TIMETURK / Haber Merkezi
Bugünlerde hem dünya medyası hem de Türk medyasında iki insan ile ilgili haberler bütün dünyayı dolaşıp duruyor. Bunlardan biri Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez bir diğeri de "çocuk ‘ba’ bile dese o ‘baba’dan sayıldı. ‘Aman baban duymasın’cı anneler bunu kabullendi. Zaten bu halk da kimseye ‘anne’ deyip, bağrına basmadı." denilen Müslüm Gürses.
Bu iki insanın hayatlarına dair haberler görsel, yazınsal ve artık bir "sosyalizasyon" alanı olan Facebook ve Twitter sayesinde bütün dünyayı dolaşıyor. İnsan bu haberleri okurken "yalan bütün dünyayı dolaşıp dururken gerçek daha yeni çizmesini giyor" diyesi geliyor.
HUGO CHAVEZ
Günümüz dünyasının en çok konuşulan liderlerinden olan 58 yaşındaki Hugo Chavez, Güney Amerika yerlisi, Yahudi ve Afrikalı karışımı ve isyanlara katılmış bir aileden geliyor. Venezuela Askeri Bilimler Akademisi’nden mezun olan Chavez, Simon Bolivar, Salvador Allende, Fidel Castro ve Che Guevara’nın fikirlerinden etkilendi.
1992 yılında dönemin devlet başkanı Carlos Andres Perez’e karşı bir darbe girişimine katılan Chavez, yakalanarak hapse atıldı. Aynı yıl hapisten yaptığı çağrıyla askeri darbe girişiminde başarısız kalan Chavez, 1994 yılında yeni Devlet Başkanı Rafael Caldera tarafından affedildi.
Cezaevi sonrası siyasi çalışmalarına ağırlık veren Hugo Chavez, Beşinci Cumhuriyet Hareketi isimli partiyi kurdu. 1998 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerini yüzde 56 oy oranıyla kazanan ve 2000 yılında yeniden seçilen Chavez, 2002 yılında ordunun gerçekleştirdiği bir darbe sonucu 2 günlüğüne görevden alındı. Halkın darbeye karşı sokaklara çıkması üzerine görevine iade edilen Hugo Chavez, 2006 ve 2012 yılındaki seçimlerde galip gelmeyi başardı.
Göreve geldiği 1998 yılından bu yana tüm yönleriyle olmasa da, sosyalist politikaları benimseyeceğini gizlemeyen Chavez, toprak reformu, küçük ölçekli işverenlerin teşvik edilmesi, başta kamu sektöründe olmak üzere yeni iş alanlarının yaratılması, eğitim hizmetlerinin geniş halk kitlelerine yayılması, emekli ve engellilere sosyal yardımların arttırılması gibi politikaları ile dikkat çekiyordu. Venezuela’daki yoksulluk oranı Chavez döneminde yüzde 50’lerden yüzde 20’lere kadar düşerken, ülkenin borçları da milli gelirin yüzde 30’undan yüzde 10 civarına düştü.
Uluslararası alanda Küba ve Güney Amerika’nın Bolivya, Brezilya gibi sol-sosyalist yönetimleri ile sıkı ilişkiler geliştiren Chavez, Amerika Birleşik Devletleri karşıtı duruşu ile de dikkat çekiyordu. Chavez, Latin Amerika halklarının ABD gibi dış güçlerin egemenliğinden kurtularak, sosyal ve ekonomik alanlarda güçlenmesi ve birleşmesinden yana olan Bolivarcılık öğretisinin modern temsilcisi olma iddiasında.
Geçtiğimiz Aralık ayında Küba’da dördüncü kez ameliyat olan Hugo Chavez’in ülkesine geri getirilmesi ardından alevlenen tartışmalar bitmiyor. Chavez’e muhalif kimi ulusal medya ile yabancı basın kuruluşlarının devlet başkanının öleceğine ilişkin iddiaları ile Venezuela hükümetinin yalanlamaları devam ediyor.
Cuma günü bir açıklama yapan Devlet Başkanı Yardımcısı Nicolas Maduro, Chavez’in geçirdiği dördüncü ameliyatın etkisinden kurtularak, kemo-terapi görmeye başladığını söyledi. Maduro, Chavez’in moralinin iyi olduğunu ve vücudunun gerekli tedeavileri kabul ettiğini de dile getirdi. Yabancı medya kuruluşlarını da eleştiren Maduro, Chavez’in sağlık durumu üzerine yapılan " yalan haberlerle ülkenin istikrarını bozmak istiyorlar" dedi.
DIŞİŞLERİ BAKANI: İYİLEŞMESİ İÇİN ONU RAHAT BIRAKIN
Konuyla ilgili bir açıklama da Venezuela Dışişleri Bakanı Elias Jaua’dan geldi. Jaua, Chavez’in sağlığı ile ilgili iddiaları için muhalefeti suçlarken, Chavez’in tedavisinin başarısı için hakkındaki haberlerin son bulmasını istedi.
Dışişleri Bakanı, " Chavez’in iyileşmesi için tek isteğimiz, onu rahat bırakmalarıdır. İhtiyacı olan tedaviyi almasıdır. Chavez’e bu ‘kriminal baskı’yı’ yapanlar, aynı zamanda onun iyileşmesini istemeyenlerdir" dedi. Jaua, bu sözleriyle Devlet Başkanı’nın sağlığı hakkındaki gerçeklerin gizlendiğini iddia eden muhalefete ‘sus’ çağrısı yapmış oldu.
Daha önce de, İspanyol ABC gazetesi ile Kolombiya’dan Caracol radyosunun Chavez’in son günlerini geçirmesi için ülkedeki bir başkanlık sarayına nakledildiğine dair iddiaları gündeme gelmişti. Venezuela Hükümeti, her iki basın kuruluşunu sert bir dille eleştirmişti.
MÜSLÜM GÜRSES
Mayıs 1953'te Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesine bağlı Fıstıközü köyünde dünyaya geldi.
13 yaşındayken Adana'da bir çay bahçesinde şarkı söylemeye başladı. Bir yandan da terzi çıraklığı ve kunduracılık yapıyordu. Elbette arabeskin kunduracılıkla bir bağlantısı vardı. ‘Ayağında kundura’ yokluğun adresiydi, Türk arabesk tarihinin baş aksesuvarıydı.
Aynı çay bahçesinde düzenlenen ses yarışmasına katılıp, birinci olduğunda 14 yaşındaydı. Çukurova Radyosu'nun sanatçısı olduğunda, soyadını da Gürses’e çevirdi.
Her cumartesi radyoda canlı türküler söylüyordu. 68 yılında ilk 45’likleri çıkmaya başladı.
Yolu elbette İstanbul’a düştü. 1969’da ‘Sevda Yüklü Kervanlar / Vurma Güzel Vurma’ 45’liği 300 bin adet satarak rekor kıracaktı.
Plak şirketleri o yıllarda gazetelere teşekkür ilanı veriyor, dostlara akrabalara albümü alan hayranlara teşekkür ediliyordu.
Yıllar sonra ‘İtirazım Var’ı perakende günleri kapsamında ‘İhtiyacım var’a çevirdiğinde, tüketim toplumuna hizmet etmeye karar vermişti.
Piyasa kurallarına göre oynayacaktı oyunu. "İhtiyacım var şu uzun tatile / İhtiyacım var bir güzel perdeye / Dünyanın bilgisine / Yeni bir elbiseye / Mutlu günler görmeye / İhtiyacım var" Liste uzundu, perdeler, LCD televizyonlar.
Toplum tüketirken, Müslüm Gürses de tüketimin sesi olunca fanatikleri küsüyordu. Magazin programlarında mikrofonlar uzatılınca; ‘Çocuklar, aslında bu işler bize göre değil, hah hah ha değil mi ama’ diyerek bir şekilde özür diliyor, ikna konuşması yapıyordu.
Hep düşünceli bir hali vardı. İri cüssesine rağmen hafif duruyordu. ‘Kafası 1500’ diyenlerle dalga geçer gibi, felsefesinden damla damla veriyor, ‘Beni bilmeyenler desinler ayyaş, bir kadeh daha ver, ver yalvarıyorum’ diye şarkısını mırıldanıyordu.
‘Varsın titresin elim’ dizelerini söyleyen adam bir kola reklamında titreyerek, ‘bırr’layacaktı. Ondan ümidi kesen hayranlarının yerini başka hayranlar alıyordu.
Varoşlardan şehrin merkezine, kasetçalarlardan iPod’lara geçmişti. Minibüs müziği, camları siyah filmle kaplanmış lüks arabaların cd playerlarına girdi.
Müslüm Gürses’in sesi öldürmüyordu ama süründürüyordu. Kendisi de ölümle burun buruna geldiğinde 1978 yılıydı. Adana'da bir trafik kazası geçirmiş, ağır yaralanmış, ‘öldü’ diye morga kaldırılmıştı.
Yaşadığı sonradan farkedilince beyin ameliyatına alındı. Ameliyatın ardından artık koku alamıyor, yüzde 50 az işitiyordu. Görmesinde bir sıkıntı yoktu. Başka bir yöne baktığını, diğer arabeskçilerden farklı yollara sapacağını kimse bilmiyordu.
Teoman’la Nilüfer’le düetlerinin ardından Murathan Mungan’la ortak albüm yapınca entelektüellerin radarına giriyordu. Elbette reklamcıların da… Bembeyaz takım elbisesiyle boya reklamına çıkıp, ‘En güzel beyaz’ diyor, çayları hüpletiyordu. Gülhane Parkı’nı kapattı, artık onu dinlemek isteyenler Açıkhava’ya, Parkorman’a gidiyordu.
Japonya’da ses mühendisleri Müslüm Gürses’in sesini inceledikten sonra Niğde Üniversitesi profesörlerinden Dr. Erdoğan Sürat’a gönderdikleri raporda tek kelimeyle: ‘Kusursuz’ yazmışlardı.
Hayranları onun bir reklam figürü olmasını 8’de 8 kusurlu bulsa da mikrofonu eline aldığı an ayin başlıyor, dünya tersine dönse ondan vazgeçmeyeceklerin sayısı artıyordu.
Yapraklar gibi savrulduğunda, kış oldum unutuldum dediğinde hep yanında Muhterem Nur durdu. 30 yıl önce verdikleri bir röportajda, ‘Bizi ancak ölüm ayıracak’ dedi Muhterem Nur.
Birbirlerinin muhteremi olmuş iki insan şimdi başbaşa bir yoğun bakım odasında ayrılmayı bekliyor.
Müslüm Gürses’in bir makinaya bağlı hayatı sürüyor.
Keşke yine 78 yılındaki gibi morgdan geri çıksa zira bu ölüme herkesin itirazı var, ama o duymuyor. İnsanlar babalarını kaybedince 5 duyusunu birden yitiriyor. Türkiye buna hazır değil ama bekliyor.
(Ajanslar / BBC Türkçe)