Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.24
  • EURO 2.85
  • ALTIN 89,06

Filistin'in 'Mübarek Anına' doğru

Uzmanlar; Filistin Yönetiminin, İsrail'in çıkarına göre hareket ederek kendi kendini feshettiğini söylüyor.


Ali Abunimah* / TİMETURK

Son yıllarda Filistin’deki kolektif liderlik kurumunun yavaş yavaş çöküşü; devam eden Arap devrimleri, ‘Filistin Papers’in ifşası ve güvenilir bir barış sürecinin eksikliği arasında krize dönüştü.

Mahmud Abbas ve O’nun Fetih Hareketi tarafından yönetilen Ramallah merkezli Filistin Yönetimi (PA); Filistin Yasama Konseyi (PLC) ve PA başkanlığı için seçim çağrısında bunarak, bu krize yanıt vermek için uğraşmaktadır.

Abbas, seçimler onun liderlik meşruiyetini geri verebilir umudunu taşıyor. Hamas, 2006’da Hamas’ın kesin olarak kazandığı son seçimde, (İsrail ve PA’nın batı sponsorları, özellikle Amerika Birleşik Devletleri arasında) El Fetih'in reddinin kabul edilmesinden kaynaklanan bölünmeye son verecek bir uzlaşma anlaşmasının olmaması halinde bu seçimleri reddetmektedir.

Ancak böyle bir seçim; on milyonlarcasının işgal altındaki Gazze Şeridi’ne ve Batı Şeria’ya, İsrail’in içine ve dünya çapında diasporada yaşayanlar (Göç etmiş veya zorla göç ettirilen ulusların/halkın yaşadığı yerler) arasına dağıtılmış olduğu, bütün Filistin Halkının karşı karşıya kaldığı kolektif liderliğin krizi çözmediği Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde daha önceden gerçekleştirilmişti.

Bölünmüş bir ev

Hamas ve El Fetih’in aralarındaki farklılıkları çözmek için bile olsa, yeni PA (Filistin Yönetimi) seçimlerine karşı çıkmak için sayısız nedenleri vardır. Edinilen tecrübe, 2006 yılından bu yana demokrasinin, yönetimin(idarenin) ve normal bir siyasetin, İsrail'in acımasız askeri işgali altında imkânsız olduğunu gösteriyor.

Filistin devlet kurumu, diğer seçim demokrasilerindeki gibi rekabetçi vizyon sunan iki geniş siyasi dereye değil; fakat direniş için, işgalcilere ve onların dış sponsorlarına ve en azından sözde kararlılığını sürdürdüğü diğerine bağlı, onlar tarafından desteklenen ve onlarla uyum içinde olan tek bir dereye bölünmüştür. Bunlar seçimler yoluyla çözülemeyecek çelişkilerdir.

Hamas elinde tutmak için uğraştığı Gazze’de kuşatma altındayken, yeni yetişen subayları eğitecek Hamas subayları Batı Şeria’da İsrail ve Abbas kuvvetleri tarafından hapsedilmiş, işkence ve baskı altında tutulurken, bugün Ramallah’da Abbas kontrolü altında olan PA, İsrail işgalinin bir kolu olarak görev yapmaktadır. Bu arada, Hamas Filistinlileri kendi çıkmazlarından ve Gazze’de, Batı Şeria'da bulunan emsali El Fetih’e gittikçe benzemeye başlayan yönetiminden çıkarmak (kurtarmak) için tutarlı siyasi bir vizyon sergilememektedir.

PA (Filistin Yönetimi), Oslo Anlaşması altında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasında yapılan bir anlaşma ile oluşturuldu. 13 Eylül 1993’te taraf devletleri tarafından imzalanan "İlkeler Deklarasyonu" na göre:

"Mevcut Orta Doğu barış süreci içinde, İsrail-Filistin görüşmelerinin amacı: Batı Şeria'daki ve Gazze kuşatmasındaki Filistin halkı için beş yılı aşan bir geçiş sürecinde Güvenlik Konseyi’nin 242. ve 338. kararlarına dayalı kalıcı çözüm üretmeye yönelik Seçilmiş Konsey ("Konsey") bu meyanda, Geçici bir Filistin Özerk İdare Mercii kurmaktır. "

Anlaşmaya göre, PA (Filistin Yönetimi) seçimleri ‘Filistin halkının meşru haklarının ve gereksinimlerinin gerçekleştirilmesi yönünde önemli bir geçici hazırlık adımı terkip edecektir.

Dar kontrol alanı

Bu nedenle, PA’nın kontrol alanının; sadece geçici bir süreliğine, geçiş sürecinde, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde bulunan Filistin halkının sadece salt bir kısmı ile sınırlı olduğu düşünülmüştü. Oslo Anlaşması; PA’nın gücünü, anlaşma uyarınca İsrail tarafından kendisine devredilen görevleri yapmakla belirli bir biçimde sınırlandırmıştı.

Bu nedenle, PLC için seçimler bir bütün olarak Filistin halkının temsil sorununu çözmeyecektir. Çoğunun oy hakkı zaten yok. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi İsrail, Doğu Kudüs başta olmak üzere işgal altında bulunan Filistinlilerin bile oy kullanmalarını önlemek amacıyla muhtemelen araya girecektir.

İsrail işgali altındaki tüm bu koşullar göz önüne alındığında, Filistin özerk idaresinin söz konusu olması – kuvvet bularak büyüyebilmesi - yanılsama yaratırken, yeni seçilen PLC sadece Filistinliler arasındaki bölünmeleri sağlamlaştırmaya yönelik hizmet verecektir.

PA’nın oluşturulmasından bir on buçuk yıl sonra, Filistin Yönetimi bunun "Filistin halkının meşru haklarına" yönelik bir adım olmadığını ama onlara ulaşma yolunda oldukça önemli bir engel olduğunu kanıtlamıştır.

PA, gerçek bir idari özerklik yahut işgal altında bulunan - Filistin topraklarına el koyup kolonize ederken cezasız bırakılan İsrail - tarafından mağdur edilmeye, öldürülmeye ve sakat bırakılmaya devam edilen Filistinliler için ciddi bir koruma arz etmemiştir.
PA bir bütün olarak Filistin halkı için gerçek bir kolektif liderliğe asla yardımcı olmamış, olamamıştır ve PA (Filistin Yönetimi) seçimleri kamunun hür iradesi açısından uygun değildir.

PA’nın dağılması

Filistin Papers tarafından yapılan son hamle ile barış sürecinin tamamen çöküşü sayesinde - PA’nın ‘Mübarek anı’ yaşama zamanı gelmiştir. Mısırlı zalim 11 Şubat’ta nihayet görevi bıraktığında, gücünü silahlı kuvvetlere teslim etti.

PA, 1949 Dördüncü Cenevre Konvansiyonunda yerine getirmek zorunda olduğu görevlerden oluşan - işgal gücü hakkı geri verilen İsrail - tarafından kendisine verilen delege sorumluluklarını bildirerek kendi kendini benzer şekilde tasfiye etmelidir.

Bu bir feragat olmayacaktır. Daha doğrusu bu, kendilerini işgal eden işgalcilere yardım etmeye devam etmeyi topluca reddeden Filistinliler adına gerçek bir direniş eyleminin kabulü olacaktır.

PA (Filistin Yönetimi), "İdari özerklik" maskesinin önemsiz yapraklarını ayırarak ve İsrail'in sömürgeci ve askeri tahakkümünün tetkik ve incelenmesinden koruyarak, sonunda İsrail ayrımcılığının foyasını bütün dünyanın gözleri önünde meydana çıkarmış olacaktır.

Aynı mesaj, aynı zamanda; Filistinlilere "yardım" ve İsrail’in vekili olarak hareket eden, güvenlik güçlerine eğitim vermek gibi hileli oyunlar yoluyla İsrail işgalini ve sömürgeciliğini doğrudan sübvanse etmekte olan Avrupa Birliği’ne ve Birleşik Devletlere de gidecektir. Eğer Avrupa Birliği İsrail işgalini finanse etmeye devam etmek isterse, bunu açıkça yapmak konusunda dürüst olmalı ve bir paravan olarak Filistinlileri veya barış sürecini kullanmamalıdır.

PA’nın parçalanması, PA yolu ile Avrupa Birliği tarafından ödenen maaşlara bel bağlayan on binlerce Filistinli ve onların bakmakla yükümlü oldukları kişiler için birçok sıkıntı ve belirsizliğe neden olabilir. Ancak bir bütün olarak, Oslo Anlaşmasıyla mağdur edilmiş ve dışlanmış milyonlarca Filistin halkına, böylesi çok daha fazla yarar sağlayacaktır.

PA'nın temsil yetkilerinin işgalcilere geri verilmesiyle; yekvücut bir politik yeniden yapılandırılma ve İsrail’in sömürge yönetiminden kendilerini gerçekten kurtarmak için uygulanan stratejiler üzerinde durmak için Filistinliler serbest kalacaktır.

Yeni Lider

Gerçek bir toplu Filistin liderliği neye benzeyecek? Şüphesiz bu düşünülmesi zor bir sorudur. Bazı eski Filistinliler FKÖ’nün altın çağını muhabbetle anımsıyor. FKÖ tabii ki hala var ama mevcut organlarının meşruiyet veya temsilci işlevi uzun süredir kayıp. Onlar şimdi Abbas’ın elinde ve onun dar çevresinde sadece her önüne getirileni onaylayan lastik bir damga.

Diyelim ki, yeni bir Filistin Ulusal Konseyinin (PNC) seçilmesi durumunda, FKÖ'nün "sürgündeki parlamentosu" yeniden resmen temsilci bir kuruluş olabilir mi? PNC’nin Filistin halkı tarafından seçilmiş olması gerekirken - Filistin diasporası genelinde yapılan seçimlerin pratik zorlukları nedeniyle - gerçekte bu hiç olmadı. Üyeleri her zaman, çeşitli siyasi gruplar arasında yapılan görüşmeler yoluyla tayin edilen PNC; bağımsızlar, öğrenci ve kadın temsilciler, FKÖ’ye intisap eden diğer kuruşlar için parlamentoda koltuğa yer verir.

El Fetih ve Hamas arasındaki anlaşmazlıkların kilit noktalarından biri, Hamas üyesi olacak ve örgütün çeşitli yönetim birimlerinde orantılı sayıda koltuğa sahip olacak FKÖ'nün reformu olmuştur. Ama bunun olması, Filistinlilerin doğrudan kendi temsilcilerini seçme şansına sahip olmalarıyla aynı olmaz.

Oysa geniş Filistin mülteci nüfusuna ev sahipliği yapacak Arap ülkeler demokratik dönüşümler gerçekleştirseler, Filistin siyaseti için yeni olanaklar açılacaktır.

Son yıllarda, Irak ve Afgan mülteciler ve sürgün nüfus için, bu ülkeleri işgal eden güçler tarafından desteklenen seçimlerde, "ülke dışında oy kullanma" faaliyetleri sağlanmıştır. Teorik olarak, Amerika ve Avrupa'da büyük Filistin diasporası dâhil - belki de, BM himayesi altındaki tüm Filistinliler için seçimlere katılmak mümkün olacaktır.

Bu tür seçimlerde sorun belki de, Filistinlilerin kendi liderlerini seçmelerine izin verilmesine acımasızca karşı çıkan (ABD ve müttefikleri), "uluslararası toplum" işbirliğine ve iyi niyetine güvenmek zorunda olmasıdır.

Uluslarüstü çalıştırılan bir Filistin bürokrasi için enerji yakmaya ve harcama yapmaya değer mi?

Bu yeni kurumlar şu veya bu şekilde; kötü emellerini gerçekleştirmek için bir araya gelen işbirlikçi bir topluluk tarafından ele geçirilen bugünkü üzücü durum içerisinde bir ulusal kurtuluş hareketinden esas FKÖ’ye dönüşen bozulmada, oluşan kırığın yerine oturtulmasında ve çökmesinde saldırıya açık, savunmasız olabilirler mi?

Bu sorulara kesin bir cevabım yok fakat benden, şu an müzakere içinde olması gereken Filistinlilerden biriymişim gibi ödünç para koparıyorlar.

Boykot ilhamı

Lidersiz Arap devrimleri ışığında, bir başka ilginç olasılık da, bu aşamada Filistinlilerin temsilci organlar oluşturmak konusunda endişe etmemesi gerektiğidir.

Bunun yerine; güçlü bir âdem-i merkeziyetçi dirence, özellikle de uluslararası boykot, tecrit ve yaptırıma (BDS) ve tarihi Filistin içinde halk mücadelesine odaklanmalıdır.

BDS hareketi, Ulusal Boykot Komitesi (BNC) şeklinde kolektif bir liderliğe sahiptir. Hâlbuki dünya çapındaki dayanışma örgütleri veya Filistinlilerin emir ve talimatlarının yayınlandığı bir liderlik değildir. BDS daha çok, geniş bir Filistin uzlaşını yansıtan bir gündem ve bu gündem doğrultusunda manevi olarak ikna etme yoluyla diğerlerini çalıştıracak kampanyalar hazırlar.

Gündem tüm Filistinlilerin ihtiyaçlarını ve haklarını kapsar: 1967'de işgal edilen bütün Arap topraklarının sömürü ve işgalinin sona ermesi; İsrail'deki Filistin vatandaşlarına karşı uygulanan her türlü ayrımcılığı bittirmiş ve Filistinli mültecilerin haklarının uygulanmasına ve yüceltilmesine saygılı göstermiştir.

BDS mücadelesi, âdem-i merkeziyetçi olması ve İsrail'i tüm dünyada boykot etmek için çalışması sayesinde büyümekte ve güçlenmektedir. Irkçı ayrımcılık sistemin uygulandığı Güney Afrika’daki emsalinin yolunda giderek bunları bağımsız şekilde yapmaktadır. İsrail ve müttefiklerinin sabotaj ve saldırı düzenleyecekleri herhangi bir merkezi kuruluşları yoktur.

Bu ardından gidilmesi gereken bir yöntem olabilir: Bize kampanya, sivil direniş ve aktivizm aracılığıyla güç oluşturmaya devam etmemiz için izin verin. İki ay önce bazıları için, Tunus'da Zeynel Abidin bin Ali ve Mısır'da Hüsnü Mübarek rejimlerinin düşeceği hayal olabilirdi, fakat geniş tabanlı halk protestolarının, kitlelerin ağırlığı altında bu rejimler devrildi. Nitekim bu tür hareketler İsrail’in ırkçı ayrımcılık rejimine son vermek, Oslo Anlaşmasının yarattığı hantal kurumlardan daha gerçek, temsilci ve demokratik bir Filistin liderliği oluşturmak için daha büyük vaatlerde bulunur. Barış sürecinin sonu sadece yeni bir başlangıçtır.

*Ali Abunimah; Elektronik İntifada kurucularından, Filistin Politika Ağı ile bir politika danışmanı ve ‘Bir Ülke: İsrail-Filistin Çıkmazına Son Vermek İçin Cesur Bir Öneri’nin yazarı.

Bu makale Zehra Ulucak tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.


  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN

YORUMLAR

MÜMİN SEÇİM / 01.03.2011 17:14:53
Kendisine müslümanım deyip kafirlerle işbirliği halinde sırf makam mevki için bu ümmete zulm edenlerin acı olayıdır. onlar kafirler tarafından terk edildi ALLAH kafirlerle işbirliği yapanı böyle yalnız bırakır . bundan daha henüz sonu mübarek kaddafi zeynel abidin gibi başına gelmeyen kalmayan müslümanım diyen liderlerin ders alması gerekir.
halil / 01.03.2011 11:06:36
bir ülkenin en büyük düşmanı dış düşmanları değil iç düşmanlarıdır.asıl savaşı onlarla yapması gerek taki mağlup olmasın.
Sait Alioğlu › Ahilik kurumunun mahiyeti üzerine bir iki kelam
Feyza Gümüşlüoğlu › Abu Dabi Notları…
Bekir Tank › Altan Tan’lar PKK-KCK-HDP için bir şans olduğu kadar…
Ayşe Müzeyyen Taşçı › Ölümünün yıl dönümünde Bilge Kral Aliya
Osman Atalay › Türkiye, BM üyeliği ve onurlu yalnızlık
Hekimoğlu Süleyman Özcan › KPPS 2014 hatalı mı?
Cemal Toptancı › Gündemin penceresinden Türkiye'de Hizbullah gerçeğine bakış ve akil adamlara bir çağrı
YAZARLAR