Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.13
  • EURO 2.85
  • ALTIN 88,58

Ruanda soykırımı Batı'nın işi

Albright ve Annan, Ruanda'da silah satışına göz yumdu. Ülkede iç savaş yüzünden 120 bin çocuk evsiz ve yetim bırakıldı. İşte bir soykırımın tarihsel gelişimi ve Batı parmağı...

 

Uganda'da 1988 yılında başlayan iç savaşta on binlerce kişi öldü, onbinlercesi kaçırıldı; 120 binden fazla çocuk ise ailesiz kaldı. Acılarını unutmaya çalışan Uganda ve Ruanda'daki iç savaş insanlık tarihinin belkide en büyük trajedisi, çünkü BM dahil bu vahşeti dünya görmezden geldi. Tarih ders almıyor. Uganda, Ruanda, Kosova, Bosna, en son Irak ve orada yaşanan büyük katliamlar...

Bir soykırımın tarihsel gelişimini ve Batı parmağını birlikte okuyalım

Uganda 1962 yılında bağımsızlığını ilan edinceye kadar Britanya
İmparatorluğu?nun bir kolonisiydi. Bu zamanda Uganda, gelişen
endüstrisi, tarıma elverişli toprakları ve önemli maden sektörüyle
Afrika Saharası?nda en umut verici ekonomilerden biriydi. Kahve, pamuk
ve çay ihraç edilen en önemli tarım ürünleriyken, Uganda, tarım
ürünlerinde kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. üretim sektörü, tarım
ve tüketim sektörü için bir girdi olarak kabul edilirken, tekstil
ihracatında önemli bir kaynak ülke durumuna gelmişti.

1971?de Idi Amin Uganda?da başa geldi. Amin, Tanzanya ordusu ile Birleşik
Ulusal özgürlük Cephesi O?nu uzaklaştırana kadar 1979 yılına kadar
süren iktidarında zalim bir diktatör olarak biliniyordu. Aralık 1987de
Milton Obote ikinci kez Uganda?nın başına geldiğinde, ekonomi derin bir
kriz içerisindeyken, ülkenin alt yapısı da savaştan dolayı büyük bir
hasara uğramıştı.

IMF UGANDA?NIN PARASININ DEĞERİNİ DüŞüRDü
Obote, başa geldikten sonra uluslar arası finansal kuruluşlara ekonomiyi
yeniden inşa etmeleri konusunda yardım talebinde bulundu. Obote?nin bu
çağrısı, IMF-Dünya Bankası?nın klasik yapısal ekonomik reform
programının 1981?de uygulanmasıyla yanıt buldu. Programın en önemli
noktası, Uganda Shilling (Uganda?nın para birimi)?nin değerinin düşmesi
oldu. Program öncesinde 7.8 Shilling 1 Dolar iken, devalüasyonla
birlikte 78 Shilling 1 Dolar oldu. 1984?te ise 270 Shilling 1 dolar
olarak yeniden devalüe edildi.

Ekonomideki bu değişikliklerden sonra, Uganda yeniden finansal kriz batağına düştü. IMF programının 18 ay sonra çökmesi ve ardından gelen askeri darbe Uganda?da yeni bir hükümet inşa etti. İç savaşa katılan Ulusal Direniş Ordusu ve bu
örgütün siyasi kanadı Ulusal Direniş Hareketi geniş ekonomik reformlar
üzerine kurulu ulusal bir hükümet kurdu.

ALINAN KREDİLER ASKERİ HARCAMALARA YATIRILDI
Ulusal Direniş Konseyi (NRC) Başkanı Yoweri Museveni 29 Ocak 1986 yılında
cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Museweni hükümeti IMF ve Dünya Bankası
ile yeni bir siyasi paketle hazırlayarak Mayıs 1987?de Ekonomik Dönüşüm
Programı?nı uyguladı. Museweni Ekim 1987?de de Amerikan Başkanı Ronald
Reagan ve Başkan Yardımcısı George HW Bush ile Beyaz Saray?da görüştü.

Ekonomik Dönüşüm Programı, ülkeyi uluslar arası finansal kuruluşların eline
verme amacı taşıyordu. Dış borç bir gecede büyük bir artış göstererek
1997?de üç kat artışla neredeyse 3.7 milyar oldu. Uganda?nın Dünya
Bankası?na olan 2 milyar Dolar borcu ise ülkenin ekonomik ve sosyal
kalkınmasına kredi desteği olarak verilmişti.

Dünya Bankası?nın verdiği paralar sosyal ve ekonomik kalkınma programları
yerine Ruanda ve Kongo?da askeri operasyonlara dahil olan Birleşik Halk
Savunma Gücü?ne aktarıldı. Uganda, Doğu Afrika?da Amerika adına
Amerikan operasyonlarını gerçekleştiren bir devlet haline gelirken, IMF
ve Dünya Bankası da Uganda ordusunu finanse etti.

RUANDA SOYKIRIMI

RUANDA?NIN KOLONYAL GEçMİŞİ
Ruanda Soykırımı 1994?te meydana geldi. Ancak soykırım 80?lerin sonu ile
90?ların başında Ruanda ekonomisiyle yakından ilişkilidir. Soykırım,
Ruanda?da 1990-93 yılları arasındaki iç savaşta Devlet Başkanı olan
Habyarimana?nın 1994?te bir suikast sonucu öldürülmesiyle başladı.

HUTU-TUTSİ AYRILIĞINI BELçİKA KöRüKLEDİ
Kolonize bir ekonomik geçmişi olan Ruanda?da ekonomi kahve ihracatı üzerinde
yürürken, insanlar arasında geniş bölünmeler mevcut. En önemli
bölünmüşlük ise 1926?da Belçikalıların siyasi kontrolü elde bulundurmak
amacıyla körükledikleri Hutu ve Tutsisler arasındaki bölünmüşlüktür.
Belçikalılar Hutulara karşı Tutsisleri desteklediler.

BELçİKALILAR BIRAKTI HUTULAR BAŞA GEçTİ
1962 yılında Belçika Ruanda?yı bırakırken Tutsiler de yönetimdeki güçlerini
bıraktılar ve Hutular kontrolü ele almaya başladılar. Birçok Tutsi
yönetimden kovuldu. 1973?te Hutuların askeri lideri Juvenal Habyarimana
ve kendisini takip eden taraftarları başarılı bir darbe gerçekleştirdi.
Habyarimana ve Hutu elitleri Ruanda?da neredeyse 20 yılda önemli bir
ekonomik gelişme sağladı.

EKONOMİK PROBLEMLER VE YAPISAL DöNüŞüMLER
1980?lerin sonlarında Ruanda?nın kahve üretimi üzerine kurulan ekonomisinde
problemler ortaya çıkmaya başladı. 1987?de Uluslar arası Kahve
Anlaşması?nın sisteme getirdiği kota uygulaması, kahve fiyatlarını
dünya genelinde düşürdü. Ruanda?nın kahve ücretlerini belirleyen devlet
fonu borçlu hale geldi.

Habyarimana hükümeti ile IMF ve Dünya Bankası arasında anlaşmadan sonra Dünya Bankası 1988?de Ruanda?nın kamu harcamaları programını gözden geçirmek ve çok şartlı yeni bir yapısal dönüşüm programı uygulamak için bir grup gönderdi.

RUANDA VATANSEVER CEPHESİ

Bu, aynı zamanda Ruanda?nın iç (1990-1993) savaşına denk gelirken, Hutu
aristokrasisi de kendi içinde bölünmeye başladı. Bu arada Uganda
kamplarında da çoğunluğunu Tutsislerin oluşturduğu bir gerilla grubu
oluşmaya başladı. Tutsislerin oluşturduğu Ruanda Vatansever Cephesi
Ruanda?yı işgal etti ve başkent Kigali?ye kadar ulaştı. Bu durum
Habyarimana rejimini zayıflattı ve iç savaş çıktı.

Yapısal Dönüşüm Programı siyasi olarak istikrarsızlık döneminin yaşandığı ve
Ruanda Frank?nın yüzde 50?sinin devalüasyona kurban gittiği bir dönemde
Kasım 1990?da yapıldı. Bu program, Uganda?da kamplarında bulunan Ruanda
Vatansever Cephesi?nin Ruanda?ya girmesinden altı hafta sonra
başlatıldı. Ekonomik kriz iç savaşı daha da kötü hale getirdi ve bu
durum yüksek enflasyon ile yiyecek ve gaz fiyatlarında önemli
artışlarla sonuçlandı.

SOSYAL çöKüNTü VE IMF?NİN BUNDAKİ DAHLİ
Devlet teşekkülleri iflasa zorlanırken, kamu hizmeti sağlayan sağlık ve eğitim
sistemi de çöktü. İç savaşın en yoğun yaşandığı 1992 yılında IMF ikinci
bir devalüasyon emri verdi, ki bu fiyatların daha artmasına neden oldu.
Kahve üretimi bir yıl içinde yüzde 25 düştü. çünkü toprakların büyük
bir kısmı kahve yetiştiriciliği için kullanılıyordu ve diğer ürünler
için yeterince alan kalmamıştı.

Kıtlığın yoğun yaşandığı bir dönemde Dünya Bankası ve IMF?nin Yapısal Dönüşüm Programı ekonomide liberalleşmeyi emrettiler. Bu şekilde artan ucuz yiyecek ithalatı yerel pazarları çökertti.

Ruanda?nın imzaladığı Yapısal Dönüşüm
Programı, Ruanda Merkez Bankası?na mal ithalatı için önemli krediler
vermeyi taahhüt ediyordu. Kredilerin bir çoğu rejim tarafından Güney
Afrika, Mısır ve Doğu Avrupa?dan alınan ağır silahlara ödendi.

ALBRIGHT VE ANNAN ABD?NİN SİLAH SATIŞINA GöZ YUMDU
Ruanda Soykırımı meydana geldiğinde Madeline Albright (ABD eski Dışişleri
Bakanı) Bil Clinton?un Birleşmiş Milletler?deki Temsilcisi?ydi ve Kofi
Annan da Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarının başında yer
alıyordu. Araştırmacı-Gazeteci Wayne Madsen kitabında Albright ve
Annan?ın Amerika?nın Tutsilerin Ruanda Vatansever Cephesi?ne destek
verdiğini görmezden geldi. Ruanda Vatansever Cephesi, 6 Nisan 1994?te
Ruanda?nın Hutu Devlet Başkanı?nı taşıyan uçağa gerçekleştirdikleri
füze saldırısından sorumluydu.

TUTSİLERİN LİDERİNİ ABD ASKERİ EĞİTTİ
Madsen, Ruanda Vatansever Cephesi?nin (RPF) Uganda?dan 1990?da ilk işgalinde
Birinci Bush yönetimini ve Savunma Bakanı Dick Cheney (ABD?nin şimdiki
Başkan Yardımcısı) askeri destek aldığını açıklıyor ve RPF?nin amacının
Ruanda?nın Hutu devlet başkanını iktidardan düşürmek olduğunu söylüyor.
Madsen kitabında, RPF?nin başkan yardımcısı Paul Kagame?nin Amerika?da
Amerikan ordusu tarafından nasıl eğitildiğini deşifre ediyor. 1990?daki
Ruanda işgalinde RPF lideri öldürülünce Kagame gerilla ordusunun başına
geçti ve Pentagon, CIA ve Dışişleri Bakanlığı ile olan ilişkileri daha
da güçlendi. Birleşmiş Milletler?in tasnif edilmiş belgelerine göre,
Albright ve Annan bu durumdan haberdardı.

FüZELERİ CIA TESLİM ETMİŞ
Fransa Parlamentosu ABD?nin RPF?yi Sovyet yapımı yerden havaya fırlatılabilen
füzeler sağladığına dair araştırmasında, bu füzelerin Ruanda Devlet
Başkanı?nın uçağına yapılan saldırıda da kullanıldığını ortaya çıkardı.
Birleşmiş Milletler araştırmasında CIA ile bağlantılı bir şirketin
roketatar parçalarını toplayarak bunları RPF?ye verdiğine dair bir
bilgi ortaya çıktı.

Ancak, bu soruşturma kısa bir süre sonra Amerika ile olan ilişkiler göz önüne alınarak rafa kaldırıldı.

?ULUSLAR ARASI STRATEJİK VE TAKTİKSEL ORGANİZASYONU?
2004 yılında Fransızların bir uçağa yapılan saldırıyla ilgili soruşturması
tamamlandıktan sonra Madsen, soruşturmayı yapanların siyasi olarak
güçlü petrol organizasyonunun bağlantısını ortaya çıkardıklarını
söylüyor. Bu organizasyon genel olarak ?Uluslararası Stratejik ve
Taktiksel Organizasyon? olarak biliniyor.

SOYKIRIM KREDİLERİ
1994?teki soykırımdan bir yıl sonra Ruanda?ya borç verenler Tutsilerin kurduğu
RPF hükümetinden eski rejimin borçlarını geri ödemesini istediler. Ki
bu krediler, kan dökülmesi için verilmişti. RPF hükümeti, borçların
iptal edilmesini istemek yerine Bretton Woods kuruluşlarının talebini
hoş karşıladı. çünkü, askeri gelişme için IMF?nin yeşil ışığına
ihtiyaçları vardı. Yeni krediler de tam olarak askeri harcamalara
gitti.

SOYKIRIM, AMERİKA VE FRANSA ARASINDAKİ BİR MüCADELENİN üRüNüYDü
Fransızların desteklediği Hutu Habyarimana hükümetinin yerine Amerikan destekli
Tutsi Paul Kagame?nin geçmesiyle soykırım bir anlamda başarılı bir
şekilde gerçekleştirildi. Bu soykırım, CIA ve Amerikan özel güçlerinin
yardımıyla meydana geldi. Aslında bu durum, Fransa ve Amerika arasında
deklere edilmemiş bir savaş olarak görülmeli.

YöNETİM FRANSIZLARDAN AMERİKA?YA GEçTİ
Amaç, Ruanda?da bir bir Anglo-Amerikan himayesi oluşturarak Amerika için Orta
Afrika?da neo-kolonyal bir ortam oluşturmaktı. Hükümet ve özel sektör
dilinin Fransızca?dan İngilizce?ye geçmesinden bu amacın başarıya
ulaştığı görülüyor.

Andrew G. Marshall
Ruanda soykırımında Batı?nın dahli

Çev: habervaktim

 


  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN
Adil Gülmez › Kimler olamaz
Cemal Toptancı › İSTİKLAL MARŞI VE MİLLİYETÇİK
Ali Öner › Siyonist Neden Öldürür
Oğuz Düzgün › Cumhurbaşkanı belli ama Başbakan kim olacak
Elvan Alkaya › Canlı yayın soykırım
Osman Atalay › Gazze'nin annelerine selam olsun
Ayşe Müzeyyen Taşçı › Biz şimdi ne yapacağız?
YAZARLAR