
“YAĞMURUM”
Aksam olmuştu çoktan. Pencereden yasadığım kasabanın üzerine dolan karabulutları seyrettim, uzaktan gelen davul sesi gibi gök yarılırcasına gürlemeye başladı ve peşinden çakan o muazzam güzellik de ki şimsek benim ani bir kararla dışarıya çıkmama neden oldu.
Bulunduğum kasaba küçük bir yer ve bu kasabanın çevresi parkla çevrilmiş, şöyle bir şey düşünebilirsiniz, sanki eskiden (tabii coook eskiden) burası ormanmış da içini oya oya kasaba haline getirmişler gibi :-) yani park kasabanın hemen yanında.
Dışarıda kimsecikler yoktu hadi insanı bırakın bir hayvan bile yoktu!..
Yüzüme yavaş yavaş düsen yağmur damlacıkları ile adımlarımı hızlandırarak yakındaki parka yürümeye başladım, sanki bir randevum vardı da onu kaçıracakmışım telaşı sarmıştı beni…
Parka vardığımda artik sağanak yağıyordu, koca alanda tek başınaydım. Ellerimi iki yana açıp başımı yukarı kaldırdım sanki ne göreceksem! Yavaş yavaş dönerek yağmurun üzerime yağmasını seyre daldım ama gözlerimi tam açamıyordum zira sağanak gittikçe hızlanmaya başlamıştı ve yüzümü yıkıyordu.
Yağmurun ıslaklığı soğuktu ama nedense o soğukluğun arasında yüzümde yine de hoş bir sıcaklık hissediyordum…
O sıcaklığın, sanki yağan sağnakla yarışmaya girmiş gibi akan gözyaşları olduğunu fark ettiğimde daha da gülmeye başladım hoşuma gitmişti bu başım dönene kadar olduğum yerde (yani yüzüm yukarıya dönük) döndüm durduuum…
"Koca kainatta, bir atom çekirdeğinden dahi ufak, minni minnacik olduğumuzu düşündüm, nasıl ki bizler karıncayı küçücük görüyorsak iste bizlerde bu evrende öylesine küçücük yaratıklarız.. Ama nedense kendimizi hep kocaman görüyor ve herkesten daha üstün düşünüyorduk"… Kısık gözlerimle gökyüzünden yağan yağmuru büyük bir hayranlıkla seyretmeye çalışırken aklımdan bu düşünceler geçiyordu.
Aniden gökyüzü cakan uzun bir şimşekle aydınlandı ve sanki yarılırcasına gürlemesi aklimi başıma getirdi. Sırılsıklam olmuştum ama bu fazla umurumda da değildi…
Koşarak geldiğim yollardan ağır adımlarla eve geri dönmeye başladım, yüzüme yağmur pek değmiyordu artik, başım oldukça eğikti ama yağmuru aratmayan yaslar akmaya devam ediyordu... Ve sokaklar hala bomboştu bırakın insani hayvan bile yoktu :-)
Yıldız TELKÖK
yağmur, can verir, mana verir...
yağmursuz bir dünya asla olmaz, düşünülemez...
işte bu yazı yağmuru yağmur kadar güzel anlatan bir yazıydı...
Bu güzel betimlemeyi bizle paylaşan Yazara teşekkürlerimi sunar kaleminin daha da güçlenmesini dilerim....
Insanin yasami icerisinde o kadar cok inisler cikislar oluyor ve öylesine hizli bir sekilde yasiyoruz ki aslinda anlatmaya kalksak her günümüz bir roman gibidir ama her ne hikmetse bunun pek farkina varmiyoruz taa ki iste böyle nadide bir ani yakalayana kadar...
Ilerdeki gün ve zaman icerisinde daha SIKCA görüsme umudu ile tekrar tsk. ederim...
***Yildiz***

