Türk Dışişleri, tarihinin en yoğun dönemini yaşıyor. Arap Baharı etkisiyle Ortadoğu’daki yüz yıllık rejimler bir bir devrilirken Hariciye’nin görev ve sorumlulukları artıyor. Bölgede yaşanan anlık gelişmelere saatler içinde ülke menfaatleri çerçevesinde tepki vermek ciddi çaba ve birikim gerektiriyor. Bir bakıma sınır dışındaki süreçlerin ülke lehine sonuçlanmasında sahadaki diplomatlarla bakanlığın donanımı ve kapasitesi hayati rol oynuyor. Arap Baharı sürecinin Tunus’ta başladığı 2010’da ‘yeni teşkilat yasasını’ TBMM’den geçiren Dışişleri, kapasitesini artırma yönünde önemli adımlar attı. Yeni yasa, bakanlığın fiziki genişlemesini hızlandırmakla kalmayıp diplomatları donanım ve kapasitelerini artırmaya zorluyor. Geçen iki yılda meyvelerini vermeye başlayan yeni yasayı, teşkilattaki dil öğrenme seferberliğini ve akademiye uzanan yeni eğitim yapısını bakanlığın iki numarası, Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru ile konuştuk. Koru, yeni dönemde yerel dillere önem verdiklerini, genç meslek memurlarını yurtdışına göndermeden önce iki yıl boyunca dil öğrenimine sevk ettiklerini anlatıyor.
Bakanlığın otomasyon sistemine geçişinde oynadığı rolden ötürü ‘teşkilatın dijital beyni’ olarak nitelendirilen Koru (54), son 10 yılda dünyanın hızla değiştiğini, Dışişleri’nin de bu değişime ayak uydurabilmek için fiziki yapısını ve vizyonunu dönüştürdüğünü vurguluyor: “1981’de teşkilata girdiğimde benim gibi birçok diplomat bilişim konusunda deneyimli değildi. Bilişime açık değildik. Aynı şekilde İngilizce ve Fransızcanın dışında farklı dil bilen nadirdi. Özellikle son 10 yılda dünya çapında diplomasi ve diplomatlar çok değişti. Biz de değiştik. Bilişim ve yerel diller artık bu işin bir parçası. Zira bu iki donanım diplomatların verimini ve saha kabiliyetlerini artırıyor. Bakanlık yeni yasa ile dil öğrenimini ve bilişim kabiliyetini artırmak üzere eğitim programları başlattı. 2 yıldır süren çalışmaların meyvelerini alamaya da başladık.”
Geçen 2 yılda Afrika başta olmak üzere en ücra köşelerde 30’dan fazla temsilcilik açıldığını, toplamda 200’ü geçen dış misyonlara nitelikli diplomat sağlamak için hızlı eğitim programlarına giriştiklerini anlatıyor: “2010’dan bu yana sınır ötesinde yüzde 25 oranında büyüdük. Hâliyle ciddi oranda donanımlı diplomata ihtiyaç duyduk. Bu talebi karşılamak üzere teşkilata alınan kariyerli memur sayısını artırdık. Bu insanların bir an evvel hazır olabilmeleri için de teşkilat bünyesindeki Diplomasi Akademisi’ni güçlendirdik. 1 yıl olan eğitimi 2 yıla çıkardık. 2 yıl süren eğitimin ardından yurtdışından kabul getiren diplomatlarımızı master-doktoraya gönderiyoruz. Bunun yanında yine dil öğrenmek isteyenleri 1-2 yıllık programlar çerçevesinde yurtdışına gönderiyoruz. Bu konuda 3 yıldan beri özel program uygulanıyor. Diplomatlar, diledikleri yabancı dil programlarına katılabiliyor. Dış politikamıza paralel olarak Rusça, Arapça, Farsça, Çince gibi dillere öncelik verdik. Yeni giren memurların yüzde 60’tan fazlası ikinci yabancı dilini öğreniyor artık. Tüm masraflarını da biz karşılıyoruz. Bugün İbraniceyi Kudüs’te çalışan memurlarımız var. Keza Ermenice, Çince, Arapça kurslarına gidenler de mevcut. Dil öğretme konusunda çok ‘agresif’ bir tavrımız var. Özel ders bile alsalar masraflarını karşılıyoruz.”
Dışişleri’ndeki bu yeni açılım iç motivasyonu da artırmış. Diplomatlar yurtiçi ve dışındaki master-doktora, dil programlarına yoğun ilgi göstermiş. 25’i sınır ötesine, 25’i de Türkiye’deki üniversitelere yerleşmiş. Ağırlıklı olarak Ortadoğu, Orta Asya, Avrasya, Rusya ve Balkanlar konusunu çalışacak olan diplomatlar 2 yıl zarfında alanlarıyla ilgili bir de yabancı dil öğrenmiş olacak. Koru, 2 yıllık akademik eğitim ve dil eğitiminin ardından sınır ötesine gönderilecek diplomatların sahada akademisyen titizliği ile çalışabileceğine değiniyor: “Bu insanlar döndüğünde hâkim oldukları dil ve uzmanlığa uygun olan görevlere atanacaklar. Arapça öğrenen Ortadoğu’ya, Çince öğrenen Uzakdoğu’ya gönderilecek. Yeni nesil diplomatlar çalıştıkları coğrafyaya hâkim olacak. Akademisyenler gibi kılcal konulara vâkıf olup Türkiye’nin sahadaki kabiliyetini artıracaklar.”
Naci Koru, Türk diplomatların çağın gereklerine uygun olarak dönüştüğünü, masa başında yüksek politika, siyaset üretme döneminin kapandığını anlatıyor. Artık diplomatların yeri geldiğinde iş adamlarının önünde ekonomist, yeri geldiğinde yardım kuruluşlarıyla yardım görevlisi gibi çalışması gerektiğine değiniyor: “Eskiden büyükelçi denince masa başında yüksek politika, diplomasi üreten insanlar akla gelirdi. Toplumdan kopuktular. Artık şartlar değişti. Diplomatlarımızın daha fazla alanda olmalarını istiyoruz. Yurtdışındaki büyükelçi, oradaki iş adamları, girişimciler ve eğitimcilerle birlikte çalışma durumunda. Bir eşgüdüm söz konusu. Aksi hâlde ülke kaybeder. Buna karşı duran diplomatlar anında şikâyet ediliyor zaten. İletişim çok hızlı, vatandaşımız cumhurbaşkanına kadar götürüyor sorunlarını. Onun için herkes düzgün çalışmak zorunda.”
Dışişleri’nde otomasyon
Türk Dışişleri’ndeki eğitim seferberliği, dost ülkelerin de dikkatini çekmiş. Dışişleri’nin güçlenen eğitim altyapısından istifade etmek isteyen ülkeler sıraya girmiş âdeta. 2011’de 59 farklı ülke diplomatına 5 haftalık bir program çerçevesinde yeni tarz diplomasi ve diplomatlık eğitimi verildi. Dışişleri bu yıl zarfında 100 diplomatı misafir etmeye hazırlanıyor. Büyükelçi Naci Koru, yabancıların yanında bir ayağı sınır ötesinde olan Türk bürokratlara dönük diplomasi seminerlerine başladıklarını belirtiyor. Hâlihazırda kış ve yaz okulu adı altında üniversite öğrencilerine Türk dış politikası ve diplomasisini anlatan bakanlık, özel sektöre dönük eğitim projeleri üzerine de çalışıyor.
Dışişleri’nin yeni dönemde üzerine eğildiği diğer bir konu ise otomasyon sistemi. Bakanlık bir yandan çalışma sistemini elektronik ortama taşırken diğer taraftan diplomatlarının bilişim kapasitelerini artırma yoluna gidiyor. Bu biraz da zorunluluk. Zira Dışişleri tüm altyapısını elektronik sistemle çalıştırmayı hedeflediği için diplomatlar da ister istemez teknoloji becerilerini artırmaya çalışıyor. Koru, ‘kriptolar’ dâhil tüm teknolojik altyapıyı kendi yazılımlarıyla dizayn ettiklerini, bu yolla gereksiz kâğıt masrafının önüne geçip zaman kaybı yaşamadan çalışma sürecini hızlandırdıklarını anlatıyor: “Aramıza yeni katılan gençler zaten teknolojiye çok yatkın. Kıdemli diplomatlara yönelik de küçük bilişim seminerleri veriyoruz. Amaç, sınır ötesindeki diplomatın bürokraside gereksiz zaman kaybını önlemek. Böylece sahada daha aktif ve seri çalışabilecek. E- devletle uyumlu olan sistemimiz üzerinden cumhurbaşkanlığı ile çalışmaya başladık. Bakanlıktan Köşk’e tüm yazışma ve evraklar artık ‘online’ gidiyor. Ciddi bir kazanım söz konusu. Bu sistemi diğer kamu kurumlarıyla da kurmaya çalışıyoruz.”
Büyükelçi Koru, küresel ve bölgesel konularda söz sahibi olmak isteyen Türkiye için sahada etkili çalışan bir Dışişleri’nin zorunluluk olduğunu hatırlatıyor. 10 yıldır sürdürülen pro-aktif dış politika için de donanımlı diplomatlara ihtiyaç olduğunu vurguluyor. ABD ve Çin’e kıyasla Türk Dışişleri’nin çok küçük bir kadroyla çalıştığını, ileriki dönemde de kadro genişletmesinin süreceğini aktarıyor: “Tüm kadromuz 5 bin 500 kişiden oluşuyor. Ancak bunların sadece 1200-1300’ü diplomat. Kalanları ihtisas memuru. Eğer Türkiye bölgesinde söz sahibi olacaksa bu kadronun genişletilmesi gerekiyor.”
E-konsolosluk projesinin mimarı
Mart itibariyla Dışişleri Bakan Yardımcılığı’na atanan Büyükelçi Naci Koru, 1958 İzmir doğumlu. 1981’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirip teşkilata girdi. Türkiye’nin ABD, Suudi Arabistan, Almanya, Avusturya ve İtalya’daki temsilcilikleri ile BM Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Daimi Temsilciliği’nde hizmetlerde bulunan Koru, merkezde Müsteşar Yardımcılığı’na getirilmeden önce Türkiye’nin Riyad Büyükelçisi olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanlığı ile sınır ötesindeki misyonları ortak bilgisayar ağıyla donatan isim. E-Konsolosluk hizmetinin ve yeni çipli pasaportların mimarı. Evli ve 2 çocuk babası.