SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIK5 SORUKÜLTÜREMLAKFOTOVİDEO

Sefa Çetinkaya

Tezgâhtaki İlmihâl


09.08.2016

İnsan kendini kandırır.

Hatta çoğunlukla kandırmaya meyillidir.

Bir de kandırılmaya müsaittir.

Eğer düşünce sistemi kurmadıysa hayatı içindeki olayları değerlendirme imkânı bulamayacak ve başkalarının sistemlerine göre hareket etmekte sakınca görmeyecektir.

Fakat çocuklarımızı büyütürken, eğitim çalışmaları yaparken “kandırma” faaliyetini biz yapmıyor muyuz?

Şöyle ki,

Yaşama gayreti göstermediğimiz dini anlatıyoruz. Ee şey ben yapamıyorum ama doğusu budur, diyoruz. Hâlbuki örnek olmak ve anlatmak için anlattığınız şeyi başarmak zorunda değilsiniz. O yolda vereceğiniz mücadeleye şahit olana söz ile değil hâl ile anlatmış olacaksınız. Görüyorsunuz ya mücadelesini vermediğimiz mevzuyu “ben yapamıyorum ama” başlıklı sözde öz eleştiri ile muhatabı kandırıyoruz.

Talim terbiye çalışmalarında öğrenilmesi gereken hususlara biz karar veriyoruz. Olması gerekenleri bir bir sıralıyoruz. Muhatabımız öğrenilmesi gerekenlere kendi karar vermiyor, biz onun yerine karar veriyoruz. Ona “karar vermeyi destekleyici” çalışmalar yapmak yerine “onun yerine karar veriyoruz”.

Hayat içinde aktif olmayı anlatmak yerine hayatın karşısında pasif olmalarına neden oluyoruz. Sancı çekmelerine müsaade etmiyoruz. Yanlışlarla tanıştığında ne yapması gerektiği konusunda yol gösterici anlatımlar yerine yanlışa ulaşmaması adına hayatlarından yanlışları çıkartma gayreti gösteriyoruz. Mikrop görmeyen bağışıklık sistemi ne kadar sevimsizse yanlış görmeyen zihin o kadar sevimsiz olacaktır. Çabuk rahatsız olup çabucak rahatsız edecektir.

Bu ana çizgiler ihlal edildiğinde;

Muhâtab kandırılmaya müsait olduğu için Allah'ın ona verdiği irade ile dinini öğrenmek yerine başkalarının “dinini” öğreniyor.

Soru sormak, analiz yapmak vb zihni faaliyetleri güdük kaldığı için “ben mehdiyim” diyene tabi olmakta sıkıntı çekmiyor. Hatta din tacirlerinin yanında o da tezgâh açıyor.   

Dava mülahazasıyla ahlaki normları hasıraltı ediyor. Cennet derdi olması gerekirken Cennet'i arkada bırakacak aforizmalarla hipokampusunu coşturuyor.

Aklı duygularıyla küfre giriyor. Aklının kıblesini bağımlı olduklarına çeviriyor.

Hayatın genel ahlâk kaidelerinin yanında kendi sistemine enjekte edilmiş ahlâki normları meşru görüyor.

Ne yapalım?

14 asırlık mirasa muhâtab bir nesil olarak “yöntem” çalışması yapalım. Âlimlerimizin kimsenin gözünün yaşına bakmadığı tahkik metodunu yeniden ihya edelim.

Ehliyeti, liyâkatı ve emniyeti olmayanları tâlim ve terbiye konusunda görevlendirmeyelim. (Ve dâhi genelde bütün görevlendirmelerde bu sistemi yeniden gündeme getirelim)

Kadim kültürümüzde hoca talebe -ki burada hocaya bağlı olmak vardır, bağımlılık değil- ilişkisinde hoca kendi doğrularını satmaya çalışan değil talebesine yol gösteren, bilgiye ulaşmak için sistem kazandıran ve hatta bu sistemi tenkit ve tahkik etmesi için cesaret veren bir bağ görüyoruz. Bu bağın kuvvetlenmesi için özelde evlerimizde genelde coğrafyamızda çalışmalar yürütmeliyiz.

Ve nihayetinde

Aziz okuyucu,

“Yol” göster, yola yatma, yol olma.

Nitekim:

“Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya”



YAZARIN TÜM YAZILARI

10.03.2017 ok
31.01.2017 ok
Dua
17.01.2017 ok
06.01.2017 ok
12.12.2016 ok
16.11.2016 ok
                    ok
    YORUM YAZ

YORUMLAR

Yavuz Selim / 10.08.2016 06:14:27
Müthiş bir tespit tebrikler.Bu yazı bir manifesto olacak-300 sayfa- ciltli bir kitap olmalı. Madde madde çözümler sıralanmalı:Egitimde 1, 2, 3, ....İş dünyasında. 1, 2, 3, ..Vakıf/Hizmette 1, 2, 3, ..Medya/ Yayın 1, 2, 3, ...Böylece lejandındaki 'İlmihal' çapına ulaşmış ve (biz) muhataplarına bir kaynak bırakmış olur.Özet:, Kolaanlaşıla, çabuk anlaşılan, müthiş keyifli bir yazı. İnşallah devamı gelir.
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR