Dolayısıyla sözün namusunun yerine getirme beklentimiz, dün yapılan o talihsiz açıklamaya rağmen hala sürüyor'' dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.
Güler, yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından genel merkezde düzenlediği basın toplantısında MYK'nın ele aldığı konular hakkında bilgi verdi.
MYK'da Van'da meydana gelen depremlerle ilgili değerlendirmeler yapıldığını belirten Güler, ''Van'da deprem halen devam eden bir sorun ve çok sert kış koşullarında artık ailelerin ayrı ayrı bir trajedi yaşadıkları bir soruna dönüşmüş durumda'' ifadelerini kullandı.
Depremde en başından bu yana eş güdüm sorunları yaşandığını savunan Güler, CHP'li belediyeler aracılığıyla deprem bölgesine çok sayıda yardımda bulunduklarını, önümüzdeki günlerde parti genel merkezinin depolarında toplanmış olan yardımları da Kadın Kolları üyeleriyle bölgeye götüreceklerini bildirdi.
Deprem nedeniyle Erciş'in il yapılması yönünde bir önerileri olduğunu da kaydeden Güler, ''Bu önerimizin gündeme alınmasını ve yasalaşmasını arzu ediyoruz. Böylece yönetsel önlemlerle bu sorunları bir parça daha etkili bir şekilde çözebiliriz diye umut ediyoruz'' diye konuştu.
Tutuklu milletvekillerinin durumu
Tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmamasına karşı, dört aşamalı bir protesto süreci yaşadıklarını anlatan Güler, ilk olarak tutuklamaların haksız olduğunu gerekçe göstererek, bu kişileri aday gösterdiklerini anımsattı.
Aday gösterilenlere seçmenin mazbatasını verdiğini bildiren Güler, şöyle devam etti:
''Mazbata verildiğine göre milli iradenin gereği yerin getirilecek ve milletvekilleri serbest bırakılacaktı, ama Hükümet bunu duymazlıktan gelmişti. O vakit bunu dünya ve Türkiye kamuoyuna daha etkili bir şekilde duyurabilmek için bir yemin boykotu yapmıştık. Bu boykota başlarken açıklamamız şuydu; 'tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılma yolu açılıncaya kadar yemin etmeyeceğiz.' Bu açıklamamız 'serbest bırakılıncaya kadar yemin etmeyeceğiz' şeklinde ne yazık ki çok amaçlı bir şekilde saptırılmıştı. Biz sözümüzü tuttuk, serbest bırakılma yolu açılıncaya kadar, sözümüzün gereği olarak AKP'yi bir mutabakat metni imzalamaya zorladık. Üçüncü adımımız buydu, ortak mutabakat metni imzalanmıştı...''
Güler, yanında getirdiği mutabakat metninin bir örneğini gazetecilere göstererek, metinden ''Tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin, milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM'de olmaları gerektiğine inanıyoruz'' cümlesini okudu.
Bu metnin altında CHP'nin 3 temsilcisinin imzası olduğunu hatırlatan Güler, ''Bir de AKP'nin 3 milletvekilinin imzası var. Ama doğrusu sıradan, yalnızca milletvekillerinin değil. Nurettin Canikli Giresun Milletvekili AK Parti Grup Başkanvekili, Haluk İpek Ankara Milletvekili Genel Başkan Yardımcısı ve Ahmet Aydın, Adıyaman milletvekili AK Parti Grup Başkanvekili. İki Grup Başkanvekili ve partinin bir Genel Başkan Yardımcısı'nın imzaladığı bir basın açıklaması yapmıştık. Bu metni de iki partinin Genel Başkanları onaylamışlardı'' dedi.
Dün Başbakan'ın, ''Ne protokolü, biz protokol yapmadık ki'' dediğini ileri süren Güler, ''Sayın Başbakan'a sesleniyorum; İşte buydu. AKP ve CHP milletvekillerinden 3'ü. Üstelik de yöneticilik görevi olan üç milletvekili tarafından imzalanmış bu bir sayfa ve artı bir paragraflık protokol metni. O zaman 'mutabakat metni' olarak diye adlandırılmış olan metin, basın açıklaması olarak da tüm kamuoyuna duyurulmuştu. Verilen sözü, hele söz yazılmışsa, yazılı hale gelmiş sözü namus sayarız. Dolayısıyla sözün namusunun yerine getirme beklentimiz, dün yapılan o talihsiz açıklamaya rağmen hala sürüyor'' ifadelerini kullandı.
Güler, sorunun TBMM'de çıkarılacak bir kanunla çözülebileceğini herkesin bildiğini de söyledi.
Bu tavrı, son günlerde yaşanılan ''TBMM'yi fonksiyonsuz bırakma, işlevsiz bırakma tavrının bir parçası olarak'' değerlendirdiklerini savunan Güler, şunları söyledi:
''Bu tavrı Tunceli Milletvekilimiz Kamer Genç'e yönelik saldırıyla birlikte değerlendiriyoruz ve herkesi öyle değerlendirmeye davet ediyoruz. Biliyorsunuz, Salim Uslu kürsüdeyken sayın Genç'e fiziki olarak fiilen saldırdı. Bunun üzerine kınama cezası verilmesi ve bir daha böyle eylemlerin tekrarlanmaması güvence altına alınmalıydı. Ne yazık ki Uslu'nun KKTC'ye AKP'yi temsilen gönderildiğine tanık olduk. Ve sayın Başbakan'ın bu vandalizmi, bu kaba kuvveti, üstelik parlamento kürsüsündeki bu şiddeti bir daha olamaması gerekir diye kendi parlamenterlerine tembih aracı yapacağına, Salim Uslu'nun şiddetine arka çıktı. Bunu son zamanlarda TBMM tarihinde yaşanmış en büyük talihsizliklerden biri olarak değerlendiriyoruz.''
AA