumuzdur.
 
Toplumsal birliğimizin korunması için iki önemli taraf olan iktidar ve muhalefet halktan aldıkları yetki ile işgören konumlarını hiç unutmamalıdırlar. Bunun gereği olarak hak ve özgürlüklerin kullanımında ön açıcı, güvenliğin tesisinde ise dikkat ve titiz olmalıdırlar. Yine taraflar topluma mesajlarında da ayrıştırıcı değil birleştirici bir dil kullanmalıdırlar.
 
Gösteri hakkı meri kanunlardan da ayrı olarak temel bir haktır ve kısıtlanmamalıdır. Hükümet ve içişleri birimleri öncelikle gösteri yapanların güvenliğinden sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Bu hakkın kullanımından hareketle topluluk içinden taşkınlıkla ve değişik materyallarle etrafa ve kamu mallarına yönelen saldırılar olursa da bunun faillerini engellemek veya yakalamak gösteri hakkının kullanılmasına engel olunmadan yapılmalıdır. Suç işleyen ile sadece gösteri yapan vatandaş titizlikle ayrılmalı ve hakkın kullanımına özen gösterilmelidir.
 
Güvenlik güçleri zanlı veya suçlu takibinde “düşman” değil olası ‘suçsuz’ bir vatandaşın yakalanması görevinde olduğunu unutmadan davranmalıdır.
 
Topluluk içinden provokatif ve saldırgan davrananların ayrılması yerine gösteri hakkının engellenmesi kolaycılığı ile tüm katılımcıları suçlu gören zihniyetle davranış yüzlerce tecrübeyle sabittir ki sadece kitleyi gerginleştirerek pek çok ölümlü ve yaralanmalı sonuç getirmektedir. Özellikle de güvenlik güçlerinin karşı tarafı “düşman” konseptinde bir algı ile takibi suç işlemesi ile neticelenmektedir. Böyle vakalarda devletin taraf olarak güvenlik personelinin yanında olması bu tür davalarda etkin soruşturma ve adil yargı işleyişini etkilemekte bu durumda da kamu vicdanı hep yaralı durmaktadır. Yine bu tür olayların faillerinin etkin araştırma ve takiple bulunması ve yargı önüne çıkarılması konusunda ağır işleyiş geleneği de bu yarayı sürekli açık tutmaktadır.
 
Bu ise devlet-toplum dengesinde güvensizlik oluşturmakta, bu da toplumsal barışı zedelemektedir. Bu süreç hızla toplumsal çatışma potansiyelli grupları da etkilemekte ve tüm toplum açık risk haritasının içine çekilmekte, “barış” tehdit altına alınmaktadır.
 
Son olarak 6-7 Ekim olayları özelinde bir gösteri hakkının kullanımı ve engellenmesi örneğinde olduğu gibi gerek “vandallık” ve “hedef alarak saldırganlık”  gerekse de güvenlik güçlerinin “aşırı ve orantısız güç” kullanımı 40 insanımızın yitirilmesiyle sonuçlanmıştır.
 
Bu acı tecrübeyle siyasi aktörlerin tümünü sorumlu davranmaya çağırıyoruz.
 
Toplumsal muhalefet görevini yaparken kitleleri eylemliliğe çağıranların barışçıl olmaya özenli dil kullanmaları ve kitlelerini bu yönde hassasiyetle uyarmaları zorunlu görevlerindendir. Bu yönde açık bir tavır ve çağrı yapılması bu hakkın kullanılmasının meşruiyetinin de olmazsa olmazı olacaktır.
 
Hükümet de bu yönlü hakları engellemek yerine özenle güvenlik tedbirlerini alarak hak kullanımını engellemeden işini yapabilme becerisini göstermelidir. Sonuçta her bireyin emeğinin üçte ikisini dolaylı ve direkt olarak zorla bütçesine alan hükümet toplumsal muhalefetle de sorumlu olduğunun farkında olarak davranmalıdır.
 
Şeyh Edebali nasihati iktidar olanlaradır.
 
Özenle ve ısrarla uyarıyoruz!
 
Size iktidarla veya muhalefetle iradesini “emanet eden” milletimize yeni acılar yaşatmayın!
 
BARIŞIMIZI ÖZENLE KORUMALI VE YAŞATMALIYIZ.
 
Cüneyt Sarıyaşar
MAZLUMDER İstanbul Şubesi
11. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı


KOBANİ EYLEMLERİ SIRASINDA VAHŞİCE CANA VE MALA KASTEDENLER HESAP VERMELİDİR

IŞİD kuşatması altındaki Kobani’de Kurban Bayramı öncesinde yaşanan gelişmeler üzerine HDP ve PKK tarafından yapılan kışkırtıcı açıklamalar, Kurban Bayramı ve sonrasında özellikle mütedeyyin şahıslara ve İslami hassasiyete sahip sivil örgütlere yönelik bilinçli ve organize bir saldırının ve can ve mala kastetmenin yolunu açmıştır.

Kısa bir sürede örgütlenip İstanbul dâhil onlarca ilde sokağa çıkan göstericiler sakalı, kıyafeti ya da eşinin tesettürü üzerinden onlarca insana yönelik linç girişiminde bulunmuş, içerisinde çocukların da bulunduğu şahısları, otopsi raporlarına ve medyaya da yansıdığı üzere canice katletmiş, çeşitli bina ve iş yerleri ile araçları kullanılamaz hale getirmiştir. Bu kapsamda ailesinin ve beyana göre ihtiyaç sahiplerine Kurban eti dağıtırken katledilen YASİN BÖRÜ isimli 16 yaşındaki lise öğrencisinin öldürülüş şekli, yaşanan vahşetin boyutunu göstermesi açısından gözden kaçırılmamalıdır.

Olayların birinci dereceden sorumluları olan PKK ve HDP bugüne kadar olayları kınayarak açık bir özeleştiride bulunmamış, toplumdan ve mağdurlardan özür dilememiştir. Yine masum sivillere yönelik, göstericilerden ya da polisten kaynaklanan ihlalleri kasıt, ihmal ya da umursamazlık suretiyle önlemeyen devlet de yaşanan vahşice cana ve mala yönelik ihlallerin sorumlusudur. Bu sorumluların yargı ve toplum önünde açık bir yüzleşmeyle hesap vermesi zaruridir. Aksi halde anlaşılmaktadır ki ilerleyen dönemlerde benzer vakaların yaşanmasının yolu açılmış olacaktır. Bu bağlamda Van ilinde 65 yaşındaki Muhammet Latif Şener’in 18 Ekimde yatsı namazını kıldıktan sonra evine dönerken öldürülmesi de tehlikenin boyutunu göstermektedir.

Gerek Türkiye içinde gerekse uluslararası sahada siyaset, medya ve sivil toplum aktörlerini coğrafyamızın siyasi çıkarlar uğruna kan deryasına dönüştürülmesine karşı insani ve ahlaki bir tavra davet ediyor, ulusal veya örgütsel çıkarların hiçbir insani değerin üzerine çıkamayacağını hatırlatmak istiyoruz.

MAZLUMDER olarak bir kez daha yaşanan olaylar dolayısıyla yaralılara acil şifa, vefat edenlere Allah'tan rahmet ve ailelere başsağlığı dileriz.

Recep Karagöz
MAZLUMDER Genel Sekreteri

Haber Ara