TİMETÜRK / Ziya Oktay
Orta Asya ülkelerinde yaşayan Müslümanlarla ile ilgili iç karartıcı haberler gündemimizi işgal etmeye devam ediyor.Aslında bağımsızlıktan bu yana Orta Asya ülkelerinde din konusu hep sorunlu alan olarak kalmaya devam ediyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri İslam’a ait geleneğin bütün unsurları ile devlet baskısı ile Sovyetler zamanında ortadan kaldırılmasıdır. Ayakta kalan kurumlar ise sırf dindarları yönlendirmek için içi boşaltılarak devletin elinde bir araca(bazen baskı aracına) dönüştürülmüştür.
Kazakistan’ın Alma-Ata şehrinde devlet camilere kameralar yerleştirerekülkede 'terörizm' ve 'aşırı dincilik' konusunda yapılan propagandayı önlemeye çalıştığını söylüyor. Aynı yolu izleyen Özbekistan hükümeti Namangan şehrinde camiye yerleştirilen kameraların hırsızlık olaylarına karşı yerleştirildiğini iddia ediyor. Bunun dışında Taşkent’te, islami giysiler, özellikle hicap satışı yasaklanmış durumda.Sovyet dönemi uygulamalarını aratmayacak şekilde Tacikistan'da 18 yaş altındaki kişilere camiye giriş yasağı getiriliyor.
Sadece Kırgızistan resmi makamlarının ülkedeki İslami hareketlere yaklaşımı geneldekomşu Orta Asya devletlerine göre daha hoşgörülüdür.
Orta Asya devletlerinde İslam’a ve Müslümanlara karşı baskıcı politikaların nedenleri şöyle sıralana bilir;
1)Halkla elitlerin kopukluğu;
Sovyetlerin ilk yıllarından itibaren devlet İslam’a ait bütün değerlere saldıran, ’’HüdasızlarCemiyyetleri’’(Allahsızlar Cemiyyeti) kurarak ateizm propogandasıylahalkı dininden koparmaya çalıştı.
Sovyetlerin ’’yeni sovyet insanı’’ projesi, din ve inançla her türlü ilişkisini koparmış ateist insan tipiydi. Yerel halktan bu yeni projeye uygun insanlar yetiştirmek için her türlü çaba gösterildi. Halkın arasından sıyrılıp yönetici-bürokrat sınıfına katılmak için ‘yeni Sovyet insanı’ kategorisine geçmek şarttı. Halk ise, bu saldırılara karşı tüm gücü ile geleneğe sarıldı. Elinden geldiğince değerlerine sahip çıkmaya çalıştı.
Günümüz, Orta Asya devletlerinin başında bulunan tüm yöneticiler bu sovyetik yönetimin eserleridir.
2)İktidarların her kıpırdanmayı kendine karşı tehditolarak görmesi
İslam’a ve Müslümanlara yaklaşım konusunda benzerlik gösteren bu devletlerde, devlet tek tip ve sadece kendi iktidarını destekleyen İslam ve Müslüman istiyor, iktidarlarını tehdit edeceğini düşündükleri her İslami harekete ’’vahabi’’,’’selefi’’, ’’radikal dinci’’ damgasını vuruyor.
Orta Asya devletlerinde tek adam ve onun etrafının oligarşisi şeklinde örgütlenen yönetim kademesi, her küçük kıpırdanmayı, dini-islami olsun, yada olmasın, her türlü sivil faaliyeti kendi otoritesine saldırı olarak değerlendirmekte ve ortadan kaldırmak için her yolu denemektedir.
Batı destekli STK-lardahil her türlü sivil yapılanma kapatılmakta, mensupları takibata uğramaktadır. Göze batan örneklerden biri, 2005 yılında Andican(Özbekistan) katliamı ile sonuçlanan İslami yapılanmadır. Özbekistan güvenlik güçlerinin ‘‘Ekremiyye’’ diye tanımladığı, halk tarafından ‘‘iymançılar’’ olarak bilinen İslami yapılanma şiddet amacı gütmeyen, tebliğ ve sosyal yardımlaşma amaçlı cemaat tarzında örgütlenmiş bir İslami yapılanmadır. Cemaat üyelerinin işle temin edilmesi, evlenecek mensuplara yardım, hastalık durumunda masrafların karşılanması gibi sosyal yardımlaşma tipi faaliyetleri vardı. Devletin yapması gereken hizmetleri cemaat üstlenince hedef tahtasına oturtuldular. Bu faaliyetler günümüz İslam dünyası ve Türkiye’de çeşitli cemaatlerin ve yardım kuruluşlarının normal günlük aktivitelerindendir.
2004 Haziran’ında “aşırı dinci” oldukları ve ‘‘Ekremiyye’’grubuna bağlı oldukları inancıyla 23 işadamı tutuklandı. Tutuklanan işadamları suç örgütü kurmak, Özbekistan’ın anayasal düzenini bozmak, yasa dışı olarak dini örgüte üye olmak ve toplum güvenliğine aykırı belgeleri dağıtmakla suçlandılar.
Hükümet komplosu ile ortaya çıkan şiddet olaylarında ağır makineli silahlarla saldıran güvenlik güçleri 3000 insanı katlettiler.
3)İslami hareketlere güvenlik ağırlıklı yaklaşım ve 11 Eylül Saldırısı
Yöneticiler ülkelerindeki anti-demokratik yönetim, yoksulluk, rüşvet ve yolsuzluğun üzerini örtmek için ‘‘radikal İslam’’ kartını kullanarak dikkatleri bu ‘soruna’ yönlendirmekle gündemi değiştirmek için çaba gösteriyorlar.
11 Eylül 2001 saldırısı Orta Asya’da da yeni bir güvenlik sisteminin inşa edilmesine sebep oldu.Bu bahaneyle tüm otoriter-diktatöryel devletler gibi Orta Asya devletleri de ülkelerinde‘‘aşırı dinci’’,’’radikal/fundamentalist islamcı’’,’’cihatçı’’ avına çıktılar.
ABD, 2001 yılında “şer ittifakı”na karşı yürüttüğü harekattaözellikle Özbekistan’ın desteğini almışoldu.Kerimov yönetimi ABD ile yaptığı ittifak sayesinde hem uluslararasısistemdeki prestijini, hem de ülke içindeki kendi otoriter rejimini daha da mutlaklaştırarak iktidarını güçlendirdi.
4) ‘‘Resmi İslam’’ ve ‘‘Halk İslamı’’ çelişkisi;
Sovyet döneminden beri Orta Asya’da İslâm’ı tanımlayan çok yaygın kavramlardan biri de “resmî” (official) ve “resmî olmayan” (unofficial) İslâm şeklindeki çift yapılı kavramlardır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Müslümanların desteğini alma, dini ve din mensuplarını kontrol etme amaçlı bakanlık tarzında 4 dini idare kuruldu. Orta Asya’daki yapı merkezi Taşkent olan Orta Asya ve Kazakistan Dini İdaresi idi. Bu bakanlık, ‘‘resmi islam’’ olarak resmi camilere imam-hatip yetiştirmek, fetva yayınlamak ve İslamla ilgili bazı süreli yayınları kontrol ediyordu.
“Resmî olmayan” İslâm kategorisi içinde, sufi tarikatları (özellikle Nakşibendilik, Yesevilik, Kadirilik, Kübrevilik ) atalardan kalma ibadet şekli, Orta Asya’da çok yaygın olan ‘‘evliya kültü’’ kavramı çerçevesinde türbelere saygı gösterme, türbelere yapılan düzenli ziyaretler; resmî olmayan camilerde yapılan ibadetler, zikir ayinleri, “resmî olmayan” İslamî eğitim, resmî din adamalarından ziyade başkaları tarafından gerçekleştirilen ibadetler veya geleneksel dinî uygulamaların diğer formları yer almaktadır.
Özellikle sufi çevrelerde resmi İslama karşı her zaman bir tepki varolagelmiştir. Sovyetlerin dağılmasından sonra da bu gidişat aynen devam etti. Bağımsızlık kazanan Orta Asya devletleri her biri kendi ‘Din idaresini’ kurarak olan Orta Asya ve Kazakistan Dini İdaresi’nden ayrıldı.
Bu idareler devletin kontrolünde olduğu için halk tarafından hala bir tepki ile karşılanıyor. Bu idareler halkın dini ve sosyal ihtiyaçlarına cevap veremiyor.
Görünen tablo, bağımsızlıktan sonra Orta Asya’da ‘Sovyet kafalı’ siyasi elitler Müslümanların sorunlarını yönetemiyor ve olaylara güvenlik perspektifinden bakıyorlar. Sorunları yönetemedikleri bu konularda dünya tecrübesini araştırmıyor ve danışmanlık almak gibi bir seçeneği akıllarından bile geçiremiyorlar.
Orta Asya ülkeleri özellikle, Arap Baharı’nın yaşandığıülkelerde, halkların artık baskılara karşı ayağa kalkarak haklarını talep ettikleri bir dönemde yeni gelişmelere gebedir.